Anoreksiya Nedir?

Anoreksiya, en yaygın yeme bozukluklarından biridir. Ergenlik dönemindeki çocukların yemek yememe isteği ailelerin kabusu olur. Özellikle kız çocukları zayıf olmalarına rağmen yemek yemek istemez. Bu rahatsızlık daha çok yemek yeme olanakları olan ama kentsel alanda yaşayan genç kızlar arasında yaygın bir hastalıktır.

Anoreksiya hastalarının %90-95’i kadındır. Genellikle 12 ile 25 yaş arasındaki genç kızlarda yaygın olarak görülmektedir. Yapılan son zamanlardaki araştırmalara göre bu hastalığın görülme olasılığı binde 20 olarak saptanmıştır.

Anoreksiya nervoza, düşük vücut ağırlığı belirtisi ile görülen ve ciddi anlamda hayatı tehdit eden bir yeme bozukluğuna verilen addır. Anoreksiya nevroza bozukluğu olan insanlar, zayıf olma konusunda fazlaca takıntılı olup, olmaları gereken kiloların çok altında bir kiloya sahiptirler. Bütün istekleri çok ince olmaktır. Genel görülme oranı toplumda %2’dir.

Anoreksiya Belirtileri Nelerdir?

Anoreksiya belirtileri kendi içerisinde gruplandırılarak değerlendirme yapılır.

1-Fiziksel belirtiler

  • Düzensiz kalp ritmi
  • Yorgunluk
  • Aşırı kilo kaybı
  • Kansızlık
  • Erkeklerde testis oranında düşüş
  • Kadınlarda adet düzensizliği ya da adet görememe
  • Tırnaklarda mavimsi renk değişikliği
  • Saçlarda incelme ve azalma
  • Uyku bozukluğu (İnsomnia)
  • Kemik erimesi
  • Kol ya da bacakların şişmesi
  • Böbrek sorunları
  • Baş dönmesi ve bayılma
  • Kabızlık
  • Kuru ya da sarımsı cilt olarak belirtilir.

2-Duygusal ve davranışsal belirtiler

  • Sosyal hayattan geri çekilme,
  • Sinirli olmak,
  • Kilo alma korkusu,
  • Depresif ruh hali ve depresyona girme,
  • Sürekli besinlerle ilgilenme,
  • Açlık hissini reddetme olarak sayılabilir.

Anoreksiya İçin Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekir?

Anoreksiya, ömür boyu sürebilen bir hastalık olup, kişi en başından itibaren tedaviyi reddeder. Kişide fiziksel, duygusal ve davranışsal belirtilerde kişide mevcut ise mutlaka doktora başvurulmalıdır.

  • Lezzetli de olsa yemeklerden kaçma,
  • Sürekli tartıya çıkarak kilo kontrolünü yapma,
  • Sürekli olarak öğün atlama,
  • Çok zayıf olmasına rağmen sürekli olarak kilolu olduğu konusunda şikayetçi olma,
  • Bedenine uygun olmayan bol kıyafetler giyme,
  • Yemek yememek için sürekli bahaneler üretme,
  • Besinlerin yağ, protein ve kalori gibi değerlerini hesaplayarak, değerlere göre beslenme,
  • Yemek porsiyonlarını zamanla küçültme,
  • Kalabalık ortamlarda yemek yememe,
  • Sürekli ayna karşısında vücudunu kontrol etme,
  • Başkalarının kendileri ile ilgili düşüncelerinin önemsememe gibi belirtiler gözlemlendiğinde acil yardım alınması gerekir.

Anoreksiya Nedenleri

Anoreksiya nedeni henüz tam olarak bilinmemekle birlikte biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bozukluğun oluşmasında etkin olduğu düşünülmektedir.

Biyolojik faktörler: Anoreksiya üzerinde genlerin etkisi henüz bulunamamıştır. Ancak genler bazı insanları anoreksiyaya karşı duyarlı hale getirebilir. Anoreksiya bulunan kişiler fazlaca mükemmeliyetçi, azimli ve duyarlı kişilerdir ve bu özellikler genlerle bağlantılı olduğu için genlerin etkisi araştırılmaya devam etmektedir.

Psikolojik faktörler: Duygusal özellikleri kişiyi etkileyerek anoreksiyanın gelişiminde etkili olabilir. Kişinin bazı duygusal özellikleri anoreksiyanın gelişimine etki edebilir. Depresif kişiliğe sahip olanlar ve obsesif kompülsif kişilik bozukluğu olan kişiler anoreksiyaya etkisi altına daha kolay girebilir. Takıntılara açık olan kişiler, kiloyu takıntı haline getirebilir.

Çevresel faktörler: Gençler arasında ince olma modasının varlığı, gençleri etkisi altına alabilir. Gençlerin ünlülere ya da mankenlerle benzeme isteği anoreksiya etkisini daha fazla yaratabilir. Tabi gençler bu etki altına girerken genetik yapılarını ya da aile özgeçmişini inceleme gereksinimi duymazlar. Anoreksiya gençler arasında yaygın olarak görülen 3. Kronik hastalık olarak belirtilmektedir. ,

Anoreksiyada Risk Faktörleri Nelerdir?

Anoreksiyada risk faktörleri şu şekilde sıralanabilir.

  • Genetik faktörler,
  • Aile öyküsü,
  • Hızlı kilo alıp vermek,
  • Kadın olmak,
  • Ergenlik döneminde olmak,
  • Popüler kültürün etkisi altında kalmak olarak belirtilebilir.

Anoreksiya Vücutta Ne Gibi Sorunlara Yol Açmaktadır?

Anoreksiya bozukluğu vücudun çok farklı bölgelerine zarar vermektedir.

Cilt: Anoreksiya bozukluğu olan kişilerin cilt renkleri gittikçe koyulaşır. El ve bacaklarda ödemler oluşur.

Kalp: Kalp hızı yavaşlar ve zamanla tansiyonda düşmelere neden olur.

Mide-bağırsak-karaciğer: Tükürük bezleri zamanla büyür ve mide boşalması yavaşlar, kabızlık gelişerek karaciğer fonksiyonları bozulur.

Kan: Beyaz küreler azalır ve kansızlık oluşur. Bu nedenle enfeksiyona meyil artar.

Böbrek: Kanda üre yükselerek, böbrek yetmezliğine neden olur. Elektrolit dengesi bozularak potasyum seviyesinde azalma görülür.

Hormonal sistem: Seks hormonlarında azalma görülür. Kan şekeri düşer ve tiroid hormonu azalır.

Kemik: Yaş ilerlemesine gerek duyulmadan erken yaşta osteoporoz ve kemik erimesi oluşur.

Anoreksiya Tedavisi

Anoreksiya tedavisi, uzun ve zorlu bir süreçtir.Anoreksiyalı kişiler tedaviyi kabul etmedikleri için kendi başlarına tedavi için karar veremezler. Anoreksiya bozukluğuna sahip olan kişi branş doktorları tarafından detaylıca incelenir ve psikiyatr desteği mutlaka alınmalıdır.

Anoreksiya tedavisinde, hasta olan kişi ile doktor arasında güven ilişkisi oluşmalıdır. Çünkü ciddi bir işbirliği devreye gireceği için hastanın doktorunu önemsemesi, yönlendirmelere uyması açısından önemlidir. Beden algısına yönelik bozukluk ile depresyon tedavisi için hekim tarafından ilaç tedavisi planlanır. Antidepresan ilaçlardan destek alınır.

Anoreksiya olan kişide metabolik bozukluk varsa, hasta 3 ay içerisinde %30 oranında kilo verdiyse hastanın hastaneye yatırılarak tedavisi gereklidir. Hasta kabul ettiği sürece beslenme uzmanlarından destek alınır. Hastalığın tedavisinde tüm branşlarda gerekli görüldüğünde destek alınarak, hasta tedavi edilir.

Anoreksiya tedavisi çok uzun süreli bir zamanda iyileşme gösterir. Psikoterapi uzun bir süre bırakılmamalı, düzenli kontroller yapılmalıdır. İntihar eğilimi yaygın olduğu için ölüm oranı %15-20 düzeyindedir. Bu nedenle psikolojik olarak tedavi sonuna kadar sürdürülmelidir.

Sağlıkveyaşam

08 Haziran 2018

Yorumlar

Yorum yapmak için lütfen isminizi giriniz.