Archive for the ‘Çocuk Hastalıkları’ Category
tifo nedir tifo belirtileri tifo nedenleri tifo tedavisi
Tifo nedir. ?
Genelde temizlik kurallarına uyulmadığı durumlarda hastalığa neden olan organizmanın, mide barsak kanalı ile vücuda girmesi ve kana karışmasıdır. 8-14 gün içinde hastalık kendini belli eder.
Dışkı yolu ile bulaşan bu hastalıktan korunmanın en iyi yolu özellikle tuvaletten sonra hijyen kurallarını uygulamaktır. Ayrıca kirli su ve iyi yıkanmamış besinlerle de bulaşabilir.
Sineklerde hastalığa neden olan mikroorganizmaları dışkılardan besin maddelerine taşıyabilir.
Tifo nasıl bulaşır?
Oyun yoluyla çocuklara bulaşabilir.
Nadiren hastane personeline, hastalar tarafından kirletilmiş yatak takımlarını değiştirirken bulaşabilir.
Tifo belirtileri nedenleri:
Ateş, başarısı, farenjit, kabızlık, iştahsızlık, karın ağrısı gibi belirtilerin yanı sıra, hastalığın ağırlık derecesine göre, idrar yanması kuru öksürük ve burun kanaması gibi belirtiler de gözlenebilir.
Ateş 2-3 güne bir yükselir ve bu durum 10-14 gün sürer. Hastaların %10’da keskin kenarlı, beyaz-pembe renkli lekeler görülür. Hastada kan hücreleri düşüklüğü, karaciğer fonksiyonu bozukluğu, kan pıhtılaşma bozuklukları ortaya çıkar. Hastalığın geç dönemlerinde barsak da yaralar ve kanlı ishal oluşur.
Tifo Tedavisi:
İyileşme süreci birkaç aydır. Antibiyotik tedavisi doktor kontrolü ile önerilir. Hastalık merkezi sinir sistemini etkiler ve sonuçta hastayı komaya sokabilir.
Çocukluk Çağında Hipertansiyon
[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Dr. Fatih Özaltın, Prof. Dr. Ayşin Bakkaloğlu
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Nefroloji Ünitesi, Ankara
Çocuklukta yüksek kan basıncının saptanması, ileri yaşlarda artmış birincil hipertansiyon riski olan, erken takip ve tedaviden faydalanabilecek bu çocukları tanımlamada değerlidir. Hipertansiyona bağlı organ hasarları çocuklukta başlayabilir.
Çocuklarda normal kan basıncı aralığı bilinmemektedir. Çocuklarda kan basıncı standartları yaşa paralel olarak artmaktadır. Her yıl yaşla birlikte sistolik (büyük) kan basıncında 1.5mmHg, diastolik (küçük) kan basıncında 0.7mmHg artış olmaktadır. Yapılan çalışmalarda kan basıncının gece, gündüze oranla %20 daha düşük olduğu ve günlük sistolik ve diastolik kan basıncı değişikliklerinin minimal olduğu gösterilmiştir. Büyüyen çocukta kan basıncı boy ile ilişkilidir.
Hipertansiyon başlıca kalp, santral sinir sistemi, böbrek ve göz komplikasyonları (olumsuz sonuçları) açısından önemli bir risk faktörüdür.
Çocuklarda hipertansiyonun büyük bir kısmı altta yatan bir nedene (böbrek, kalp hastalıkları, hormonal nedenler ve diğerleri) ikincildir. Hipertansif çocuk ve adölesanların %28’i ikincil hipertansif hastalardır (altta yatan böbrek hastalığı gibi). Oysa hipertansif yetişkinlerde bu oran %7’dir.
Toplumda hipertansiyon için sfigmomanometreler en uygun tarama araçlarıdır. Kan basıncı ölçümündeki hatalar; aletten, ölçümü yapan kişiden ya da hastadan kaynaklanabilir. Aletten kaynaklanan hatalara örnek olarak manometrenin bozuk olması , basınç kaçakları, dinleme aletine ait bozukluklar ve hastanın koluna uygun olmayan dar ya da geniş manşonlar verilebilir. Kan basıncını ölçen kişi, duyu bozukluğu, dikkatsizlik ve bilinçaltı eğilim (örneğin sıfırla biten rakamlar için “ başka bir rakam tercihi” veya normal basınçların yüksekmiş gibi kaydedilmesi gibi) nedenleriyle hatalara neden olabilir. Hasta postür ve biyolojik faktörler nedeniyle hatalı ölçümlerin nedeni olabilir. Postür (örneğin yatma, ayakta durma, oturma) kalbe göre kolun pozisyonu 10mmHg kadar yüksek değişliklere neden olabilir. Anksiyete, yemekler, sigara, alkol, ısı değişiklikleri, egzersiz ve ağrı gibi biyolojik faktörler de ölçümleri etkileyebilir. Kan basıncı ölçümündeki bu sınırlamalar nedeniyle, hipertansiyon tanısının ancak bir ya da birkaç hafta boyunca üç farklı ölçümde okunan yüksek kan basıncının varlığı ile konulması gerektiği önerilmektedir. Sfigmomanometri 3 yaş altındaki çocuklara uygulandığında ilave faktörler doğruluğu etkiler. Birincisi, kol çevresinde fazla değişiklikler vardır bu nedenle manşon seçilirken bu nokta dikkate alınmalıdır (seçilen manşon ön kolun 1/3′ünden küçük, 2/3′ünden büyük olmamalıdır). İkincisi, muayene sıklıkla hastanın anksiyete ve huzursuzluğu nedeniyle zordur. Üçüncüsü, seslerin kaybolmasını çocuklarda duymak sıklıkla zordur ve sıklıkla seslerin şiddetinin azaldığı değer bunun yerine kaydedilir. Son olarak çocuklukta hipertansiyonun tanımı kesin değildir, çünkü çocukluk çağındaki normal değerlerde karışıklıklar vardır.
Kendi kendine ölçülen (ev) kan basıncı ve ayaktan kan basıncı izlemi özel durumlar için (araştırma gibi) yararlı bilgiler sağlayabilir fakat bunlar taramada rutin kullanıma uygun değildir.
Normal kontrollerde kan basıncı ölçümü sağlıklı çocuk ve adölesanlar için yılda en az bir kez yapılmalıdır. Risk faktörleri varlığında (yenidoğan döneminde göbek arter kateterizasyonu, diabet, şişmanlık, çocuk veya ailede hiperlipidemi (kanda yağların fazla olması)varlığı, ebeveynlerde hipertansiyon olması, birinci veya ikinci derece yakınlarında erken kalp krizi veya felç hikayesi, periodik yüksek kan basıncı) daha sık kan basıncı ölçümleri yapılmalıdır. Bu öneri ikincil hipertansiyonun tedavi edilebilir nedenlerinin erken saptanmasının getireceği yararlar nedeniyledir. Sfigmomanometri çocuklar için önerilen teknikle uygulanmalıdır. Tüm çocuk ve yetişkinlerde hipertansiyondan birincil korunma için sağlıklı bir diyet, tuzdan fakir beslenme, fiziksel aktivitenin arttırılması, şişmanlığın önlenmesi ve tedavisi önerilmektedir.
Çocukta Kuşkulu Cinsel Görünüm
[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun, Kocaeli Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı
Bir bebek doğduğunda ilk merak edilen “kız mı erkek mi” olduğudur. Doğumu yaptıran sağlık personeli genital bölgesine bakarak bebeğin cinsiyetini kolayca anlayabilir. Dış genital yapıların yeterli ölçüde farklılaşmadığı durumlarda ise bebeğin cinsiyetinden şüpheye düşülür. Bu durumun tıp dilindeki adı “ambiguous genitale” dir. Ambiguous, “birden fazla anlama gelebilen, ne olduğu belirsiz” demektir. Bu nedenle ” ambiguous genitale” terimi bazı hekimlerce “şüpheli genitalya” olarak türkçeleştirilmektedir. Şüpheli cinsiyetli bebekler 1/30.000 sıklıkta görülür.
- Anne Karnında Cinsel Farklılaşma
- Kuşkulu Cinsel Görünüm
Anne Karnında Cinsel Farklılaşma
Dişi üreme hücresi (ovum) ile erkek üreme hücresinin ( sperm) birleşmesi yaşamın başlangıcıdır. Bu birleşme sırasında her iki hücreden 23 somatik (vücut) kromozomu ve birer cinsiyet kromozumu birleşerek bebeğin genetik yapısını oluşturur. Spermden gelen cinsiyet kromozomu X ise bebek kız, Y ise erkek genotipine sahip olur. Bebek Y kromozomuna (daha doğrusu testis belirleyen gene) sahipse 6-7 haftalar arasında erkek yumurtalıkları (testisler) gelişir. Bundan sonra testislerden salgılanan çeşitli hormonların etkisiyle iç ve dış genital yapı taslakları(ki her iki yöne gelişme potansiyeli taşırlar) erkek yönüne gelişecektir. Dişi yumurtalıklarının (overler) oluşumundan başlayarak kadın iç ve dış genital yapılarının oluşumu ise kendiliğinden (pasif bir süreç sonunda) olmaktadır. Bir başka deyişle cinsel farklılaşmaya temel olan dokular herhangi bir genetik veya hormonal etki ile karşılaşmazlarsa kız yönünde gelişmektedirler. Dolayısıyla cinsel farklılaşmanın doğal yönü kadın yönündedir. İç ve dış genital yapıların farklılaşması 8. haftanın sonunda tamamlanmaktadır.
![]() hamileliğin 3. Haftası Sonunda Bebek |
![]() Hamileliğin 15. Haftası Sonunda Bebek |
![]() Hamileliğin 32. Haftası Sonunda Bebek |
Kuşkulu Cinsel Görünüm Nasıl Meydana Gelir?
Kız ve erkek bebeklerin iç ve dış cinsel yapıları arasında aynı dokudan köken almaktan kaynaklanan tam bir karşılıklılık vardır. Erkekdeki glans penis, kızlarda klitorisin; penis gövdesi, küçük dudakların; skrotum, (testislerin içinde bulunduğu kese) büyük dudakların karşılığıdır.Dış genital yapılar gelişirken erkeklik hormonları kabarıklıkları belirginleştirmek, açıklıkları kapatmak şeklinde özetlenebilecek bir işlev görürler. Şüpheli cinsel görünüm ile doğan bebeklerde en sık neden Adrenogenital Sendrom adı verilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kız kromozom yapısına ve kız gonadlarına (overler) sahip kız bebekler gebeliğin 7-8 haftaları arasında böbrek üstü bezinden salgılanan erkeklik hormonuna maruz kalmaktadırlar. Bu durumda ( bu arada iç genital yapılar daha önce kız yönünde gelişmesini tamamlamıştır) dış genital yapılar erkek yönüne gelişmekte ve kızla erkek arasında belirsiz bir dış genital yapı oluşmaktadır. Daha seyrek olarak erkek genetik yapısına ve testislere sahip bebeklerde hormon yapımındaki eksiklikliğe bağlı dış genital yapıların erkek yönünde gelişmesini tamamlayamaması da şüpheli cinsel görünüme neden olmaktadır.
Şüpheli cinsel görünümlü bebeklerin çok az bir kısmı hem erkek hem de dişi gonadı taşımaktadır. Bu bebekler “Gerçek Hermafrodit” (çift cinsiyetli) olarak tanımlanmaktadır. Mitolojideki “hermafrodit” kavramına kaynaklık eden bu vakalardır.
Kuşkulu Cinsel Görünümlü Bebekler İçin Ne Yapılabilir?
Şüpheli cinsel görünümü olan bebekler acil tanı ve tedavi girişimi gerektirirler. Acil yaklaşım ihtiyacı hem çocuğun cinsiyetinin bir an önce belirlenmesi gerekliliğinden hem de bu bebeklerde acil tedavi gerektiren bazı hastalıkların olabileceğinden kaynaklanmaktadır. İlk bakışta cinsiyeti konusunda karar verilemeyen bütün bebeklerin ileri inceleme için Çocuk Endokrinolojisi bulunan merkezlere gönderilmesi gereklidir. Bu merkezlerde bir taraftan şüpheli cinsel görünüme neden olan hastalıklar saptanırken diğer taraftan cinsel kimlik tayini için gerekli veriler toplanmaktadır. Şüpheli cinsel görünümü olan bebeklerin büyük bir kısmı kız yumurtalıklarına ve kız iç genital yapılarına sahip bebeklerdir. Bu bebekler kız olarak kabul edilmekte ve dış genital yapılardaki sorunlar çeşitli cerrahi müdahaleler ile giderilmektedir. Şüpheli cinsel görünümü olan bebeklerde en hassas konu cinsiyet tayinidir. Bu karar bazen içinde çocuk endokrinolojisi uzmanı, çocuk cerrahisi uzmanı, genetik uzmanı, çocuk psikiyatrisi uzmanı ve Tıbbi Etik Uzmanının bulunduğu komiteler tarafından verilmektedir. Bu konuyla ilgili en önemli ilke cinsiyet tayininin mümkün olan en kısa sürede yapılmasıdır.
Çocuklarda HIV İnfeksiyonu
Çocuklarda HIV İnfeksiyonu
Hazırlayan: Prof. Dr Serpil Uğur Baysal
İstanbul Üniv. Çocuk Sağlığı Enst. Aile Sağlığı Anabilim Dalı
Kazanılmış (edinsel) bağışıklık yetersizliği hastalığı, (AIDS) erişkinlerde tamamlandıktan bir yıl sonra ilk kez 1982′de çocuklarda da tanımlanmıştır. Başlangıçta, pek çok; çocuğa kan ve kan Ürünleri aracılığıyla bulaşmıştır; ancak 1985 ‘ten sonra, kan vericilerinin HIV antikor testi ile taranarak etken bulunduranların verici olarak kabul edilmemesiyle, kan yoluyla geçiş hemen hemen ortadan kalkmıştır.
Günümüzde, gelişmiş ülkelerde çocuklarda gelişen hemen her HIV infeksiyonu, annedeki (matemal) hastalık sonucudur. Doğumdan önce ve yeni doğanın ilk günlerinde anneden bebeğe geçerek ölü doğum, bebekte ölüm ya da.hastalığa yol açan, suçiçeği, hepatit B,C,D,E, enterovirüsler (Coxsackie, ECHO), parvovirus B19, toksoplazma, B grubu streptokoklar, Listeria. Kandida, Lyme, kızamıkçık, uçuk virüsü (herpes simpleks) , gonore, Chlamydia, Ureaplasına, papil-lomavirus ve sifiliz gibi doğumsal hastalık etkenleri arasında HIV giderek artan bir önem kazanmakta.
Epidemiyoloji :HIV infeksiyonu ergenlerde, gençlerde ve erişkinlerde yüksek risk alan davranış biçimi ile ilişkili olarak ortaya çıkan ve infekte annelerin çocuklarında oluşabilen bir hastalıktır. Dünya’ da HIV infeksiyonunun sıklığı hızla artmaktadır. Bildirilen vakaların %1′ i 13 yaşın altındadır.
Gebeler arasında HIV infeksiyonunun sıklığı bölgelere göre değişmektedir. ABD verilerine göre ergenler tarafından askerlik için yapılan başvurularda 1/3000 oranında, iş başvurularında ise 3/1000 oranında HIV antikoru pozitif bulunmuştur. Gebelerde bu sıklık daha fazladır.
ABD’nin Philadelphia kentinde her 1000 gebe kadının 7-8′inin, Afrika ülkelerinde ise 30-70 ‘inin HIV ile infekte olduğu araştırmalarla belirlenmiştir.
Geçiş / Bulaş yolu: Günümüzde, Dünyada çocuklarda ortaya çıkan HIV infeksiyonlarının % 90′ ından çok perinatal (gebelik ve doğum sırasında) geçişle ilişkilidir. HIV (AIDS hastalığı virüsü), anneden gebelik, doğum, emzirme sırasında bebeğe bulaşabilir. Ancak bugün, annenin HIV virüsünü taşıması bebeğini emzirmesi için engel kabul edilmemektedir. HIV ile İnfekte annelerin bebeklerinde, HIV’e karşı oluşan antikorların plasentadan geçişine bağlı olarak HIV antikoru pozitif olur ancak
doğumda çocukların yalnızca % 2S’i HIV ile infektedir.
Öykü: Bulaşmanın gelişmiş ülkelerde giderek artan sıklığı göz önüne alınarak herhangi bir hastalığı olan çocukla ilgili aile öyküsü alınırken, anne-babada yüksek risk taşıyan davranışlar hakkında da bilgi ediniImelidir. Öyküde aşağıdaki özellikler bulunan ailelerle, HIV infeksiyonunu düşündüren ağır beslenme bozukluğu, tekrarlayan fırsatçı enfeksiyonlar gibi bulgulan olan çocukların HIV için test edilmesi düşünülmelidir.
Aile öyküsünde HIV için risk etkenleri şunlardır : Madde bağımlılığı, Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (özellikle deride YaraIara neden olan herpes, sifiliz) güvenli olmayan cinsel ilişki / karşılıklı olarak hep aynı eşle değil her Cinsel ilişkide prezervatif kullanmama 1978-1988 tarihleri arasında kan verilme öyküsü HIV enfeksiyonu sıklığının yüksek olduğu bölgede yaşama.
Tam Doğumda, HIV ile infekte çocuklarda fizik muayene genellikle normaldir. Bulgular 3-24 aylar arasında gelişir; çocukların % 90′ın- da 24 aya kadar bazı bulgular vardır, En sık rastlanan bulgular şunlar- dır: Yaşa göre tartı ve boyda gerilik (tartı alamama;büyümede yetersizlik), lenf bezlerinde büyüme, mantar enfeksiyonu, karaciğer ve dalakta büyüme (orta derecede), gelişme geriliği
Bebeklerde (süt çocuklarında) HIV enfeksiyonunun tanısı için en sık kullanılan testler HIV için kan kültürleri ve DNA- PCR testidir. Bu testlerin her ikisi de en az % 90 oranında duyarlıdır ve yaşamın ilk ayından sonra, hemen hemen % 100 özgündür. HIV pozitif annelerden doğan tüm çocuklarda yaşamın ilk 48 saatinde ,1-2.aylarda ve 4. ayda DNA-PCR testi önerilmektedir.
Yaşamın ilk 15 ayından sonra pozitif ELlSA ve Westem Blot antikor testleri anneden geçen enfeksiyonun varlığını kanıtlar.
Diğer tanısal testlere ek olarak, serum immunoglobulin düzeylerinin ölçümü de yararlıdır; böylece en erken ortaya çıkabilen bağışıklık işlevi bozukluğu belirlenir. T lenfasit sayılarında azalma yaşa bağlı olarak daha geç ortaya çıkar.
Doğumsal HIV infeksiyonu bulunan tüm bebeklerde viral yük fazladır. Ancak, yaşamın ilk üç yılında tedavi yapılmasa bile azalmaktadır. 4-6 yaşından sonra eş düzeylerine ulaşır. Bu dönemde azalmamış yük hastalık gidişinin kötü olacağının belirtisi olarak kabul edilmektedir.
Tedavi:
1. Aile desteği ve eğitim -HIV bir aile hastalığıdır; etkilenmiş ailelerin zamana ve duygusal desteğe gereksinimleri vardır.
2. Yeterli beslenme sürdürülmelidir.
3. Tüm enfeksiyonlar yeterli ve etkin olarak tedavi edilmeli, olabileceklerin önlenmesi için çalışılmalıdır.
4. Sık bakteri enfeksiyonu gelişen çocuklara her ay damar yoluyla gamaglobulin verilebilir.
5. Fırsatçı enfeksiyonları olan, tartı alamayan, CD4 lenfosit sayıları düşük olan çocuklar Zidovudine ( ZO\/; AZT ) ve/ya Didanosine (ddI) ile tedavi edilir.
6. Yeni araştırmalar HIV ile enfekte annelere gebelikte ve doğum sırasında verilen AZT’nin anneden bebeğe HIV geçişini-% 25′ten % 6- 8′e indirdiğini göstermiştir. Ek olarak, yeni doğanın sezaryan kesisi ile doğumu yoluyla risk % 2-3′e indirilebilmektedir. Bu nedenle, her gebe kadının HIV antikorları açısından taranması ve pozitif olduğunda tedavisi önerilmektedir (örneğin, Amerikan Pediyatri Akademisi herkese yazılı olarak HIV eğitimi verilmesini ve tüm gebelerden yazılı onay alınarak test edilmelerini önermektedir.
Yaşam Süresi: Bebeklerde ve çocuklarda HIV infeksiyounun seyri genellikle erişkindekinden daha ağırdır. Anneden kazanılmış HIV infeksiyonu olan çocuklarda ortalama yaş süresi 7-10 yıldır. Bu çocuklar, henüz bir yaşından önce fırsatçı enfeksiyonlarla savaşırlar. İlerleyici bilinç değişikliği sonucun ölümcül olduğunu gösteren temel bulgudur.
Çocuklarda AIDS’in Önlenmesi
Doğumsal infeksıyonun önlenmesi üç basamaktan oluşmaktadır:
1 Tüm gebe kadınların bilgilendirilmiş onayla test edilmesi
2.HIV ile enfekte gebe kadınların tedavi edilmesi
3.Yeni doğanın tedavisi
Ülkemizde bu ilaç Sağlık BakanIığınca ücretsiz olarak sağlanır.
Anneden geçen ve ergenlerdeki (adolesanlardaki) HIV enkesiyonu tamamen önlenebilir. Dünya çocuklarının sağlık, barış, onur içinde yaşamaları ve büyümeleri için yapılması gerekenler arasında HIV/AIDS’e karşı savaş da yer almalıdır. fuhuşunu engellemek ve çocukların refah düzeyini ve olanaklarını artırmak için evinden kaçmış çocuklar için yasal düzenlemeler ve danışmanlık yapılması bu savaın önemli bir parçasıdır.
Dünya’da HIV/AlDS bulaşmaIarının üçte biri 15-24 yaşlardaki gençleri etkilemiş durumdadır. Yeni HIV infeksiyonlarının yarısından çoğu 25 yaş altında görülmektedir. Bu nedenle, güvenli cinsel davranışı geliştirme eğitiminde gençlik önemli bir hedef grubu oluşturur.
Türkiye’de AIDS konusunda ilk sivil örgütlerden olan,1992 yılında Istanbul’da kurulan AIDS Savaşım Demeği’nin etkinlikleri arasında ailelerin eğitimi gençlerin eğitimi ve cinsel sağlı eğitimi, katılımlı (interaktif) eğitim, akran eğitimi de yer almaktadır. 20 ilde şubesi olan Dernek 11- 14 Kasım ‘da düzenlediği 5. AIDS Kongresinde de etkinliklerini yayma ortamı bulmuştur.
Bu konuda çalışan diğer gönüllü kuruluşlarla işbirligi içinde yürütülen etkinliklerle HIV bulaşmasından korunmak için güvenli cinsel yaşam ve kondom kullanılması ile kontrolsüz kan – kan ürünü nak- linin önlenmesi konuları her eğitimde vurgulanmaktadır. Ailelerin düşünebileceğinin aksine, Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler AIDS programı tarafından yapılan araştırmalarda çocuklara ve gençlere doğru yöntemlerle cinsel eğitim verilmesinin cinsel yaşamın erken başlamasına ve cinsel aktivitenin artmasına yol açmadığı anlaşılmıştır.
AIDS ile savaşımın sembolü olan kırmızı kurdele “AIDS’i tanıyor biliyor ve korunuyorum. AIDS’ e karşı savaşa katkı veriyorum. HIV/AIDS’ li bireylerin insan haklarına saygı duyuyorum” anlamını taşımak- tadır. Hepimiz, bu kurdeleye sahip çıkarak, hastalarımızı, toplumumuzu, ailelerimizi ve kendimizi HIV infeksiyonunun risklerini azaltmak, ortadan kaldırmak üzere bilinçlendirmek ve bu bilinci yaymak için çaba göstermeliyiz.
Ani Bebek Ölümü Sendromu
Hazırlayan: Dr. Mustafa Çetiner
Tıpta yaşanan en trajik klinik durumlardan biri “ani bebek ölümü sendromu”dur: Bu sendrom, bir yaşının altındaki bebeklerde görülen, klinik ve laboratuvar olarak nedeni bulunamayan ve otopside tam koyduracak anormal bir durumun saptanmadığı bebek ölümlerini tanımlamaktadır: Ani bebek ölümü sendromunun en sık 2-4 aylık yeni doğan bebeklerde görüldüğü ve yaş ilerledikçe sıklığının azaldığı bilinmektedir:
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Anabilim Dalı, Yeni Doğan Bölümü öğretim üyesi Doç Dr ipek Akman, “ani bebek ölümü sendromu” gelişimi için risk faktörü kabul edilen nedenleri şöyle özetlemektedir:
1- Bebeğin yüzüstü yatıyor olması
2- Bebeğin yumuşak yüzeyde yatıyor olması
3- Bebeğin ebeveynleri ile aynı yatakta yatıyor olması
4- Annenin hamilelikte sigara içmesi
5- Prematürelik ve/veya düşük doğum ağırlığı
6- Bebeği çok giydirme veya odayı çok ısıtma sonucu aşın ısınma
7- Erkek cinsiyet
Normal koşullarda, uyku sırasında bebeğin yüzü yumuşak bir yüzeyle örtüldüğünde bebeğin oksijensiz kalması sonucu uyanması ve başım çevirerek düzenli nefes almayı sürdürmesi beklenir: Ancak bazı bebeklerde bu durum gerçekleşmez ve sonuçta bebek ölümü görülebilir: Doç Dr ipek Akman, “ani bebek ölümü sendromu” riskine karşılanabilecek önlemleri şöyle sıralamaktadır:
1- Bebek uyurken sırt üstü yatırılmalıdır.
ABD’ de, 1992 yılında, “ani bebek ölümü sendromu”nu önlemek için sırtüstü yatış pozisyonuna geçilmesi ile sendromun sıklığı % 40 azalmıştır: Aileler bebekleri uyurken yan veya tercihen sırtüstü yatırmalıdır: Ailelerde sırtüstü yatış pozisyonu nedeniyle bebeğin kusması halinde kusmuğunun akciğerlere kaçacağı korkusu olabilir; ancak yapılan araştırmalarda yatış pozisyonunun değişmesinden sonra bu problemde bir artış gözlenmemiştir: Bebek uyanıkken ve ebeveynleri yanındayken yüz üstü yatırılabilir: Bu şekilde bebeğin omuzlan kuvvetlenir ve baş arkasında sürekli yatmaya bağlı düzleşme olması önlenebilir:
2- Bebek sert yatakta yatırılmalıdır
Bebekleri yumuşak yatak, su yatağı, yastık, yorgan veya kuzu postu gibi yüzeylere yatırmak çok yanlıştır: Bebek battaniye ile örtülecekse, gece battaniyenin bebeğin yüzünü kapamasını önlemek için, battaniye göğüs seviyesine kadar gelmesi ve uçlan çarşafla birlikte yatağın altına doğru kıvrılması gereklidir: Bebeklerin ebeveynleri ile birlikte aynı yatakta yatmaları risklidir:
3- Annenin sigara içmemesi gereklidir
Ani bebek ölümü sendromu ile ilgili yapılan tüm araştırmalar; hamilelikte ve doğum sonrasında sigara kullanımının riski arttırdığını açıkça ortaya koymaktadır:
4- Aşın ısınmanın önlenmesi gereklidir
Ani bebek ölümü sendromu kış aylarında daha sık görülür: Özellikle yüzüstü yatan, çok giydirilen ve battaniye ile örtülen bebeklerde riskin artabileceği unutulmamalıdır:
5- Prematüre ve/veya düşük doğum ağırlığı olan bebeklerde Apne monitörleri kullanılabilir
Prematürelerde ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde sendrom riski daha yüksektir: Bebek ne kadar erken doğduysa ve ne kadar küçükse risk o denli fazladır: Bazı prematürelerde solunum duraklaması (apne) ve kalp hızında yavaşlama (bradikardi) olabilir: Bu bebekler eve taburcu edilirken apne monitörü verilmesi uygundur; ancak bu durumda dahi ani bebek ölümü sendromu sıklığının azalmadığını iddia eden çalışmalar vardır:
Ani bebek ölümü sendromu, nedenleri halen tam anlaşılamamış bir klinik durumdur: Ancak alınabilecek bazı basit önlemler ile riskin azaltılabileceği açıktır: Önemli bir sağlık sorunu sayılması gereken bu durumun sıklığının azaltılmasında annelerin ve babaların eğitimi öncelikli görünmektedir:


