Archive for the ‘Genel Sağlık’ Category
Lahananın Faydaları
Lahananın hiç bu kadar faydalı olabileceğini düşünmüş müydünüz? Kadınların en büyük kabusu olan selülitler, lahana ile üç haftada sona eriyor. Ayrıca beyaz lahana yaz aylarında fit olmak isteyenlere kalıcı kilo kaybı yaşatıyor. Kanseri önlüyor ve kan şekerini kontrol altında tutmanıza yardımcı oluyor.
Zayıflama ve selülitleri yok etme özelliği bulunan beyaz lahana, aynı zamanda antioksidan olduğundan bağırsak kanserini önleyici gücü var. Kan şekerini düşürme ve dengeleme özelliği var. Kan dolaşımını düzenler, hormonları dengeler. Enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır. Toksin artırır. Kanser hastalarında kemoterapi ve radyoterapi sonrası takviye oluşturur. Barsak mukozasını temizler. Cilde tazelik ve güzellik verir. Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyicidir. Beyaz lahana içeriğindeki U vitaminiyle güçlü bir antioksidandır.
Beyaz lahana aynı zamanda ‘aquaretik’tir. Yani; bitkiler genelde diüretik olduklarından hem su hem tuz atarken, beyaz lahana tuz dengesini bozmadan sadece su atar. Bu da verilen kiloların kalıcı olmasına yardımcı olur. Menopoz ve regl dönemlerinde değişen hormon dengesizliğine karşı beyaz lahana kürü mükemmel bir takviyedir.

Biyotransformasyon Kilo Vermeyi Hızlandırıyor mu?
Bu bir tek beyaz lahana da bulunuyor. Yoğurttan içtiğimiz suya kadar hiçbir yiyeceğimiz saf değil. Bu zehirli maddeler karaciğer, akciğer, böbrekler ve yağ dokusunda depolanır. Bunların suda çözülme özelliği yoktur sadece yağda çözünür (Sadece yağda çözüldüklerinden vücutta depolanırlar). Biriken bu toksinlerin suda çözülme özelliği göstermesine ‘biyotransformasyon’ diyoruz. Yağda çözülen zararlı toksinlere suda çözülme özelliği kazandıran beyaz lahana; biyotransformanyon özelliğiyle terleme, solunum, idrar ve dışkı yolları ile bu zararlı toksinleri dışarı atar.
Meme Kanserini Önler mi?
Yapılan klinik çalışmalarda beyaz lahana tüketenlerde kanser oluşumunun gerilediği tespit edildi. Soyada bulunan maddelerin büyük bir kısmı, beyaz lahanada da bulunuyor. Bu da östrojen hormonunu zararsız olan zayıf östrojene dönüştürüyor ve meme kanserine karşı koruma özelliği oluyor.
Birçok kanser hastası; ameliyatsız veya ameliyat sonrası radyoterapi, kemoterapi veya hormon tedavisi görmektedir. Özellikle radyoterapi veya kemoterapiden sonra hastalar kendilerini yorgun ve halsiz hisseder. Birçoğunda dolaşım bozukluğu şikâyetleri de olur. Radyoterapi veya kemoterapi sonrasında uygulanacak beyaz lahana kürü, vücudu arındırır, oluşan toksinlerin vücuttan atılmasında mükemmel bir yardımcı olur.
Toksin Atarak Yenilenin
Kaynamakta olan yarım litre suda 5-6 adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan, 10 dakika ağzı kapalı olarak hafif ateşte haşlayın. Sabah ve akşam şeklinde günde 2 kez aç veya tok karnına birer su bardağı için. Bu işlemi 5 gün boyunca ve her seferinde yeniden hazırlayarak devam edin. 3 gün ara verip, yeniden 5 günlük bir kür daha uygulayın. 10 günlük kürün bir yıl boyunca 4 kez yapılmasını tavsiye ediliyor. Kürün yapılmaya başlandığı 2. veya 3. gününde vücudunuzun terlediğini ve özellikle yüz kısmında yağlı olduğunu fark edeceksiniz. Endişelenmeyin, bu yağ toksinleri de attığınızı gösterir. Bu kürü uygularken daha sık banyo veya duş yapmalısınız. Ne kadar çok toksin atarsanız vücudunuz o kadar fazla kendini yeniler.
Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu
Hamilelikte Dişler
[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Yapılan araştırmalarda hamile kadınların hemen hemen yarısının ‘Hamilelik Gingivitisi’ denen dişeti hastalığından etkilendiğini göstermektedir.
Bu durum dişetlerinde rahatsızlık hissi, büyüme, kanama, kızarıklık ve hassasiyete yol açar. Bu dişeti hastalığı ilerlediğinde Periodontitis denen kemik erimesine yol açan ciddi bir hastalığa dönüşür. Bu durum bebeğinizin sağlığını olumsuz yönde etkiler.
Hamileliğin 2. Ayı Sorunlar Başlıyor
Dişeti problemleri genellikle hamileliğin 2. ayında başlar ve 8. ayda en şiddetli duruma ulaşır. Bunun nedeni hormonal değişimlerin bu ayda maksimum seviyede olmasıdır. Dokuzuncu ayda hormon seviyeleri düştükçe dişeti problemleri azalmaya başlar. Hormonal değişimler sadece dişetlerini etkilemekle kalmaz aynı zamanda dişler de bu değişimden etkilenir. Dişetlerinde daha fazla bakteri ve plak toplanır. Bu plak oluşumu da dişeti hastalığı ve çürümeye yol açar. Bağışıklık sistemi hamilelikte plak oluşumuna farklı tepkiler verir. Bunun sunucunda dişlerde çürümeye yatkınlık artar.
Hamilelikte Diş ve Diş Etlerine Dikkat!
Ağızda Asit Birikimi
Hamilelikte mide ekşimesi ve kusma hamileliğin beklenen yan etkilerindendir. Bu durum ağızda asit birikimine yol açar. Asit ağızdaki dişlerin minesini aşındırır ve hassasiyete yol açar. Aşırı kusma durumlarında dişler aşınarak ciddi hasara uğrayabilir.
Hamilelik Epulisi
Hamilelikte dişetlerinde ‘Epulis’ denen büyümeler oluşabilir. Bu büyümeler nodül şeklinde dişetinden dışarıya uzanan düzensiz et uzantılarıdır. Renkleri pembeden koyu kırmızıya kadar değişkenlik gösterir. Hamilelikte görülür ve zaman içerisinde kaybolabilir. Bu büyüme tehlikeli değildir ve diş hekimi tarafından kolaylıkla teşhis edilir. Kendiliğinden yok olmadığı durumda tedavisi cerrahi olarak alınmasıdır.
Hamilelik Tümörü
Granuloma veya başka deyişle ‘Hamilelik Tümörü’, dişetine yakın kısımda büyüme ile görülür. Granuloma dokunmaya karşı hassa olabilir. Fakat genellikle ağrılı değildir. Bu tümör hamilelikte kronik irritasyon tahriş veya yaralanma ile oluşur. Cerrahi olarak alınarak tedavi edilir.
Diş Bakımı
Hamilelikte ağız ve dişlerdeki olumsuz değişimler nedeniyle ağız bakımının önemi artar. Diş hekimi kontrolleri normal zamandakinden daha fazla olmalıdır. Normal zamanda 6 ayda bir yapılan bakımlar 3 ayda bir yapılabilir. Hamileler yüksek şeker içeren besinlerden uzak durmalıdır. Atıştırma tarzındaki beslenme plak oluşumunu arttıracağından, bakteriler tarafından aside dönüştürülür ve diş çürüme riskini arttırır.
Evde sıkı bir diş bakımı rejimi uygulanmalıdır. Diş fırçalama, diş ipi temizliğine ek olarak tuzlu su ile gargara ve ağız gargaraları kullanılmalıdır. Ağız gargaralarını yutulmamasına dikkat edilmelidir. Diş fırçalama her öğünden sonra tekrarlanmalıdır.
Diş Tedavisi
Hamilelikte düzenli diş bakımları, diş taşı temizliği dışında acil tedaviler yapılabilir. Bu tedaviler sırasında röntgen çekilmesi, özellikle hamileliğin ilk üç ayında (organ gelişim safhası) oldukça sakıncalıdır. Hamillikte gümüş dolgu uygulaması zararlı olabilir. Bu yüzden kaçınılmadır. Gümüş dolguların sökülmesi de civa açığa çıkaracağında hamilelikte tavsiye edilmez. Hamileliğin son döneminde tansiyon düşük olduğundan diş tedavileri hastayı yatar pozisyona getirmeden, oturur pozisyonda yapılmadır.
Kalp Krizini Azaltan Mucizevi Bitkiler
[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
1-ADAÇAYI:Kalp krizi riskini azaltır. Aşırı terlemeye neden olan hastalıkları giderir. Kramp, omurilik rahatsızlığı, beze ve sinirsel titremelerde mucize etkileri vardır. Böcek sokmalarına karşı ısırılan bölgeye adaçayı yaptığını toz olarak uygulamanız önerilir.
2-CEVİZ:Damar koruyucu, ishal kesici, cildi temizleyici, siğil giderici, mantar hastalıklarında etkili, tümör engelleyici ve bağışıklık sistemini koruyucu özellikleri bulunmaktadır. Ceviz kanın pıhtılaşmasını önler, kan dolaşımını düzenler… Karaciğer için de çok faydalıdır.
3-IHLAMUR:Gribal enfeksiyonların yanı sıra güzellik ve ciltteki lekelere karşı da mucize etkileri vardır. Cilt lekeleri için iyice kaynatılıp, leke olan kısma sürülmesi öneriliyor. Bunun yanında strese karşı da ıhlamuru mutfağınızdan eksik etmeyin…
4-HİNDİBA:Safra kesesi ve karaciğer hastalıklarında mucizeler yaratır. Kronik karaciğer iltihaplanmalarına karşı tedavi edici özelliği vardır. Şeker hastalığına da iyi gelmektedir. Bunun yanı sıra deri kaşıntıları ve sivilcelere karşı da şaşırtıcı derecede etkilidir.
5-KARABAŞ OTU:Ağrıları dindirir, kalbe kuvvet verir… Özellikle sigara kullananlar için belirtelim, balgam sökücü özelliği vardır. Uyuşukluk gideren bu bitki zindelik kaynağıdır. Sara ve beyin hastalıklarının tedavisinde de kullanılır.
6-KEREVİZ:Huysuz ve asabi biri misiniz? Kereviz tüketin. Sakinleştirici özelliği var. Böbrek için çok yararlı, kanı temizliyor, kilo almayı önlüyor ve cinsel gücü artırıyor.
7-KUŞBURNU:Hangi vitamini ararsanız var. Grip ve soğuk algınlığı için bire bir. Kabızlık için de çare… Yorgunluk ve halsizlik için öneriliyor. Kan yapıcı ve tansiyon düzenleyici özelliği ile mutfaktan eksik edilmemeli.
8-MAYDANOZ:Bir tutam maydanoz vücudun günlük C vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor. Toksinleri vücuttan atıyor, kanı temizliyor, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geliyor.
9-MEYAN KÖKÜ:Balgam söktürücü özelliği olan bu bitki mide ülseri tedavisinde kullanılır. Böbreküstü bezlerini çalıştırdığı gibi kramp girmelerinde de çözücü etkisi vardır. Ayrıca iyi bir kabızlık gidericidir.
10-NAR:Narda bol miktarda antioksidan, C vitamini, demir ve potasyum var. Bir bardak nar suyunun antioksidan özelliği, iki kadeh kırmızı şarap ve 10 bardak yeşil çay ile aynı seviyede. Üstelik, bu özellikleri sayesinde kalbi ilaç gibi koruyor.
11-SEMİZ OTU:Uzmanlar, Parkinson tedavisinde hastalarına mutlaka semiz otu salatası yemelerini öneriyor. Zihin yorgunluğu, sinirlilik ve uykusuzluğa iyi gelir. Kanı temizleyici özelliği vardır.
12-PELİN OTU:Mideniz ile sorun yaşıyorsanız, gastrit derdiniz varsa pelin otu birebir… Bu bitki sindirim zor besinlerin hazmını kolaylaştırıyor. Tonik etkisiyle de kan dolaşımını artırarak, vücuda zindelik veriyor. Bir önemli özelliği ise vücuda sürüldüğünde haşereleri uzaklaştırması.
13-SOĞAN:Mümkün olduğu kadar çiğ tüketin. Zira çiğ tüketildiğinde mideyi güçlendirir, sindirim sistemini uyarır, idrarı arttırır. Grip, nezle, gırtlak iltihabı ve öksürüğü önleyici olarak kullanılır.
14-ZERDEÇAL:Zerdeçal en etkin ve en yaygın kullanılan antioksidanlardan biridir. üst solunum yolu enfeksiyonu, astım, bronşit ve sinüzit tedavisinde kullanılır. Kansere karşı etkilidir. Beyni güçlü tutarak, alzheimerı önler.
15-ZEYTİN:Özellikle zeytinin yağı mucize kaynağı olarak görülür. Vücudun ihtiyaç duyduğu omega 6 yağ asidine sahiptir. Hücre yenileyici özelliği ile cildi besleyip, güçlendirir… Zeytin ve zeytinyağı asla mutfaktan eksik edilmemeli, bolca tüketilmeli.
Testesteron Hormonu(erkeklik hormonu)
”Erkeklik hormonu” denilen testosteron hormonu seviyesindeki azalma depresyon, sinirlilik gibi sıkıntılara yol açıyor.
Testostron Azalması Erkeklerde Yaşlılığın Habercisi
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Dekanı ve Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Reşit Ersay, testosteron hormonunun azalmasının erkeklerde yaşlılığın habercisi olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Ersay, erkeklerde yaşlanmayla birlikte günlük yaşamı olumsuz etkileyebilen bir takım fizyolojik değişiklikler görüldüğünü belirtti.
”Erkeklik hormonu” denilen testosteron hormonu seviyesindeki azalmanın yaşlılığın habercisi olduğuna işaret eden Ersay, bu hormonun azalmasının özellikle 50 yaş üstü erkeklerde öğrenmede yavaşlama, depresyon, sinirlilik, uyku bozuklukları, mevcut kas kitlesinde azalma ve cinsel isteksizlik gibi sıkıntılara neden olabildiğine işaret etti. Ersay, bu şekilde ortaya çıkan sorunların ”yaşlanan erkek sorunları” olarak tanımlanabileceğini kaydetti.
Prof. Dr. Ersay, bu sorunların başka nedenleri de olabileceğini, ancak nedenleri araştırılırken, testosteron seviyesinin mutlaka kontrol edilmesin gerektiğini vurguladı.
Bu konuda bir ürologun değerlendirme yapmasının, uygun hormon testleriyle mevcut durumu ortaya koymasının önemli olduğuna işaret eden Ersay, hormon seviyesinde azalma tespit edilmesi halinde, kişilere ”testosteron deplasmanı” denilen ”eksik hormonu yerine koyma tedavisi”nin önerilebileceğini açıkladı.
Erkeklerde prostatla ilgili yakınmaların, yaşla birlikte arttığını belirten Ersay, prostat büyümesi ya da prostat kanserinin erkeklik hormonuyla yakından ilişkili hastalıklar olduğuna dikkati çekti.
Prof. Dr. Ersay, şöyle konuştu:
”Özellikle cinsel fonksiyon bozuklukları ya da istek azalması, insanların yaşam kalitesini etkileyen çok önemli unsurlardır. Bir erkeğin 50 ya da 65 yaşına varması onun yaşam kalitesinden de vazgeçmesi anlamına gelmez.”
Ersay, erkeklerin bir kısmının bu sorunu kabul ettiğini ve çözüm için hekime başvurduğunu, bazılarının ise ”yaşım ve yaşlanmamın doğası gereğidir” diye düşünüp sorununun giderilmesi için herhangi bir talepte bulunmadığını kaydetti.
Testosteron eksikliğinden kaynaklanan sorunların gelecekte yaşam kalitesini ileri derecede düşüreceğinin bilinmesi gerektiğine işaret eden Ersay, testosteronun, kemik yoğunlunun sağlanması açısından önemli bir hormon olduğunu da söyledi.
Bu hormonun seviyesindeki düşüşle, erkeklerde, menopozdaki kadınların en önemli sorunlarından biri olan kemik erimesi gibi rahatsızlıkların görülebildiğini ifade eden Ersay, ”Testosteron seviyesindeki azalmaya bağlı olmak üzere kemik yoğunlukları düşebilir. Hasta farkında olmadan kendiliğinden kemik kırıklarıyla karşılaşabilir” dedi.
Prof. Dr. Ahmet Reşit Ersay, 40-70 yaşları arasındaki erkeklerde, testosteron hormon seviyesindeki düşüş ile ortaya çıkan sorunların görülme oranının gelişmiş ülkelerde yaşayanlara oranla daha yüksek olduğunu tahmin ettiklerini ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
”Hormon eksikliğiyle ortaya çıkan sıkıntıları ortadan kaldırmak, sorun yaşayan erkeğin yaşam kalitesini yükseltmek mümkündür. Bu cinsel fonksiyon bozukluklarının neredeyse tamamı tedavi edilebilir bozukluklardır. Hepsine göre uygun tedavi yöntemi vardır. Ve biz bunu hastalarımızla ortak belirleriz.’
Prostat Büyümesi Nasıl Anlaşılır?
Prostat bezi, 50 yaşını geçen erkeklerde büyümeye başlayıp, rahatsızlık verebilir. İşte hastalığın belirtileri…
Prostat bezi, 50 yaşını geçen erkeklerde büyümeye başlayıp, rahatsızlık verebilir. Hastalığın belirtileri gecenin son kısmında idrara kalkmak,gündüzleri sık sık idrar yapmak, idrar yapmakta zorluk, idrarın yavaş yavaş akması, idrarın başında veya sonunda bir damla kan şeklinde görülür. Kesin tedavi ameliyatla gerçekleşir.
Zaman zaman yanlış olduğu halde prostat hipertrofisi olarak da adlandırılır. Aşağı yukarı altmış yaşlarından sonra idrar borusu çevresindeki bu doku hücreleri şişmeye başlar, ilk bakışta acı vermeyen tehlikesiz bir şişkinliktir bu. Daha çok idrar borusunun ıç yüzeyini kaplayan zarın altındaki bezler büyümeye başlar, prostatın kendisinde önemli bir irileşme olmaz. Tam tersine uğradığı baskının etkisi ile önce büzülür daha sonra da şişen hücrelerin etrafına bir kılıf örter.
Hastalığın seyri:
1. Dönem: Özellikle geceleri sık sık idrar yapma ihtiyacı duyulur. Fakat ancak uzun bekleyişlerden sonra çok az bir miktar idrar gelir. Karın boşluğu adaleleri bütün güçleriyle kasılarak bunu önlemeye çalışırlarsa da daha güçlü olan idrar torbası kasları bütün torbayı boşaltmak için uğraşırlar. Prostat büyümesine fazla içkiden, ayakları üşütmekten, peklikten ya da uzun süre oturmak katkıda bulunabilir. Çaresi yeteri kadar hareket etmek ve bağırsakları yumuşatıcı perhiz yapmaktır. Erkeklik hormonunun büyütücü etki yapabileceğine inanılmaktadır.
2. Dönem: Büyüme sonucu laçka olan idrar torbası artık tam anlamıyla boşalmaz. Bir süre sonra da hiç idrar yapamama tehlikesi baş gösterir. Bu durumlarda hekim müdahalesi gereklidir. Son zamanlarda progesteron türevi hormonlarla büyümüş organın bir dereceye kadar ufaltılabileceği gösterilmişse de kesin tedavisi çok kere cerrahidir.internethaber.com