Posts Tagged ‘sağlık ve yaşam’

Kahve ve Kahvenin Faydaları

Kahve: Tropikal bölgelerde yetişen, 6-8 metre yüksekliğinde, kışın yaprak dökmeyen bir ağaç olan kahve ağacının meyvelerinin kurutulup kabuklarından ayrılmasıyla elde edilen kehve çekirdeği yüz yıllardır severek tüketilen bir içecek olan kahvenin anamaddesidir.

Kahvenin Faydaları: Uyarıcı etkisi ile uykuyu açar, vücuda dinçlik ve enerji verir. Beyni uyararak dikkati toplamaya yardımcı olur. Kan dolaşımını ve solunumu hızlandırır. Kalbi kuvvetlendirir. Sindirimi kolaylaştırır. Cilt kanserine karşı koruyucudur. Uyuşturucu maddelerle zehirlenmelerde faydalıdır. Astım ve nefes darlığında faydalıdır. Öksürüğü keser. Boral bozukluğu ve Depresyona iyi gelir. İdrar söktürür ve böbrek taşlarını düşürmeye kısmen katkıda bulunur.

Kahve nasıl kullanılır? Kahve çekirdeği kurutulup öğütüldükten sonra suda pişirilerek kahve içeceği elde edilir ve bu şekilde tüketilir.

Kahvenin Zararları: Sürekli kahve içmek bağımlılık yapabilir. Uyarıcı etkisi nedeniyle fazla tüketilmesi uykusuzluk, çarpıntı ve sinir bozukluğuna neden olabilir. Yüksek tansiyonu ve basuru olanlara tavsiye edilmez. Ülseri olanlar ve hamileler de içmemelidir. Kabızlık yapabilir

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Furl

Hepatit B Taşıyıcı Anneler Dikkat!

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji ve Hepatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kendal Yalçın, Hepatit B taşıyıcısı bir annenin dünyaya getirdiği bebeğin 12 saat içerisinde aşılanması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Kendal Yalçın,  dünyada yaklaşık 2 milyar insanın Hepatit virüsü ile temas ettiğini, ancak bu vakaların bir kısmında Hepatit B’nin kronikleştiğini, dünyada yaklaşık 400 milyona yakın Hepatit B taşıyıcısının bulunduğunu bildirdi.

Dünyada her yıl akut Hepatit B’den 50 bin kişinin, siroz ve karaciğer kanserinden ise 470 bin kişinin yaşamını yitirdiğini ifade eden Prof. Dr. Yalçın, Türkiye’deki siroz ve karaciğer kanserinin birinci nedeninin Hepatit B olduğunu söyledi.

Türkiye’de yaklaşık 3.5 milyon kişinin Hepatit B taşıyıcısı olduğunu ve bu kişilerin yaklaşık yüzde 25-30′unda aktif hastalık bulgularının olduğunu dile getiren Yalçın, şöyle konuştu:

”Türkiye’de yaklaşık 1 milyon kişi kronik hepatit B hastasıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hepatit B’nin görülme oranı diğer bölgelere oranla daha fazladır. Bunun başlıca sebepleri vertikal geçişim(anneden bebeğe geçiş)ve aile içi bulaşımın yaygın olmasıdır. Yöredeki ailelerin kalabalık ailelerden oluşması ve kırsal kesimde yaşayan ailelerin eşyalarını ortak kullanmaları hastalığın bulaşmasına yol açmaktadır. Hepatit B hastası bir kişinin kullandığı; jilet, kan taşı, tırnak makası ve diş fırçası ailenin diğer fertlerince kullanılması sonucu hastalık bulaşabilir.

Hepatit B hastalığı konusunda toplumun tüm kesimleri duyarlı olmalıdır. Özellikle hamile kadınlar çok dikkatli olmalı ve mutlaka tahlil yaptırmalılar. Çünkü bebeklerine hastalığı bulaştırma riskleri çok fazla. Hepatit B taşıyıcısı annenin doğan bebeği ilk 12 saat içerisinde aşılanmalıdır. Aksi takdirde aşılanmayan ve hastalık bulaşan çocukların yüzde 90′ında hepatit B kronikleşiyor. 18 yaşına kadar herkesin aşılanması gerekiyor.”

- DİYARBAKIR’DA HEPATİT D (DELTA) SEMPOZYUMU DÜZENLENECEK -

Prof. Dr. Kendal Yalçın, Türkiye için kronik hepatit D’nin (delta infeksiyonu) özel bir önemi olduğunu hastalığın Avrupa ülkelerine oranla çok daha fazla görüldüğünü söyledi.

Kronik delta hepatitinin, kronik hepatitlerin en az görüleni fakat en tehlikelisi olduğunu, bu hastalığı taşıyan kişilerde siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine hızlı bir gidişin söz konusu olduğunu belirten Yalçın, şöyle devam etti:

”Hepatit D, ya hepatit B ile aynı anda alınır ya da kronik hepatit B taşıyıcısı olan kişilerin daha sonra bu virüsle karşılaşmasıyla oluşur. Hepatit D virüsü hepatit B virüsü taşıyan kişilerde siroz olma riskini 2-3 kat daha fazla artırır. Kronik delta hepatitinde 8-10 yılda siroz gelişimi yüzde 80-90 oranında olmaktadır. Günümüzde, dünyada delta hepatit sıklığı azalmasına hatta neredeyse yok olmasına rağmen ülkemizde özellikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bu hastalık hala önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Bölgemizde ayrıca Hepatit B sıklığının yüksek olması da bu soruna katkı sağlamaktadır. Çünkü hepatit delta virüsü, ancak Hepatit B virüs varlığında yaşayabilmektedir. Bölgede hastalığın görülme oranı Türkiye ortalamasının çok üzerindedir.

Türkiye ve bölge için son derece önem taşıyan bu hastalıkla ilgili bilgi ve sorunları detaylı incelemek ve tartışmak için Dicle Üniversitesi, Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği ve Türk Gastroenteroloji Derneği’nin ortak katkılarıyla II. Ulusal Delta Hepatit Sempozyumunu düzenleyeceğiz. Sempozyum 22-24 Nisan 2010 tarihlerinde Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirilecek.”

Sempozyuma aralarında Prof.Dr. Nurdan Tüzün, Prof. Dr. Halil Değertekin, Prof. Dr. Öner Özütemiz, Prof.Dr. Abdulkadir Dökmeci, Prof. Dr. Yaman Tokat, Prof. Dr. Cihan Yurdaydın, Prof. Dr. Halis Şimşek, Prof. Dr. Salih Akarca’nın’aralarında bulunduğu İstanbul, Marmara, Ankara, Çukurova, Dicle, Ege, Ufuk, Gaziantep ve İnönü üniversitesinden toplam 27 bilim adamı katılacak.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Furl

Dış Gebelik Ne Anlama Gelir ve Belirtileri Nelerdir?

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Nedir? Çoğu zaman bir fallop tüpünde rahmin dışında yuvalanan bir gebeliktir. Erken tanı ve tedavi etkindir. Tanı ve teda­vide geç kalınırsa gebelik, tüp içinde ge­lişmesini sürdürecek ve sonunda tüp patla­yacaktır. Bu da belki gebe kalındığında döllenmiş yumurtaların rahme taşınma ola­nağını yok edecektir. Bu durumda bir tüpe müdahale edilmezse annenin hayatını da tehdit edebilir.

İşaretler ve Belirtiler. Kasılmalı (spazmodik) kramp ağrıları ve yumuşaklık karnın bir yanından başlayarak tümüne ya­yılır, ağrı karın zorlandığı durumlarda, ök­sürük ya da hareketlerle daha da şiddetle­nebilir. Çoğu zaman ağrıdan günlerce hatta haftalarca öncesinden kesintili veya sürekli şekilde vajinadan gelen  kahverengi dam­lalar veya hafif bir kanama görülür, bazen bulantı ve kusma, baş dönmesi veya hal­sizlik, omuz ağrısı veya zihinsel baskı hissedilebilir. Eğer tüp yırtılırsa (ağır şiddet­li) bir kanama, şok belirtileri (hızlı, zayıf nabız, soğuk, nemli bir cilt ve baygınlık) yaygındır. Leğen bölgesine tamamen ya­yılmadan önce kısa bir süre şiddetli ve sa­bit bir hal alır.

Tedavi. Hastaneye hemen yetiştirmek önemlidir. Dış gebeliğin erken tanı ve teda­visi için tıptaki yeni teknikler, riski büyük ölçüde azaltırken, annenin doğurganlığını koruma şansını da artırmıştır.

Tanı genellikle iki yöntemi birlikte kul­lanma yoluyla yapılır: (1) Annenin kanın­daki  hCG hormon düzeyini izleyen bir dizi çok duyarlı test (eğer gebelik ilerledikçe hCG düzeyleri düşer yükselmezse muhte­melen fallop tüpünde, anormal bir gebe­likten şüphe edilir) ve (2) Rahim ve falllop tüplerini görebilmek için yüksek çözünümlü ultrason ile görüntüleme (rahimde su kesesinin yokluğu her zaman görülemezse de fallop tüpünde gelişen bir gebelik dış gebeliğin göstergeleridir).Eğer herhangi bir kuşku varsa, doğrulanması çoğu zaman, göbekten sokulan minik bir araç (laparoskop) ile tüpler doğrudan ince­lenerek yapılır. Bunlar gibi yüksek teknolojiye dayalı tanı araçları dış gebeliğin er­ken tanısını ve %80′inin yırtılma olmadan yakalanmasını mümkün kılmıştır.

Dış bir gebeliğin başarıyla tedavisi de yüksek teknolojili tıbba dayanmaktadır. Genellikle Laparoskopi (biri göbekte görü­şü sağlayan alet olan laporaskopun sokula­bilmesi için ve öbürü karnın daha aşağı bir bölümünde cerrahi aletler için, iki küçük keşi yoluyla gerçekleştirilecek) bir cerrahi çözüm önerilir. Çünkü bu yöntem, kadının hastanede kalma hem de iyileşme süresinin daha kısa olmasına imkan verir.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Furl

Bahar Yorgunluğuna Doğal Reçete

Beslenmemizde yapacağımız bazı değişikliklerle bahar yorgunluğunu üzerimizden rahatça atabilmemiz mümkün.

Mevsim dönüşümlerine bağlı olarak metabolizma ve hormonlar üzerinde görülebilen değişimler, bazı kişilerde zihinsel ve bedensel farklılıklara yol açabiliyor. Bahar ayının gelişi kimimize enerji ve canlanma hissi verirken; kimimizde de halsizlik, yorgunluk hissi, eklem ağrıları, uykuya eğilim, mutsuzluk ve dikkat dağılımı gibi sıkıntılara sebep olabiliyor.

Beslenmemizde yapacağımız bazı değişikliklerle bahar yorgunluğunu üzerimizden rahatça atabileceğimizi belirten Medical Park Fatih Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevil Nas Can, doğru beslenmenin reçetesini paylaşıyor.

Bahar aylarında hangi vitaminlerin önemi artar?

  • Baharda artan stresi azaltmak için B grubu vitaminleri yönünden zengin gıdaları mutlaka tüketmeliyiz. Tam tahıllı ekmekler, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, et ve süt ürünleri gibi.
  • Antioksidan vitaminler vücudumuzun zararlı çevresel etkilere karşı koruyuculuğunu arttır. C vitamini, E vitamini, A vitamini, selenyum ve çinko, güçlü antioksidan özelliğine sahip vitaminlerdir.
  • C vitamininden zengin besinler; maydanoz, biber, turunçgiller, soğan, kereviz, brokoli, çilek ve kiviyi sayabiliriz.
  • A vitamininden zengin besinler: Balık, yumurta sarısı, kırmızı et, süt, yoğurt, havuç, kayısı, tatlı kabak, kavun, şeftali, ıspanak, brokoli, tere, maydanoz, dereotu ve roka.
  • E vitamininden zengin besinler:Bitkisel yağlar, yağlı tohumlar, yeşil yapraklı sebzeler, yumurta ve kepeği ayrılmamış un.
  • Selenyumdan zengin besinler: Balık, deniz ürünleri, etler, tahıllar, yumurta, brokoli, lahana, kereviz, soğan – sarımsak, mantar ve turp.
  • Çinkodan zengin besinler: Etler, balık, süt, peynir, yumurta, deniz ürünleri, yağlı tohumlar, kuru baklagiller, kepekli tahıl ürünleri ve mantar.

Gerekli vitaminleri almak dışında beslenmemizde dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir?

  • Öğün sayımızı artırmak, sindirim sistemimizin zorlanmaması için çok önemlidir. Öğün araları 2.5-3 saat arayla olmalı, uzun süre aç kalınmamalı ve birden yemeğe yüklenilmemeli.
  • Günlük sıvı tüketiminin artırılması, baharda değişen hormonal ve çevresel etkilerin vücudumuzda yaratacağı ödemi (şişkinliği) azaltacağından oldukça önemlidir. Günde 10-14 bardak arası su tüketmeliyiz.
  • Kola ve kahve gibi kafein içeriği yüksek içecekler ve alkol tüketimi, stresi ve vücuttaki ödemi arttıracağından uzak durulması gereken içeceklerdir. Onların yerine su, az tuzlu ayran, yarım yağlı süt ve taze sıkılmış meyve sularını tercih etmeliyiz.
  • Aşırı tuz tüketimi; vücutta su birikimi arttırarak yorgunluk hissini artırabileceğinden, fazla tuz tüketiminden kaçınmalıyız.
  • Hafif yürüyüş ve sporlar hormonal dengeyi arttıracağı, metabolizmamızın hızlanmasında ve ödemin atılmasında faydalı olacağı için mutlaka düzenli olarak yapılmalıdır.
  • Ağır karbonhidratlı ve yağlı yiyecekler (hamur işleri, şerbetli tatlılar, fazla miktarda pilav, makarna, ekmek, kızartma, kavurma vb.) tüketimi uyku ve yorgunluk halini artıracağından ölçülü tüketilmelidir. Bunların yerine kepekli ve tam tahıllı yiyecekler, sütlü tatlılar, haşlama, fırın ve ızgara tarzı yiyecekler tercih edilmelidir.

Bahar beslenmeyi nasıl etkiliyor, neler yapılmalı?

Baharın gelmesiyle birlikte birçoğumuz kilo verme telaşına düşeriz. Kısa sürede mucize yaratan diyetler, ilaçlar veya bitkiler denemeye başlarız. Uzun zamanlarlara alınan kiloları 1-2 ay içinde vermeye çalışmak, bilinçsiz ve dengesiz diyetler uygulamak, sağlığımız üzerinde zararlı etkilerinin yanı sıra, metabolizmada yavaşlamaya, bağışıklık sisteminin düşmesine, halsizlik, yorgunluk ve konsantrasyon bozukluğu gibi birçok sıkıntıyı yaşamamıza sebep olabilmektedir. Bu nedenle kilo vermek isteyenlerin, mutlaka diyetisyen kontrolünde beslenmelerini ayarlamaları gerekir.

Bahar ayları hangi yiyeceklerin tam mevsimidir?

Bahar aylarındaki beslenmede dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de; besinleri mevsiminde, taze ve hormonsuz olarak yemektir. Meyvelerin gelişimi ve üremeleri için çok düşük dozlarda kullanılan hormon içeren ilaçlar insan sağlığını fazla etkilemiyor. Ancak meyve ve sebzelerin hızlı ve fazla büyümesi ve verimini arttırmak için yüksek dozlarda ve bilinçsizce kullanılan hormon ilaçları sağlığımızı riske sokabiliyor. O yüzden alışverişlerimizde mevsimine göre çıkan besinleri tercih etmeliyiz ve bunları taze olarak pişirip tüketmeliyiz.

MART

Balık: Levrek, kalkan, kefal, tekir ve midye.
Sebze: Ispanak, havuç, pırasa, kırmızı turp ve brokoli.
Meyve: Elma ve muz.

NİSAN

Balık: Kalkan, kılıç, kırlangıç, tekir, barbunya, mercan, kayabalığı ve midye.
Sebze: Taze soğan, taze sarımsak, kuşkonmaz, taze kekik, bakla ve marul.
Meyve: Can erik

MAYIS

Balık: Barbunya, ıstakoz, levrek, tekir, kılıç, kırlangıç, dilbalığı, iskorpit, pavurya ve karides.
Sebze: Enginar, bakla, madımak, semizotu, papatya, ebegümeci, domates ve salatalık.
Meyve: Çilek, yeşil eri, malta eriği ve dut.

Meyve ve sebzelerin tazeliğinden nasıl emin olabiliriz?

Dış görünüş ve yapılarına göre ayırt edebileceğimiz bazı yiyecekler şöyle:

  • Domates: Domates kesildiğinde içi fazlaca boşsa, meyvenin ucunda sivri çıkıntılar ve yuvarlak yapısından farklı bir şekle sahipse, hormonlu olduğundan şüphelenebilirsiniz. Ayrıca hormonlu domatesler de dik kesildiğinde ortasında beyaz ve sert bir tabaka görülür.
  • Salatalık: Şekilsiz, bir ucu kalın, bir ucu ince veya yan yana yapışık meyvelere dikkat edin. İçleri adeta sünger gibi, çekirdek evi de kof bir yapıya sahiptir. Tatlarında farklılıklar ve lezzetsizlik vardır.
  • Biber: Aşırı büyük ve etli bir görünüme sahiptir. Çekirdek etrafı boş, etli kısımda domatesteki gibi beyaz ve sert bir doku görülür.
  • Patlıcan: Şekli bozuktur. Kenarında şişlikler görülür. Yan yana yapışıktır. Etli kısmı sünger gibi kof olur.
  • Patates: Şekilsiz ve yumruları birbirine yapışıktır. Patateste aşırı gübre ve hormon kullanılırsa içinde kararmalar görülür.
  • Çilek: Aşırı büyük, çift yapışık ve içleri boştur.
  • Karpuz: Hormonlu karpuzların çekirdek evleri boştur. Yendiği zaman aşırı nişasta kokusu verir.
Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Furl

Sigaranın Zararını Azaltan Yiyecekler

Antioksidanlar; vücutta oluşan serbest radikal isimli toksik etkili maddelerin temizlenmesinde rol alan bileşiklerdir. Kanda antioksidanların düşük olması; yaşlanma sürecini hızlandırdığı gibi şeker, kalp, kanser gibi birçok kronik hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştırabilir.

Sigara içenlerde, antioksidan seviyelerinin daha düşük olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda, sigara içenlerin kan beta-karoten, laykopen, gama-tokoferol, lutein, zeaksantin gibi antioksidanlarının daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sigara içenlerde, kan C vitamini düzeyleri de daha düşüktür. Başka bir çalışmada, laykopen oranlarının sigara içenlerde içmeyenlere oranla %71–79 daha düşük olduğu belirlenmiştir.

Sigara içmek; vücutta sağlıklı yağların ve B vitaminlerinin yıkımını hızlandırır. Özellikle saç ve tırnak sağlığında önemli yeri olan biyotinin vücutta kullanımını azaltır. Sigara içenlerin vücutlarındaki biyotin kullanımı, içmeyenlere nazaran %30 daha azdır.

Folik asit, DNA onarımında büyük role sahiptir. Ağızda folik asit seviyesindeki azalış, ağızda doku kanseri riskini arttırabilir. Yapılan bir çalışmada, sigara içenlerin içmeyenlere oranla ağız dokusundaki folik asit seviyesinin %50 oranında daha az olduğu saptanmıştır.

Sigara içmek, fagosit adı verilen bağışıklık sistemi hücrelerini arttırır. Bu durum, akciğerlerin zorlanmasına yol açabilecek bir durumdur. Ayrıca sigara içenlerin kırmızı kan hücreleri çabuk bozulmaya daha yatkındır.

Bilmeniz gerekenler

  • Vücudumuzda her gün birçok zararlı madde üretilir. Sigara içmek, bu maddelerin aşırı miktarda üretilmesine neden olabilir. Serbest radikal adını verdiğimiz bu maddelerin birçok hastalık ile yakından ilişkisi vardır.
  • Antioksidanlar, vücudumuzda serbest radikaller ile çarpışıp onları yok eden savaşçılardır. Antioksidanların yokluğunda veya azlığında, kronik hastalıkların ortaya çıkışı kolaylaşır, ayrıca yaşam kalitesi düşer.
  • Laykopenin özellikle prostat, akciğer ve kalp sağlığı açısından önemi olduğu bilinmektedir. Kan laykopen düzeyleri düşük olanların prostat kanserine ve kalp hastalıklarına yakalanması kolaylaşabilir.
  • Lutein, göz fonksiyonları açısından önemlidir. Yeterli lutein seviyelerinin göz sağlığını koruduğu bilinmektedir.
  • C vitamini; bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasında, doku sentezinde, kılcal damarların sağlığında, bazı hormonların sentezinde ve demir mineralinin emilmesinde önemli rolleri vardır.

Öneriler

  • Günde 5–9 porsiyon taze sebze ve meyve tüketin… Taze meyve ve sebzeler, C vitamininin ve antioksidanların zengin kaynaklarıdır.
  • Meyve-sebzeleriniz rengârenk olsun… Sadece tek çeşit meyve ve sebze tüketmeyin. Meyveler ve sebzeler renklerine göre farklı yapıda antioksidanlar içerir. Bu nedenle sofranızdan turuncu, kırmızı, mor eksik olmasın.
  • Küçük taneli meyvelerden vazgeçmeyin… Kiraz, böğürtlen, yaban mersini, mor üzüm gibi meyveler antioksidanlar açısından çok zengindir. Bu nedenle ister kuru ister taze beslenmenizde yer vermeye özen gösterin.
  • Tam tahıllı ürünleri tercih edin, kuru baklagil tüketin… Beyaz ekmek, beyaz pirinç yerine tam tahıllı olanları tercih etmeniz, daha çok B vitamini almanızı sağlar. Ayrıca kurubaklagiller de B vitamini açısından zengindir, haftada 2–3 kez tüketmeye özen gösterin.
  • Haftada en az 2 gün yumurta tüketin… Biyotin, neredeyse her besinde bulunmakla birlikte en zengin kaynağı yumurta sarısıdır. Yumurtanın beyazının tam pişmemiş olması biyotinin vücudunuzda kullanılmasını engeller. Bu nedenle yumurtanın tam piştiğinden emin olmalısınız.
  • Beslenmenizde folik asite yer açın… Folik asidin en zengin besinsel kaynakları; kuru baklagiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve fındık, fıstık gibi yağlı tohumlardır.
Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Furl