Archive for the ‘Sağlıklı Çocuklar İçin’ Category

Anne Sütü ve Bebek

İtalyan La Stampa gazetesinde yer alan habere göre, Avustralya’daki Perth’s Telethon Çocuk Sağlığı Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada, 1989-1992 yılları arasında doğum yapan 2 bin 300 kadının çocuklarının ruh sağlığı gelişimi 14 yıl boyunca gözlemlendi.

Araştırmanın sonucunda, bebeklik dönemlerinde 6 aydan uzun bir süre anne sütüyle beslenmiş olan çocukların, psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip olma risklerinin daha düşük olduğu ortaya çıktı.

Bu çocukların daha sakin ve huzurlu olduğu gözlemlenen araştırma ekibinin başındaki Wendy Oddy, bu sonuçlarda, anne sütünün içerdiği biyolojik bileşenlerin yanı sıra, emzirme yoluyla anne ve bebek arasında oluşan doğal bağın etkili olduğu görüşünü ifade etti.

Çocuklarda Göz Sağlığı

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Hazırlayan: Dr. Ahmet Karakurt
Ankara Numune Hastanesi Göz Kliniği

Çocuklarda Göz Muayenesi
Göz muayenelerine genellikle hastanın şikayeti dinlendikten sonra görmesine bakılarak başlanır. Görme muayenesi hastanın tam uyumunu gerektirdiği için anne ve babalar çocuğun hangi yaşta göz muayenesine girebileceği ve bu muayenenin nerede yapılabileceği konusunda endişe duyarlar. Ülkemizde göz doktorları hem çocukları hem de erişkinleri muayene ve tedavi edebilecek şekilde yetiştirilir.

Göz muayenesinin belli bir yaşı yoktur. Şikayeti olan çocuk hangi yaşta olursa olsun muayene edilebilir. Çocuğun muayeneye izin vermediği durumlarda uyutucu, sakinleştirici ilaçlar kullanılır; bazı durumlarda ise genel anestezi verilerek muayenesi tamamlanır. Hiçbir şikayeti olmayan çocuğa 3-4 yaşlarına kadar en az bir defa göz muayenesi yapılması gerekir.

Muayenede ailelerin en çok merak ettiği konu çocuklarının görüp görmediğidir. Üç yaşın altındaki çocuklarda görme, uyum gerektirmeyen yöntemlerle tespit edilebilir ya da tüm muayene bulguları birleştirildiğinde çocuğun ne kadar gördüğü konusunda bir fikir edinilir. Üç yaşın üzerindeki çocuklar, ilgilenildiği takdirde E harflerini öğrenebilir ve bunların uçlarının ne yöne baktığı sorularak görme muayenesi yapılabilir. Bunun yanı sıra şekiller sorulabilir. Daha ileri yaşlardaki çocuklara erişkinlerde olduğu gibi harfler sorularak görme düzeyleri tespit edilir.

Çocuklarda gözlük muayenesi erişkinlerden farklı olabilir. Özellikle bebek ve küçük çocuklar ile uyumsuz büyük çocuklarda ilaç damlatıldıktan sonra retinoskop veya bilgisayarlı ölçüm aleti ile gözlük numarası tespit edilebilir. İlaçlı muayene gözün arka kısımlarının değerlendirilmesine de olanak tanır.

Gözbebeği Beyazlığı
Gözbebeği, gözün renkli kısmının ortasındaki siyah yuvarlaktır. Gözbebeğinin beyaz, gri veya sarı gibi siyah dışındaki bir renge dönüşmesi önemli hastalıkları gösterir.

Katarakt: Çocukluk çağında doğuştan olabileceği gibi sonradan yaralanmalar, metabolik bozukluklar ve enfeksiyonlar gibi nedenlerle de meydana gelebilir ve beyaz gözbebeğinin en sık nedenlerindendir. Erken dönemde tespit edilip tedavi edilmezse kalıcı görme kaybı, şaşılık ve kontrolsüz göz hareketlerine neden olur.

Tümörler: Pek çok iyi huylu tümörün yanısıra retinoblastom adı verilen kötü huylu tümör de gözbebeğini beyazlaştırır. Tedavisi göz ve görmenin korunmasından öte hayati önem taşır.

Enfeksiyöz ve iltihabi durumlar: Değişik bakteriyel, viral veya paraziter enfeksiyonlar gözbebeğini beyazlaştırabilir.
Gelişimsel bozukluklar:  Gözün gelişimi ilaç, enfeksiyon, metabolik bozukluk, yaralanma veya erken doğum gibi herhangi bir nedenle  kesintiye uğrayacak olursa ciddi anormallikler meydana gelir.

Diğerleri: Gözün sinir tabakasının yerinden ayrılması, göz damarlarının bozuklukları, göz sinirinin anormallikleri, göz içine kanama olması gibi pek çok durum gözbebeğini beyazlaştırır.

Bir hastalığın, gözbebeği beyazlaştıktan sonra tespit edilmesi istenmeyen bir durumdur, erken tedavi başarıyı artırır. Gözbebeği beyazlaştıktan sonra ne kadar acele edilse de başarı kısıtlı olacaktır.

Şaşılık
Bakılan yere heriki gözün birlikte bakması gerekir. Gözlerden biri istenen hedefe bakarken diğeri başka yönlere bakıyorsa kişide şaşılık var demektir. Şaşılık her yaşta görülmekle birlikte çocukluk döneminde daha sıktır. Tek bir hastalık değildir. Değişik tipleri vardır.

Çocukluk döneminde meydana gelen şaşılıklarda çocuk genellikle bir gözünü tercih ederek çift görmeyi engeller. Tercih edilmeyen gözde ise tembellik gelişir. Göz tembelliği, tedavisi ancak çocukluk döneminde yapılabilen ciddi bir bozukluktur.

Çocuklarda en sık görülen şaşılık, içe kayma şeklinde olanlardır. Gözlerin dışa, yukarı veya aşağı doğru kaydığı şaşılıklar daha nadirdir. Her şaşılık, anne, baba veya yakınların anlayabileceği şekilde ileri düzeyde olmayabilir. Hatta bazı şaşılıklar basit bir muayene ile bile tespit edilemeyebilir ve ileri incelemeler gerekebilir.

Şaşılığı taklit eden durumlar da vardır. Bunlara yalancı şaşılık denir. Yalancı şaşılıklar genellikle göz çukurlarının anormalliği, asimetrisi, göz kapağı bozuklukları ve burun kökü basıklığı gibi durumlarda meydana gelebilir. Şaşılığı taklit eden bu durumların ayırıcı tanısı yapıldıktan sonra bir kısmında etkene yönelik tedavi yapılırken bir kısmında da çocuğun gelişimini takip etmekle yetinilecektir.

Toplumumuzda yaygın olan bir terim de gizli kayma ya da gizli şaşılıktır. Tıbbi olarak gizli kayma, normal durumda yokken belli testlerle ortaya çıkarılabilen kaymalar olarak açıklanabilir. Ayrıca çocuğun sağlıklı olduğu durumlarda görülmezken sıkıntılı veya hastalıklı zamanlarında ortaya çıkan kaymalar da olabilir.

Tipi ne olursa olsun her tip kayma önem taşır ve bir an önce teşhis edilerek tedavi ve takip planının yapılması gerekir.

Göz Tembelliği
Göz tembelliği, toplumda sık rastlanan, çok konuşulan, fakat az bilinen bir konudur. Farkedilmesi zordur ve farkedildiği zaman da genellikle tedavi aşamasını geçmiş olmaktadır.

Göz tembelliğini, en basit şekliyle gözün sinir tabakasını ve sinir yollarını tutan belirgin bir hastalığın olmamasına rağmen kişinin görmesinin herhangi bir şekilde artırılamaması olarak tanımlayabiliriz. Oluşum mekanizması, kullanılmayan sinirin atıl duruma geçmesi şeklindedir. Yani gözün öndeki kırıcı ortamlarından görüntü bir şekilde sinir tabakasına ulaşmaz ya da bulanık olarak ulaşacak olursa kişide göz tembelliği gelişir. Göz tembelliğine sebep olan durumların bir an önce ortadan kaldırılması ve görme sinirinin uyarılmaya başlanması gerekir.

Göz tembelliğinin sık görülen nedenleri şunlardır:
1. Şaşılık: İki göz ayrı ayrı yönlere bakıyorsa beyne iki ayrı görüntü gider ve çift görme meydana gelir. Çocuklarda bir şekilde bu durum engellenir. Beyin, gözlerden birinden gelen görüntüyü baskılar ve tek gözle görme sağlanır. Bu arada görüntüsü baskılanan gözde tembellik gelişmeye başlar.
2. Kırılma kusurları: İki göz arasında kırılma kusuru farkı fazlaysa, ya da iki gözde de yüksek astigmatizma, hipermetropi vb. kırılma kusurları varsa göz tembelliği gelişebilir.
3. Diğer göz hastalıkları: Bu grupta görme eksenini kapatan hastalıklar sayılabilir. Bunlar, kornea, iris, lens ve vitreus gibi gözün kırıcı ortamlarının kesiflik veya anormal pozisyonda olmaları ile ilgili hastalıklardır. En sık görülen tipi de kataraktlardır. Ayrıca göz kapağı hastalıkları da görme eksenini kapayarak göz tembelliği oluşturabilir.

Göz tembelliğinin tedavisi ilk 6 yaş içinde yapılmalıdır, 10 yaşından sonraki tedaviler yararlı değildir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa alınacak sonuç da o denli başarılı olacaktır. Tedavi iki basamaktan oluşur. Bunlardan biri göz tembelliğine yol açan faktörün diğeri de göz tembelliğinin kendisinin tedavisidir.

Gözde Çapaklanma ve Kanlanma
Gözlerde yanma, batma, kaşıntı, kanlanma ve çapaklanma gibi şikayetler genellikle konjonktivite bağlıdır. Bazen korneanın iltihapları da bu tip şikayetlere yol açabilir. Hatta kornea ve konjonktivanın iltihapları birlikte seyredebilir. Gözde bu tip şikayetlere neden olan üçüncü bir yapı ise kapaklardır.

Konjonktivanın iltihapları enfeksiyöz, alerjik, immünolojik, toksik veya travmatik olabilir. Enfeksiyöz olanlar bakteri, virüs ve parazitlere bağlıdır. Genellikle temizlik kurallarına uyulmadığı ve hastalıklı kişilerin eşyaları ortak kullanıldığı zaman meydana gelirler. Ayrıca genel durum bozukluğu da enfeksiyonlara yatkınlığı artırır. Bebeklik döneminde meydana gelen konjonktivitler çok şiddetli olabilir.

Alerjik kökenli olan konjonktivitler genellikle bahar aylarında ortaya çıkmakla birlikte tüm mevsimlerde de görülebilir. Kaşıntı ve sulanma ön planda olur. Bazı alerjik durumlar çok şiddetli seyredip görmeyi dahi bozabilir. Tedavileri zor olsa da ihmal edilmemeleri gerekir.

İmmünolojik, yani bağışıklık sisteminin bozukluklarıyla ilgili konjonktivitler daha çok yaşlılarda görülmekle birlikte çocuklarda da görülebilir ve ağır seyreder.

Toksik ve travmatik olan konjonktivitler ilaçlar ve kimyasal maddelere karşı gelişir.
Korneanın iltihapları keratit veya keratopati olarak adlandırılır. Bunlar da enfeksiyöz, immünolojik, alerjik, toksik veya travmatik olabilir. Korneayı tutan iltihabi durumların bir ayrıcalığı vardır. Uygun şekilde ve erken dönemde tedavileri yapılmazsa kesiflik meydana gelir ve bu kesiflik merkezi kısımları tuttuğu takdirde çocuğun görmesini etkiler. Ayrıca ilerlemiş kornea hastalığının tedavisi de daha zordur. Hatta göz, kornea nakli gibi çok ciddi bir ameliyata kadar gidebilir. Bu ameliyatta, ölü gözünden alınan saydam kornea kesifleşmiş olan hasta korneasının yerine dikilmektedir. Şüphesiz bu ameliyat sorunlardan arınmış, kornea hastalığının mutlak çözümü olan bir tedavi yöntemi değildir. Ameliyata ait sorunların yanısıra meydana gelmiş veya gelmesi muhtemel göz tembelliğinin de tedavisi gerekir.

Son olarak göz kapağının iltihapları da gözde yanma, batma, kanlanma ve çapaklanma gibi şikayetler yapabilir. En belirgin özellikleri ise kirpik diplerinde kepeklenme, kirpiklerde dökülme ve kapak kenarında kızarıklıktır. Göz küresi yüzeyinde de ikincil sorunlar meydana getirebilirler.

Gözde Sulanma
Çocuklarda, özellikle de bebeklik döneminde konjonktivitler, kornea ve kapak hastalıkları, yabancı cisimler ve konjenital glokom gibi durumlar sulanma meydana getirebilir, ama gözde sulanma asıl olarak göz yaşı kanalının tıkanıklıklarının veya darlıklarının tipik belirtisidir. Bazen bu sulanma mikrobik bir hal alır ve çapaklanma meydana gelebilir. Burun köküne basıldığında iltihabi sıvılar çıkabilir. Bu durum ilk bir yaş içerisinde anne-babalar için sıkıntılı bir durum oluşturur, fakat genellikle bu sürenin sonunda kanal açılır ve çocuğun şikayetleri kaybolur. Bu dönem içerisinde kanalın açılmasını kolaylaştırmak için burun köküne masaj önerilebilir. Çapaklanmanın çok olduğu dönemlerde antibiyotik damlalar kullandırılır. Enfeksiyon, göz ve çevresindeki dokuları içine alacak şekilde artarsa daha yoğun bir tedavi gerekebilir.

Bir yaşın sonunda kanal hala açılmamış ise genel anestezi altında sondalama yapılır. Sondalama işlemi başarısız olduğu takdirde birkaç defa tekrarlanabilir. Buna rağmen kanal açılmazsa 3-4 yaşlarını geçtikten sonra cerrahi tedavi gerekir.

Doğuştan Göz içi Basınç Yüksekliği
Erken müdahale edilmediğinde kalıcı körlüğe yol açan ciddi bir bozukluktur. Daha bebeklik döneminde ışıktan etkilenme, gözde sulanma, gözleri kısma ve kırmızı göz gibi şikayetler meydana getirir. Kornea dediğimiz gözün ortasındaki saydam yapı büyür ve kesifleşmeye başlar. Göz içi basıncı tek taraflı arttığında korneadaki büyüme daha belirgin olarak izlenir.

Göz içi basıncı yüksek seyretmeye devam ederse korneada çatlaklar oluşur, görme sinirinde de çukurlaşma meydana gelir. Yani sinir hücreleri ölür ve bunların fonksiyonları bir daha geri getirilemez.

Bebeklerde bu göz içi basınç yüksekliğini taklit eden ya da göz içi basınç yüksekliğine eşlik eden pek çok anormallik bulunur. Bu durumların tespiti için genel anestezi altında muayene gerekir, göz içi basınç yüksekliği doğrulanırsa bunun tedavisi cerrahidir.

Az Gören Çocuk
Az gören çocuğun bir miktar görmesi vardır, fakat bu görme ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde değildir. Görme ilaçla, cerrahi ile veya gözlükle artırılamaz. Görmenin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeye getirilebilmesi için özel cihazlar ve bunları kullanabilmek için de rehabilitasyon gerekir.

Az gören çocuklar, özellikle okula başladıkları zaman yardıma ihtiyaç duyarlar. İyi göremedikleri için derslerde başarısız olabilirler. Özel cihazlarla da yeterince yardım sağlanamazsa görme özürlülere yönelik okullara gönderilmeleri gerekebilir.

Bu çocukların görme rehabilitasyonunda kullanılan cihazlar büyüteçler, teleskop gözlükler ve kapalı devre televizyon sistemleridir. Uygun cihaz seçimi yapıldıktan sonra cihazın kullanımı öğretilir ve pratik yaptırılarak daha seri kullanması sağlanır. Cihaz kullanımının yanısıra ortamın ışığı artırılarak, büyük puntolu kitaplar sunarak ve çevresinde ihtiyacı olan şeylerin yazılarını daha belirgin hale getirerek hayatları kolaylaştırılabilir.

Az gören çocuklara yardım, belli göz doktorlarının ve merkezlerin ilgi alanını oluşturmaktadır. “Az gören”, “kör” demek değildir. Az gören kişinin kalan görmesi bir şekilde değerlendirilmeye çalışılır. Kör olan kişiler için ise diğer duyu sistemlerinin kullanılması gerekir. Yani körlerin rehabilitasyonu da tamamen ayrı bir konudur.
İnsanlar az gördüğü veya kör olduğu zaman göz doktorlarıyla olan irtibatları kesilmez. Çünkü göz sadece görme organımız değildir. Göz, aynı zamanda estetiğimizin bir parçasıdır. Görmeyi azaltan veya kaybettiren hastalık ne ise takibi yapılmadığı takdirde göz küresinin de kaybına yol açabilir. Göz küresinin alınması ve estetiğin yeniden sağlanması için protez uygulaması zor işlemler olup görmese de göz küresinin yerinde kalması daha tercih edilecek bir durumdur.

Baş Pozisyonu
Nöropsikiyatrik hastalıklar, enfeksiyonlar, kulak, kas ve kemik hastalıkları yanısıra gözdeki bozukluklar da baş pozisyonu oluşturabilir. “Baş pozisyonu” demek çocuğun başını düz tutmak yerine yukarı, aşağı, sağa, sola veya ileri tutmayı tercih etmesidir. Genellikle ciddi bir durum olup sebebinin bulunarak tedavisinin yapılması gerekir. Aşağıda gözle ilgili baş pozisyonu oluşturan bazı bozukluklar listelenmiştir:

- Şaşılıklar
- Göz kası felçleri
- Göz hareketlerini denetleyen beyindeki merkezlerin bozuklukları
- Nistagmus (gözlerde titreşim)
- Görme alanı defektleri
- Tek gözde görme kaybı
- Uygun şekilde düzeltilmeyen kırılma kusurları
- Üst göz kapağı düşüklüğü
- Işığa karşı aşırı duyarlılık

Nistagmus
Gözlerde sağa-sola, yukarı-aşağı veya dönme tarzında titreşimler meydana gelmesine nistagmus denir. Hasta, bu hareketleri kontrol altına alamaz. Daha çok kas hareketlerini kontrol eden merkezlerin bozukluğu olmakla birlikte bazen görme azlığı yapan katarakt, albinizm, glokom ve göz sinir tabakası bozukluklarına işaret edebilir. Tedavisinde her ne kadar cerrahi girişim yapılsa da sonuçlar yüz güldürücü olmadığı için özellikle görme azlığına bağlı gelişen tiplere karşı önceden tedbir almak gerekir.

Diğerleri
Göz kapakları, gözün çevresindeki dokular, görüntüyü beyne ileten sinir yolları ve görme ile ilgili beyin alanlarının hastalıkları çocuklarda görülebilir. Göz kapak ve çevre dokularının hastalıkları hemen kendini belli edeceği için tedavide geç kalınma kaygısı daha azdır. Görme yolları ve beynin görme yolları ile ilgili merkezlerinin tedavisi sinir hastalıkları ve göz doktorunun ilişki içinde çalışmasını gerektirir.

Üveit denilen göziçi iltihabı da çocuklarda görülebilir ve tedavisi yapılmadığı takdirde ciddi sonuçlar doğurur. Bu hastalığın bazen bünyedeki diğer hastalıklara eşlik etmesi nedeniyle romatizma, cilt hastalığı ve iç organ hastalıkları olan çocukların şikayetleri olmasa bile göz doktorunun kontrolünden geçirilmesi gerekir.

Diyabetli Çocuklar ve Hakları

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı

Bütün çocuklar gibi diyabetli çocuklar da büyüyen ve büyüdükçe ihtiyaçları değişen varlıklardır. Onlar da yaşıtları gibi oynamak, eğlenmek, derslerinde başarılı olmak, spor yapmak, üniversiteye gitmek, sağlıklı erişkinler olmak, iş bulmak, evlenmek ve çocuk sahibi olma hakkına sahiptir. Yine bütün çocuklar gibi onlar da kendi ihtiyaçlarını kendileri gideremez; her bakımdan ailerine ve yaşadıkları topluma bağımlıdırlar.

Bu benzerliklere rağmen diyabetli çocukların diğer çocuklara göre çok farklı tıbbi, psikolojik, sosyal ve duygusal ihtiyaçları bulunmaktadır:

1. İnsülin diyabetli çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için gerekli bir ilaçtır. Bu nedenle her koşulda bütün diyabetli çocuklara sürekli ve yeterli insülin sağlanmalıdır.

2. İnsülin tedavisinin doğru planlanabilmesi ve daha önce değinilen yoğun diyabet tedavisinin uygulanabilmesi için evde kan şekeri bakılması gereklidir. Bu nedenle bütün diyabetli çocuklara glükometre ve kan şekeri ölçüm çubuklarının yeterli miktarda sağlanması gereklidir.

3. Diyabetli çocukların bakımı ve izlemi onların değişen ihtiyaçlarına duyarlı, yeni tıbbi bilgi ve teknolojiye sahip merkezlerde yapılmalıdır. Bu merkezlerde hekim, diyabet hemşiresi, diyetisyen ve psikologdan oluşan bir diyabet bakım ekibi ile hizmet verilmelidir. diyabetli çocuklara sürekli kendi hekimleri ile ilişki kurma imkanı sağlanmalıdır. Yine bu merkezlerde diyabet komplikasyonlarının erken saptanması ve tedavisini sağlamak üzere göz hekimleri , nefrologlar ve nörologlar ile sıkı bir işbirliği olmalıdır.

4. Yoğun diyabet tedavisinin en önemli unsuru olan diyabet eğitimi hem hastalar hem de aileler için sürekli olmalıdır. diyabetli çocuklar her türlü eğitim materyaline kolayca ulaşabilmelidir. diyabetli çocuklara kendi tedavilerini kendilerinin ayarlayabilme becerisi kazandırılmalıdır.

5. Bütün Dünya’da diyabet eğitiminin vazgeçilmez parçası olan diyabet kamplarına isteyen bütün çocukların katılmaları sağlanmalıdır.

6. diyabetli çocukların okul yaşamlarında karşılaşabilecekleri güçlükler ve kan şekeri düşmesi gibi sorunlar nedeniyle öğretmenler ve okul yöneticileri diyabet konusunda eğitilmelidir.

7. diyabetli çocuklara yönelik sosyal ayırımcılığın önlenebilmesi açısından toplum eğitimine önem verilmelidir.

8. diyabetli çocukların okul hayatlarını sürdürebilmeleri, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılabilmeleri ve iş bulabilmeleri için toplumsal yardım yapılmalıdır.

9. diyabetli çocuk aileleri sosyal, ekonomik ve emosyonel yönden desteklenmelidir.

Yakın zamanda TBMM’ce onaylanarak yürürlüğe giren “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”nin 24′üncü maddesinin ilk fıkrası şöyledir: “Taraf devletler, çocuğun olabilecek en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf devletler, hiçbir çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yoksun bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler”. Bu maddeye göre bütün diyabetli çocuklara daha önce değinilen yoğun diyabet tedavisi imkanlarının sağlanması gereklidir. Benzer şekilde Dünya Sağlık Örgütü(WHO) ve Uluslararası Çocuk ve Adolesan diyabeti Birliği (ISPAD), yukarıda belirtilen hakların bütün diyabetli çocuklara sağlanması üzerinde önemle durmaktadır.

Çocuklar kendi hakları için mücadele etme imkanlarından yoksundur. Bu nedenle yukarıda belirtilen hakların diyabetli çocuklara sağlanması devletin ve toplumun sorumluluğudur. Bunun için tıbbi, sosyal, yönetimsel ve endüstriyel her türlü çaba gösterilmelidir.

A. Tip 1 diyabetli çocukların tedavi ihtiyaçlarının karşılanması için yapılan Çalışmalar

TİP 1 DIYABET tedavisinde kullanılan ilaç ve tıbbi malzemeler şunlardır:

* İnsülin
* Glukagon
* İnsülin enjektörü veya insülin kalemi
* Kan şekeri ölçme aleti
* Parmak delme aleti ve uçları
* Kan şekeri stripti
* İdrar şekeri ve/veya ketonu stripti

Yakın zamana kadar ülkemizdeki sosyal güvenlik kuruluşları (Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur) diyabetliler için ücretsiz olarak yalnızca insülin ve glukagonu sağlıyordu. Ülkemizde diyabet çalışmalarının “Ulusal diyabet Programı” çerçevesinde 1995′den itibaren yoğunlaşmasıyla birlikte kan şekeri kontrolü bakımından önemli başlıca iki konu kamuoyunun gündemine getirildi. Bunlardan ilki ihtiyacı olan bütün hastalara ücretsiz insülin sağlanması, ikincisi ise diyabet eğitimi ile birlikte kendi kendine bakımın ön şartı olan evde kan şekeri ölçümünün yagınlaştırılması. Başta diyabetli çocuklar olmak üzere insülin kullanan bütün diyabetlilerin sorunları 1995′den sonraki diyabet aktivitelerinde ve Ulusal diyabet Programı Danışma Kurulu toplantılarında tartışıldı. Dünya Sağlık Örgütü St Vincent Bildirgesi ve Uluslararası Çocuk ve Adolesan diyabetikler Birliği (ISPAD)’ın KOS Bildirgesi hedefleri doğrultusunda hazırlanan öneriler Sağlık Bakanlığı aracılığıyla yetkililere iletildi. Resmi düzeydeki girişimlerin yanısıra diyabet örgütleri konuyu popülerize etmek için çeşitli aktiviteler düzenledi. Bu amaçla;

*      Türkiye diyabet Tedavi ve Eğitim Vakfı tarafından 14 Kasım 1996′da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de katılımı ile toplantı yapıldı ve diyabetlilerin hakları bir panelde tartışıldı.
*      Gazeteci İsmet Solak Hürriyet Gazetesindeki köşesinde sürekli diyabetlilerin sorunaarını işledi ve özellikle maliye bakanlığı düzeyinde etkili girişimlerde bulundu
*      Yine Türkiye diyabet Tedavi ve Eğitim Vakfı tarafından diyabetlilerin sorunlarına dikkat çekmek amacıyla 16 Kasım 1996′da Boğaz Köprüsünde yürüyüş düzenlendi.
*      Diyabet Araştırma ve Uygulama Derneği İzmit Şubesi 6 Aralık 1996′da 30 kadar diayabetli çocuk ve ailesi birlikte Cumhurbaşkanı Sülyman Demirel ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik’i ziyaret ederek diyabetli çocukların taleplerinin içeren bir dosya sundu,
*      14 Mayıs 1997′de ve 25 Ekim 1997′de diyabet örgütleri tarafından ” diyabetliler haklarını istiyor” isimli toplantılar yapıldı.
*      Diyabet Araştırma ve Uygulama Derneği İzmit Şubesi tarafında kan şekeri ölçüm striplerinin ödenmesi konusunda SSK aleyhine iki çocuğu da diyabetli olan Hüsamettin Çetin adına dava açıldı ve bu dava 13.10.1997′de kazanıldı; SSK’nın itirazına rağmen yargıtay tarfından onaylandı ( Bu davanın belgeleri ekler kısmaında bulunmaktadır)
*      Çocuk ve Adolesan diyabetikler Derneği, Türk diyabet Cemiyeti, diyabetli Gençler Derneği gibi örgütler de düzenledikleri çeşitli toplantılarda konunun gündemde kalmasını sağladılar.

B.Tip 1 diyabet tedavsinde kullanılan ilaç ve malzemelerin sağlanması konusunda Sosayl Güvenlik Kuruluşlarının yükümlülükleri

1. İnsülin ve glukagon,

Ülkemizdeki bütün sosyal güvenlik kuruluşlarınca insülin ve ağır kan şekeri düşüklüğü tedavisinde kullanılan glukagon “hayati ilaç” olarak kabul edilmekte, dolayısıyla %20 katkı payı alınmaksızın hastalara verilmektedir. Hastaların bu hakkı kazanmaları için durumlarını bildirir sağlık kurulu raporu almaları gerekmektedir.

Ülkemizde sosyal güvencesi olmayan diyabetli çocukların insülin ve glukagon ihtiyaçları çoğunlukla valilik veya kaykmakamlık bünyesinde çalışan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonlarınca karşılanmaktadır. Bu fonlardan yararlanmak için de sağlık kurulu raporu alınması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü 1995 yılında Valiliklere gönderdiği bir genelge ile sosyal güvencesi olmayan diyabetli çocukların tedavi ihtiyaçlarının Sosyal Yardımlaşma Fonlarınca karşılanmasını istemiştir. Bu genelgeye ragmen illerdeki uygulamalar yöneticilerin duyarlılıklarına göre değişkenlik göstermektedir. Hem diyabetli,çocukların hem de benzer sorunu olan diğer hastların sorununu çözmenin en iyi yolu yeşil kart yasasında değişiklik yapılarak bu tür hastaların ayatktan tedavi giderlerinin de yeşil kart kapsamına alınmasıdır. Yakın zamanda Sağlık Bakanlığı bu doğrultuda teklif hazırlamış fakat yasa haline gelmesi mümkün olmamamıştır.

2. Kan şekeri ölçüm aleti, kan şekeri ölçüm çubuğu, idrar şeker ve/veya keton çubuğu

Mayıs 1999 itibari ile ülkemizdeki sosyal güvenlik kuruluşları kan şekeri ölçüm aleti vermemektedir. Bununla birlikte son 3- 4 yıldaki çabalar sonucunda diyabetl çocuklar düzenli izlem için gerekli olan daha sık kan şekeri ölçme imkanına kavuşmuşlardır. Bu konudaki ilk adımı 26.11.1997 tarihli genelge ile SSK Genel Müdürlüğü atmış ve “TİP 1 DIYABETli çocuklar ile dikkatle seçilmiş erişikin hastalara” iki ayda 50′lik bir kutu kan şekeri ölçüm çubuğu ile yılda bir 50′lik idrar şeker+keton çubuğu verilmesini kararlaştırmıştır. Daha sonra yapılan girişimler sonucu SSK Genel Müdürlüğü 24.3.1999 tarihli genelgesi ile “heyet raporu ile gerekli görüldüğü takdirde” TİP 1 DIYABETli çocuklara verilecek kan şekeri ölçüm çubuğu sayısını en fazla ayda 100 adet olmak üzere yenden düzenlemiştir. Bu yeni genelgede “dikkatli seçilmiş erişkin hastalara ortalama iki ayda 50′lik bir kutu strip” verilmesi öngörülmektedir. SSK’nın sağladığı bu imkandan yararlanmak için diyabetli çocukların hangi kurumda izlenirse izlensinler bağlı bulundakları bölgedeki SSK Eğitim Hastanesi ( İzmirde Tepecik SSK Hastanesi, Ankara’da Dışkapı SSK Hastanesi, İstanbul’da Göztepe SSK Hastanesi gibi..) Çocuk Endokrin ünitelerine başvurmaları ve onların düzenlediği sağlık kurulu raporunu ve diyabet karnesini almaları gerekmektedir. Bu belgeler alındıktan sonra yerel SSK sağlık kurumları kan şekeri ölçüm çubuklarını karşılamaktadır. SSK’nın konuyla ilgili genelgeleri ekler kısmında yer almaktadır.

Memurların bakmakla yükümlü olduğu TİP 1 DIYABETli çocuklarına kan şekeri ölçüm çubuğu sağlanması 11.3 1998 tarihli Resmi gazetede Maliye Bakanlığı’nca yayınlanan genelge ile sağlandı. Bu genelgeye göre kan şekeri ölçüm aletlerini kendileri temin etmeleri koşuluyla 18 yaşın altındaki diyabetli çocuklara ayda 30 adet kan şekeri ölçüm çubuğu verilmesi gerekmektedir. Memurların bu haktan yararlanabilmeleri için Tıp fakültelerinin pediatrik endokrinoloji ve metabolizma veya diyabet bilim dallarından veya ilgili uzmanları bulunan Sağlık Bakanlığı eğitim hastanelerinden sağlık kurulu raporu almaları gerekmektedir. Bu raporda “kendi kendine veya yakınlarınca kontrol yeteneği kazanmıştır” ibaresinin yeralması ve sağlık karnelerine her ay alınan ölçüm çubuklarının kaydettirilmesi istenmektedir. Son olarak Bağ-Kur Genel Müdürlüğü de 1.12.1998 tarih ve 301770 sayılı bir genelge ile “onsekiz yaşından küçük TİP 1 DIYABETli çocuklara kan şekeri ölçüm cihazlarını kendileri temin etmesi koşuluyla” ayda 30 adet kan şekeri ölçüm çubuğu verilmesini sağlamaıştır. Bağ-Kur kapsamındaki sigortalıların da bu haktan yaralanabilmeleri için devlet menmurlarına benzer rapor alması gerekmeketdir. Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan ve muhtaç durumdaki diyabetli çocukların kan veya idrar şekeri ölçüm çubukları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu yoluyla sağlanabilmekte, bu konudaki uygulamalar ise illere göre değişmektedir.

3. İnsülin enjektörü /insülin kalemi ve uçları

Genel olarak insülin enjektörleri “enjeksiyon yoluyla yapılan ilaçlarla birlikte enjektör verilmesi” yönündeki uygulama nedeniyle sosyal güvenlik kuruluşalrınca karşılanmakatadır. Aynı şekilde kalem enjkektör kullanan hastaların kalem enjektör uçları da sağlanmaktadır. Bununala birlikte Bağ-Kur dışındaki sosyal güvenlik kurumları insülin kalemi bedelini ödememektedir. Sosyal güvencesi olmayan hastalar ise ya kendileri ya da Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonları yoluyla ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.

Diyabetli Çocuklarda İnsülin Tedavisi

Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı

Günümüzde insülin pompaları avuç içi büyüklüğünde ve cep telefonu gibi bele takılabilmektedir.

İnsülin pompası nedir?
Insülin pompa tedavisinin esası taşınabilir bir elektro mekanik pompa aracılığıyla deri altına sürekli insülin vermeye dayanmaktadır. Günümüzde insülin pompalan avuç içi büyüklüğündedir ve cep telefonu gibi bele takılabilmektedir. Pompaya bir kartuş içinde kısa veya hızlı etkili insülin analogları konmaktadır. Pompaya bağlanan bir kateter karın derisine yerleştirilmekte, bu katater 3 günde bir değiştirilmektedir.

Şu andaki insülin tedavileri yeterli değil mi?
İnsan pankreası iki şekilde insülin salgılamaktadır: sürekli insülin salgısı ki buna bazal insülin salgısı denmektedir ve yemek sonrası pik yapan insülin salgısı. Kan şekeri, bu iki şekilde salgılanan insülin ile dengelenmektedir. Pompa kullanmayan hastalar, günde 3 kez kısa veya hızlı etkili insülin yaparak yemek sonrası kan şekeri yüksekliklerini önlemekte; gece NPH veya Glargine insülin yaparak gün boyu sürecek insülin etkisi (bazal insülin) elde etmeye çalışmaktadırlar. Bununla birlikte özellikle NPH kullananlarda bu insülinin pik etkisi nedeniyle 6-8 saat sonra kan şekeri düşüklükleri yaşanmakta, ayrıca sabaha karşı insülin etkisi azalmaktadır. Bütün bunların yanın da deri altına depo şeklinde (ömeğin20 ünite) Verilen insülin her zaman aynı şekilde kana karışmamakta, bu da kan şekeri dalgalanmalarına neden olmaktadır.

İnsülin pompasının avantajları nelerdir?
İnsülin pompasının en önemli avantajı pankreasa daha benzer bir şekilde insülin vermeyi mümkün kılmasıdır. Pompa. tedavisine başlanırken günlük İilsülin dozu % 30 azaltılmakta ve toplam dozun yarısı 24 saate bölünerek sürekli bazal insülin verilmektedir. Ayrıca sabaha karşı kan şekeri yüksek olanlarda gece 03.00′dan sonraki bazal hız artırılabilmektedir. Bir başka deyişle gün içindeki ihtiyaçlara göre bazal hız ayarlanmaktadır. Bu şekildeki sürekli infüzyon ile deri altına az miktarda insülin verildiğinden emilim daha iyi ve sabit bir hızla olmaktadır. Yine pompaya kumanda ederek istenen miktarda insülin, yemek öncesi bolus olarak verilebilmektedir. Pompa ile normal bolus, geciktirilmiş bolus, bölünmüş bolus, çift dalga bolus gibi seçenekler kullanılarak farklı hızlarda bolus insülin verilmektedir.

Pompa suni pankreas mıdır? Yararları nelerdir?
Öncelikle pompa suni pankreas (kan şekerini ölçen ve buna göre insülin veren) bir alet değildir. Pompa yalızca daha fizyolojik biçimde insülin vermeye yaramaktadır. Pompa kullanan çocukların günde 4-6 kez kan şekeri ölçmeye devam etmeleri gereklidir. Pompa kullanan hastaların HbAlc’lerinde hafif bir düzelme olduğu(ortalama %0.5), ama esas önemlisi kan şekeri düşüklüğü sıklığında % 50-80 azalma olduğu bildirilmektedir. Ayrıca sabah kan şekeri yüksekliği olan çocuklarda bu sorunun çözümüne katkıda bulunmaktadır.

Bütün Tip 1 diyabetli çocuklar pompa kullanmalı mı?
Şu anda kullandıkları insülin tedavi rejimleri ile kan şekeri dengeleri iyi ve HbAlc < % 7 hastaların pompa kullanmasına gerek yoktur. Pompanın aile ve çocuklardan daha fazla katkı ve çaba istediği unutulmamalıdır. Genel olarak sık şiddetli kan şekeri düşüklüğü yaşayan veya hipoglisemiyi hissetmeyen, şu andaki yöntemlerle kan şekeri dengeleri kötü seyreden, Değişik insülin pompalan ve insülin pompası taşıyan bir çocuk sabah kan şekeri yüksekliği ile baş edilemeyen ve oynak diyabeti olan çocuklarda pompa tedavisi önerilmektedir

Pompa için yaş sınırı var mı? Tedaviye başlamak için hangi aşamalardan geçilir?
Son yıllarda küçük çocuklarda da pompanın etkili olduğu belirtilse de genel olarak 10 yaşından büyük çocuklara pompa tedavisi önerilmektedir. Pompa tedavisi başlamadan önce 3-6 ay çoklu doz insülin tedavisi uygulaması ve günde 4 kez kan şekeri bakması, insülin dozlarını ayarlayabilme ve besinlerdeki karbonhidrat miktarını sayabilme yeteneği kazanması gereklidir. Hasta ve ailelerinin en az 3 günlük pompa kursundan geçmesi ve tedavinin hastane koşullarında başlanması önerilmektedir. Pompa kullanan merkezlerin hastalarına 24 saat hizmet sunabilmesi gereklidir.

Pompa hiç çıkarılamaz mı?
Pompa tedavisi esnek bir yaşam tarzı sağlamakla birlikte pompanın 24 saat vücudunuza takılı kalması gereklidir. Pompa ancak 30 dakika vücuttan ayrılabilir. Bu durum bazı çocuklara itici gelebilmektedir.

Pompa takınca bütün sorunlarımız bitecek mi?
Daha önce de söylediğimiz gibi pompa mucize yaratacak bir tedavi yöntemi olmadığı gibi hasta ve ailelerden daha fazla çaba istemektedir. Bu nedenle pompa ancak ihtiyacı olan seçilmiş hastalarda kullanılmalıdır. Pompanı ancak motive çocuklara takılması gerektiği unutulmamalıdır.

Pompa tedavisi masraflı mı? Ülkemizde pompa kullanılıyor mu?
Günümüzde insülin pompaları 3000- 5000 ABD Dolarına satılmaktadır, ayrıca yılda 1500 dolar kadar sarf malzemesi (kateter vs) gerekmektedir. Bu nedenle normal insülin tedavilerine göre daha pahalıdır. Ülkemizde pompa tedavisi uygulayan  merkezler vardır, yakında Sağlık Bakanlığı’ndan onaylayarak yeni bir pompa piyasaya sürülecektir. Ülkemizde ancak özel rapor alındığında sosyal güvenlik kuruluşları tedavi masraflarına katkıda bulunmaktadır

Daha Sağlıklı Çocuklar İçin Ailelere 10 Öneri

Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı – Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı

1-Her gün çocuklarınıza bir şeyler okuyun
Çocuklarınıza 6. aydan sonra bir şeyler okumaya başlayın. Böylece hem onlara iletişimin önemini göstermiş, hem de okuma alışkanlığı kazanmalarını özendirmiş olursunuz. Ayrıca okumak çocuklarınızla bazı konuları tartışmak ve akıllarında ne olduğunu öğrenmek için size bir çerçeve sağlar.

2-Evinizde “çocuk güvenliği” taraması yapın
Evinizi çocuk gözüyle odadan odaya dolaşarak sistemli olarak gözden geçirin ve küçük çocuklarınızı bekleyen “bubi tuzaklarını” ortalıktan kaldırın. Bu tarama sırasında zehirli maddeleri, küçük nesneleri, keskin köşeleri, bıçak ve ateşli silahları ve düşülecek yerleri aklınıza getirin.

    Yabancı Cisim Yutmaları
    Evde Dikkat Etmeniz Gerekenler

3-Çocuğunuza sigarasız bir ortam sağlayın
Ev içlerindeki sigara dumanı orta kulak ve solunum yolu enfeksiyonlarını arttırmakta ve hatta “beşik ölümleri”ne neden olmaktadır. Sigara içiyorsanız bırakmayı düşünün. Unutmayın ki çocuğunuzun büyüdüğünde sigara içip içmeyeceğini belirleyen en önemli faktör sizin sigara içmenizdir. En azından evinizi “sigara içilmez” bir yer haline getirin.

    Sigarayı Bırakınca Neler Değişiyor ?

4-”Araç güvenliği” kurallarını uygulayın
Her arabaya binildiğinde arabanın içindeki herkesin emniyet kemerlerini bağladığından emin olun. Arka koltuktaki çocuklar yaşlarına uygun güvenli bir şekilde oturtulmalıdır. Bisiklet, paten ve kay-kay kullanan çocuklar başlarını korumak için kask giymelidir.

5-İyi davranışları pekiştirerek şiddeti önleyin
Saldırmak, hakaret etmek ve dövmek çocuklara diğer kişilerle olan sorularını saldırarak çözebileceğini öğretir. Şiddete dayanmayan disiplin zamanla daha etkili olur. Sözcüklerinde yaralayabileceğini unutmayın.

6-Çocuğunuza yaşına uygun bütün aşıların yapıldığından emin olun.
Çocuk hekiminizle birlikte çocuğunuzun aşı kartını gözden geçiririn, Hepatit (sarılık) aşısının tamamlandığından “MMR” (Kızamık-kabakulak-kızamıkçık) aşısının zamanında tekrarlandığından ve su çiçeği aşısının 2 yaşından önce yapıldığından emin olun.

    Aşılama Tablosu için tıklayın

7-Çocuğunuzun “medya” sını izleyin
Çocuğunuzun televizyon ve sinemada neler seyrettiğini ve hangi müzikleri dinlediğini izleyin. Çocuklar gördüklerinden ve işittiklerinden etkilenirler. Onlarla izlediklerinin içeriği konusunda konuşun. Bir TV programı veya filmin onun için uygun olmadığını hissederseniz onu daha uygun bir programa yönlendirin.

    Pokemonların Çocuk Ruh Sağlığı Üzerine Etkileri

8-Çocuğunuzun okulu ve eğitimi ile daha ilgili olun
Eğitimi bütünüyle profesyonellere bırakmayın. Çocuğunuzun okulunu ziyaret edin. Öğretmen-veli organizasyonlarında aktif olun. Bazı özel projelerde ve sınıfta gönüllü olarak çalışın. Ev ödevlerinde çocuklarınıza yardıma hazır olun. Çocuğunuzun eğitimi sizin için önemliyse onun için de önemli olacaktır.

    Çocuk ve Okul

9-Beslenmelerine dikkat gösterin.
Beslenme çocuğunuzun büyümesi, gelişmesi ve öğrenmesi üzerinde büyük fark yaratır. İyi beslenme bir denge konusudur. Çocuğunuz her yemekte birkaç besin gurubundan yiyecekler yemelidir. Beslenmede kepekli ekmek, tahıl, taze meyve ve sebze gibi daha az işlem görmüş besinleri tercih edin. Çocuğunuzun beslenme planını çocuk hekiminizin önerileri doğrultusunda gözden geçirin.

    Çocuk ve Bebek Beslenmesi

10-Çocuklarınıza sevildiklerini ve önemli olduklarını hissettirin
Çocuklar yaşamlarının erken döneminden itibaren kişisel değer duygusu ile gelişirler. Onlar bu duyguyu anne ve babalarından alırlar. Çocuklarınızın ne demek istediğine kulak verin. Onlara sevildiklerini ve güvende olduklarını hissettirin. Onların bireyselliklerini kutlayın; onlara özel olduklarını ve takdir edildiklerini belirten sözler söyleyin. Çocuğunuza her gün sarılın.