Archive for the ‘Beslenme Bozuklukları’ Category

Çinko Eksikliği

Çinko eksikliği büyüme ve gelişimin yavaşlaması, ciltte döküntüler, bağışıklık sistemi bozuklukları gibi pek çok farklı hastalığa yol açabilir. Ayrıca çinko eksikliği hamilelerde de anne ve bebek için tehlikeli olabilir.

Çinko neden gereklidir?
Proteinlerin ve hücre zarının yapısında yer alan minerallerden biri olan çinko, eksik olduğu durumlarda proteinlerin dengelenmesini sağlayan hücrenin işlevinin bozulmasına ve oksidasyon denen hasar veren durumlara karşı hassas hale gelmesine sebep olur.
Bunun dışında çinko genlerin sorumlu olduğu proteinleri üretmesi üzerinde de etkilidir. Ayrıca vücutta yeteri miktarda çinkonun bulunması 100’den fazla enzimin sağlıklı ve düzgün bir şekilde işlevini yerine getirebilmesini sağlar.

Hamilelikte çinko alımına dikkat!

Çinko eksikliği hangi sorunlara yol açar?
İnsan vücudu için çinkonun ne kadar önemli olduğu ancak acrodermatitis enteropatica denen genetik hastalığın keşfedilmesinden sonra ortaya çıktı. Acrodermatitis enteropatica hastalığında çinko emilimi ve dolaşım bozukluğu görülür. Aşırı derecede çinko eksikliğinde ortaya çıkan sorunlar şöyle sıralanabilir:

• Çocuklarda büyüme ve gelişimin yavaşlaması ya da tamamen durması
• Cinsel gelişimin gecikmesi
• Ciltte döküntüler
• Şiddetli ishal
• Bağışıklık sistemi bozuklukları
• Yara iyileşmesinde gecikme
• İştahsızlık
• Tat alma duyusunda bozulma
• Gece körlüğü
• Gözün kornea tabakasında şişme ve bulanıklaşma
• Davranış bozuklukları

Çinko alımı kimler için önemlidir?

• Yenidoğanlar ve çocuklar
• Hamile ve emziren kadınlar (özellikle 20 yaşından küçük anne ve anne adayları)
• Çeşitli nedenler ile ağızdan beslenemeyip hastane koşullarında damardan beslenmesi gereken kişiler
• Anoreksiya nervoza gibi şiddetli beslenme bozukluğu olan kişiler
• Çölyak hastalığı ya da kısa bağırsak sendromu gibi hastalığı olanlar
• Crohn ya da ülseratif kolit gibi kronik bağırsak hastalığı olanlar
• Alkolikler
• Orak hücreli anemi adı verilen kan hastalığı olanlar
• 65 yaş üstü kişiler
• Vejetaryenler

Hamileliklerde çinko gereksinimi artar mı?
Hamilelik döneminde çinko ihtiyacı artar. Hamilelikte yeteri miktarda çinko alınması DNA ve protein yapısında önemli rol oynar. Bundan dolayı hücre yapımının son derece hızlı olduğu hamilelik döneminde çinko alımı son derece önemlidir. Hamile olmayan 19 yaşından büyük bir kadının günlük çinko gereksinimi günde 8 miligramken, hamilelikte bu oran 11 miligramı buluyor. Emziren annelerin ise günde 12 miligram çinko alması gerekir. Kesin bir kanıt bulunmamamsına rağmen hamilelikte çinko eksikliğinin erken doğum ve düşük doğum ağırlığı ile ilgili olabileceğini gösteren çalışmalar mevcut.

En çok hangi besinlerde çinko bulunur?
Çinko en çok et ve deniz ürünlerinde bulunur. Çinko açısından en zengin besin maddesi istiridyedir. Buna karşılık gebelikte çiğ istiridye ve diğer deniz kabuklularının tüketilmesi tavsiye edilmez. Vejetaryen beslenenlerde hamilelikte yeterli çinko alamama olasılığı vardır. Bu gibi durumlarda çinko ile desteklenmiş mısır gevreği, müsli gibi gıdaların tüketilmesi yararlı

Omega 3 Hangi Besinlerde Bulunur

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Omega3 yağ asitleri çoklu doymamış yağ asitleridir. İnsan vücudu doymuş ve tekli doymuş yağ asitlerinin sentezini yaptığı halde çoklu doymamış yağ asitlerinin sentezini yapamamaktadır ve dışarıdan gıda takviyesi olarak alınmalıdır.

Balık yağının faydaları, bileşimindeki EPA ve DHA gibi esansiyel yağ asitlerinden kaynaklanmaktadır. İnsanlar için önemli olan başlıca iki Omega3 yağ asidi; EPA ve DHA olup balık ve balık yağında bulunur.

Yaklaşık 30 yıl önce Danimarkalı araştırmacıların Greenland Eskimolarında kalp hastalıklarının az görülmesini balık kullanımına bağlı olduğunu ortaya koyduktan sonra Omega3 yağ asitlerine olan ilgi tüm dünyada artmaya başlamıştır.

Omega3’ ün çeşitli faydaları bulunmaktadır. Genel olarak beynin normal gelişimi ile göz ve sinir sistemi gelişimine, kalp ve damar sağlığının korunmasına yardımcı olması amacıyla kullanılmaktadır.

Malnütrisyon

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Doç Dr. S. Songül Yalçın,
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD Sosyal Pediatri Ünitesi

Beslenme büyüme, yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için besinlerin kullanılmasıdır.  Yeterli ve dengeli beslenme, besin öğelerinin her birinin yeterli miktarda alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması durumudur. Herhangi bir besin öğesinin yeterli ve dengeli bir miktarda alınmaması durumunda, çocuklarda büyüme duraklar, sağlık bozulur ve gelişme geriliği oluşur. Büyümesini tamamlamış erişkinlerin yetersiz beslenmesinde ise sağlık bozulur ve iş verimi düşer. Şişmanlık ve zayıflık yanında çocuklarda raşitizm, kansızlık, kadınlarda kemik erimesi (osteomalazi), guatr gibi bir çok hastalık da yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu ortaya çıkar.  Beslenme bozukluğunun sık görüldüğü toplumlarda çocuklarda büyüme ve gelişme geriliği çok görülür,  bebek ölüm hızları da çok yüksektir.

Malnütrisyon

Malnütrisyon bir ya da daha fazla besin maddesinin vücut dengesini bozacak şekilde yetersiz veya fazla alınması durumunda ortaya çıkan tablodur. Malnütrisyon gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde, bu ülkelerin de gelir düzeyi en düşük kesimlerinde problem olmaya devam etmektedir.
Malnütrisyon enfeksiyonlara yatkınlığı arttırır, enfeksiyonlarda özellikle beslenme durumu sınırda olan çocuklarda malnütrisyon gelişmesini kolaylaştırır. Malnütrisyonu olan çocuklarda enfeksiyon hastalıkları daha ağır ve uzun sürmektedir. Hastalık sonrası ölüm oranı da artmaktadır.

Ülkemizde beslenme durumunu inceleyecek olursak;

    Beş yaş altındaki çocukların yaklaşık dörtte biri kronik olarak yetersiz beslenmiştir.
    Beş yaş altındaki çocukların yüzde 8′inde ciddi kronik beslenme bozukluğu vardır.
    2-5 yaş arasındaki çocuklarımızın % 20′si bodurdur.
    Annelerimizin % 2,6′sında beslenme yetersizliği olup , % 33,4′ü kilolu, % 19′u şişmandır.

Obezite (şişmanlık)

Doç Dr. S. Songül Yalçın,
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD Sosyal Pediatri Ünitesi

Obezite (şişmanlık), çocuklarda ve gençlerde başlayarak erişkin hayatta da devam etmektedir. Obez erişkinlerin üçte birinin çocukluk çağından itibaren kilolu oldukları bilinmektedir.  Obezite yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kanda yağ yüksekliği (hiperlipidemi), koroner kalp hastalığı, safra kesesi hastalıkları gibi sağlık açısından riskler taşımaktadır. Erişkin ve gençlerde şişmanlık tedavisinde yüz güldürücü cevap almak güçtür. Şişmanlığın tedavisi çok yönlü ve güçtür. Bu nedenlerle şişmanlığı önleme çalışmaları çocukluk çağından başlamalıdır. Obezitede risk faktörleri fiziksel aktivitede azlığı, hatalı beslenme alışkanlıkları, kadın cinsiyet, alkol kullanımı, çok çocuk yapmadır.

Türkiye’de genel obezite sıklığı yaklaşık % 29 iken 50-59 yaşlarında % 45′e yükselmektedir. Ankara’da yapılan bir çalışmada 10-17 yaş grubunda obezite sıklığı erkeklerde % 2,6, kızlarda % 6.7′dir.  Şişmanlık sosyoekonomik düzeyi yüksek okullarda daha fazla görülmüştür.

Besin Zehirlenmeleri

Besin zehirlenmeleri özellikle yaz aylarında artan mevsimsel özellik gösteren infeksiyonlardır.

  • Besin zehirlenmesi nedir?
  • Besin zehirlenmeleri neden, nasıl olur ?
  • Hangi besinlerde dikkatli olunmalı ?
  • Kimler risk altında ?
  • Besin zehirlenmelerinde tedavi nasıldır ?
  • Hangi durumlarda doktora başvurulmalı ?
  • Zehirlenen kişi nasıl beslenmeli ?

Besin zehirlenmesi nedir ?

Son 72 saat içinde, bir mikroorganizma veya toksini ile bulaşmış bir besinin tüketiminin ardından ishal, bulantı, kusma, karın ağrıları, karında kramplar gibi sindirim sistemini ilgilendiren bulguların ortaya çıktığı bir hastalık tablosudur.

Besin zehirlenmeleri tüm dünyada yaygın, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çoğunlukla hafif seyirli ve kendini sınırlayan hastalıklardır. Ancak besin zehirlenmesine yol açan etken ve konakla ilişkili faktörler hastalığın zaman zaman daha ağır seyirli ve hatta ölümcül seyretmesine yol açabilmektedir. Son yıllarda özellikle hamburger, biftek ve çiğ süt tüketimi ile ilişkili salgınlara yol açan ve toksin yapımı ile böbrek yetmezliği, kanlı ishal ve kanama gibi bulgulara yol açan bir bakteri (E.coli 0 157:H7) örneğinde veya besin yolu ile bulaşan tifo ve paratifo bakterileri örneğinde olduğu gibi. Ayrıca, zaten vücutlarında sıvı eksiği olanlar, bebekler ve yaşlılar gibi uç yaşlardaki kişiler, beslenme bozukluğu olan kişilerde gelişen tablonun ağır veya ölümcül olma riski vardır.

Besin zehirlenmeleri çoğunlukla birden fazla kişiyi ilgilendirir. Bazen tek tek olgular, bazen yerel salgınlar (işyerleri, hastaneler, lokantalar), bazen de daha büyük çaplı salgınlar şeklinde görülebilir.

Besin zehirlenmelerine çoğunlukla bakteri türü mikroorganizmalar yol açar. Bu bakteriler 5-70 0 C arasında, en çokda oda ısısı ve üzerindeki derecelerde çoğalma eğilimi gösterirler. Genellikle 5 0 C ve altındaki derecelerde çoğalamazlar. Bu nedenle yaz aylarında görülme sıklığı artmaktadır. Bu etkenler ancak 70 0 C ve üzerindeki ısılarda uygun süre ısıtma ve pastörizasyon ile ölür. Yine bu etkenler (pH<4.5) asit ortamlarda yani düşük nem, yüksek tuz ve şeker içeren gıdalarda ise çoğalamaz. Isıtılma sırasında ısının gıdaya tümü ile ulaşması çok önemlidir. Örnek olarak yapılan bir araştırmada iyi kızartılmış gibi görünen (13-15 dakika kadar) sosis ve bifteklerin ortalarında besin zehirlenmelerine yol açan etkenler üretilmiştir. Bu anlamda daha yüzeyel ısınmaya yol açan ızgara ve kızartma gibi yöntemlerden çok fırında pişirme, basınçlı buhar yolu ile yüksek derecelerde ve homojen pişirmeyi sağlıyan düdüklü tencerede ısıtma veya mikrodalga fırınlar daha emniyetli kabul edilmektedir. Ayrıca donmuş gıdalar, donmuş oldukları sürece ve tüketim tarihleri dikkate alınmak koşulu ile emniyetlidir. Bunlar dışında sert peynir, yoğurt, pastörize sütten yapılmış tereyağ gibi ürünler, asit ortam ve düşük nem koşulları nedeni ile emniyetli kabul edilmektedir. Yeterince pişirilmiş, kaynatılmiş besinler, çay, kahve, asitli gıdalar, reçel gibi yüksek şekerli gıdalar, karbonatlı ve şişelenmiş gıdalar da güvenle tüketilebilecek gıdalar arasındadır.

Besin zehirlenmeleri neden, nasıl olur?

Bir gıdaya, besin zehirlenmesine yol açan etken 3 yoldan ulaşır. Birincisi gıdanın kendisi bu etkeni içerir. Özellikle hayvan kaynaklı gıdalar, bunlar arasında da özellikle kümes hayvanları (hayvanların kendileri bu etkenlerle hasta olabildikleri için) bu tür bulaşta rol oynar. İkincisinde işlenmemiş gıdaya katılan maddeler nedeniyle bulaş olabilir. Üçüncüsünde ise gıdayı hazırlayan kişi veya gıdanın hazırlandığı çevreden bulaş olabilir. Bu nedenle ishalli kişiler, özellikle ellerinde veya vücutlarının başka bölümlerinde yara olan kişiler iyileşene kadar gıda hazırlamamalıdırlar. Çevreden bulaşın önlenmesinde ise gıdanın hazırlandığı ortamın temizliği, ısıtılmamış yiyeceklerle ısıtılmış yiyeceklerin aynı ortamda hazırlanıp sunulmaması, gıda hazırlayan kişinin ellerini sıklıkla yıkaması önemlidir .

Yukarıda tanımlandığı gibi asidite, düşük nem gibi gıdaya ilişkin bazı özellikler de o gıdada etkenin var olup olmayacağını belirler.

Hangi besinlerde dikkatli olunmalı ?

Besin zehirlenmelerinden özellikle yüksek proteinli gıdalar (hamburger, kümes hayvanları, yumurta, kremalı gıdalar vb…), kirli kullanma suyu veya insan dışkısının gübre olarak kullanıldığı koşullarda yeterince pişirilmeden tüketilen meyve ve sebzeler, özellikle fast food restoranlarda sunulan ızgara türü yiyecekler, hazırlanması sırasında çok işlem gerektiren yiyecekler (köfte vb.), pastörize edilmemiş süt ve bu sütten hazırlanan süt ürünleri, iki saatten fazla oda ısısında bekletilmiş ve tüketilmeden önce tekrar ısıtılmayan gıdalar ( zeytinyağlı yiyecekler, soğuk sandviçler, salatalar vb..), özellikle midye gibi kabuklular olmak üzere kirli denizlerden çıkarılan deniz hayvanları sorumlu tutulmaktadır. Eğer kümes hayvanı hasta ise, etken yumurtlama sırasında özellikle yumurtanın dış yüzeyine bulaştığından, kabuğu çatlak, kırık olan yumurtaların ve bunlardan hazırlanan salata, mayonez türü gıdaların da riskli olduğunu bir kez daha anımsatmak gerekir.

Kimler risk altında ?

Konakla ilgili besin zehirlenmelerine eğilimi artıran faktörler arasında mide asiditesinde azalma ve barsaktaki zararsız bakterileri yok eden antibiyotik kullanımından söz etmek yerinde olacaktır. Özellikle yaz aylarında gereksiz antibiyotik ve antiasit kullanımından kaçınılmalıdır. Bu ayrıca bazen aynı besini çok sayıda kişi tükettiği halde neden bir kaç veya bir kişinin etkilendiğini de açıklamaktadır.

Besin zehirlenmelerinde tedavi nasıldır ?

Besin zehirlenmeleri genellikle kendiliğinden sınırlanan tablolar olduğu için çoğunlukla kaybedilen sıvının ağızdan alınan sıvılarla telafisi yeterli olmaktadır. Ancak bazı durumlarda mutlak hekime başvurmak gerekir.

Hangi durumlarda doktora başvurulmalı ?

Bunlar; dışkının kanlı olması, hastada 38.5 0C üzerinde ateş olması, 24 saatte 6 kezden fazla şekilsiz dışkılama, ishalin 48 saatten uzun sürmesi, hastanın bebek veya yaşlı olması, 50 yaşın üzerinde bir kişide şiddetli karın ağrısı ile birlikte ishal olması olarak tanımlanabilir.

İshal dışında süregiden kusmalar nedeniyle hasta ağızdan sıvı alamıyorsa bu durumda da bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Zehirlenen kişi nasıl beslenmeli ?

Besin zehirlenmesi tablosu olan kişilerde, ishal sırasında barsakların dinlenmeye gereksinimi olduğu ve gıda alımının olayı kötüleştirebileceği tarzındaki yanlış inanca bağlı olarak beslenmenin durdurulması doğru bir yaklaşım değildir. Tam tersine harap olan barsak hücrelerinin çabuk toparlanması ve hastalık nedeniyle kaybedilen enerji açığının kapatılması için uygun gıdalarla beslenmeye devam etmek gereklidir. İshal süresince süt ve sütte bulunan laktozu içeren diğer gıdaların ve kafeinli içeceklerin tüketilmemesi önerilmektedir. Tuzlu krakerler, çorbalar, yoğurt, kola türü içecekler, pirinç ve patetes tarzı besinler, çorbalar ve Oral Rehidratasyon Sıvısı (ORS) ishal sırasında tüketimi önerilen gıdalardır.

ORS paketleri sağlık ocakları veya eczanelerden sağlanabilir. ORS, paketlerin üzerindeki önerilere uygun olarak hazırlanmalıdır.

Ayrıca ishal için barsak hareketlerini durdurucu ilaçlar kullanmak genellikle bir yarar sağlamadığı gibi özellikle ateş, şiddetli karın ağrıları, karında kramplar, kanlı ishal gibi bulguların varlığında tehlikeli bile olabileceği unutulmamalıdır.