Archive for the ‘Bağışıklama ve Aşılar’ Category

Yetişkin Bağışıklamasında Özel Durumlar

Gebelik
Bağışıklamanın gebelikten önce tamamlanması idealdir. Ancak seyahat, salgın gibi nedenlerle gebelik döneminde aşı uygulanması  gerekebilir. Bununla birlikte kızamık, oral tifo aşısı, oral polio, kabakulak ve kızamıkçık gibi canlı aşılar gebelerde kesinlikle kontrendikedir. Kızamıkçık aşısı uygulanmasından sonra iki ay süreyle gebe kalınmaması önerilmektedir. BCG aşısı da gebelere önerilmez.

Grip, Hepatit B, Hepatit A, san humma, kolera, meningokok A ve C, inaktivite poliomyelit aşıları gebelere uygulanabilir; ancak riskli temas, seyahat gibi zorunluluklar söz konusu değilse aşılamaya gerek yoktur. Şüpheli ısırık halinde kuduz aşısı uygulamasından kaçınılmayacağı için HDCV veya vero inaktive aşıla kullanılmalıdır.

Yenidoğan tetanozunun önlenmesinde gebelerin tetanoz aşılaması önemli yer tutan Tetanoz aşısının iki doz uygulandığı bu şemada dozlar arasında en az dört hafta bulunmalı, ikinci doz en geç beklenen doğum tarihinden iki hafta önce yapılmalıdır.

Bağışıklığı Baskılanmış Hastalar
Kronik böbrek hastalığı, malignite, diabet, HIV infeksiyonu, kronik karaciğer hastalığı, aklolizm, Hodgkin hastalığı, multipl myeloma vb hastalıklar kemoterapi, kortikosteroid, indometazin vb tedavi uygulamaları, dalağın alınmış olması bağışık baskılanmasının nedeni olabilir. Bağışıklığı baskılanmış hastada, araya girecek  infeksiyonlar ciddi tehlike yaratabileceğı için bu hastalarda bağışıklamaya ayrıca önem vermek gerekir. Bu hastalar için grip, Haemophilus influenza tip B (Hib), zatüre, hepatit B aşı programları planlanmalıdır. Aşılama içi. mümkün olduğunca hastalığın stabil bir dönemi tercih edilmelidir. Kemoterapi. radyoterapi, kortikosteroid kullanımı gibi önceden planlanabilen durumlarda fırsat varsa başığık baskılanması oluşmadan önce bağışıklama yapılmalıdır-. Splenektomi yapılanlarda pnömokok(zatüre) infeksiyonlarına yatkınlık arttığı için mümkünse ameliyattan bir ay kadar önce pnömokok(zatüre) aşısı yapılmalıdır.

Bu nedenle diğer yetişkinler için yapı önerilmeyen pnömokok(zatüre) ve hepatit B aşıları mümkünse antikor düzeyi ölçim yapılarak immünosüpresif(bağışıklığı baskılanmış) hastalarda 5-6 yıl sonra tekrarlanmalıdır.

Bağışıklığı baskılanmış hastalarda ciddi hastalık tablolarına yol açabileceği kızamık, oral tifo aşısı, oral polio, kabakulak ve kızamıkçık gibi canlı aşılar kesinlikle yapılmamalıdır. Salgın, seyahat gibi gereklilik halinde inaktive aşıların bağışıklığı baskılanmış hastalara uygulanmasında sakınca yoktur.

Seyahat Edenler
Uluslararası yolculuklarda uygulanacak olan aşılar üç grupta toplanır:

    Grup 1- Kanunen zorunlu aşılar: Halen bu grupta sadece sarı humma yer almaktadır.
    Grup 2- Herkese önerilen aşılar: Herkesin tetanoz, difteri, poliom; karşı bağışıklılığının olması gereklidir.
    Grup 3- Risk halinde uygulanması gereken aşılar:
    Tifo, kolera, hepatit A hapatit B, meningokok, japon ensafaliti, kuduz aşıları bulaşma riskinin iyi olduğu durumlarda uygulanmalıdır.

Uluslararası yolculuk yapanlar üç kategoriye ayrılabilir:

    Kategori 1- İş nedeniyle seyahat edenler ve vapur yolculuğu yapanlar. nellikle şehir merkezlerinde, birkaç. günlüğüne ve iyi hijyenik koşullarda kalırlar.
    Kategori 2: Turların düzenlediği tatil programıyla yolculuk yapanlar, Şehir merkezleri ve kırsal alanlarda, değişik hijyenik koşullarda kalırlar.
    Kategori 3: Gelişigüzel, bireysel yolculuk yapanlar. Genellikle kötü hijyenik, koşullarda kalırlar.

Vektörlerle bulaşan infeksiyonların hijyenik koşullara bağlı olmaksızın herkes için risk taşır.

Meslek Riskleri
Kan yoluyla bulaşan hastalıklar,sağlık personeli için meslek riski oluşturur. Bu grup hastalıklardan sadece hepatit B den aşı ile korunma olanağı vardır.

Hepatit B bağışıklanması delta hepatit için de önlem oluşturacaktır. Sağlık Hizmeti veren doktor, diş hekimi, hemşire. ebe. teknisyen, hizmetli, öğrenci dahil herkes hepatit B aşı programına alınmalıdır. Sağlık Bakanlığı bir genelge ile Aralık 1996′dan itibaren “sağlık personelinin hepatit B’ye karşı bağışıklanması” programını uygulamaya koymuştur. Aşılanma öncesinde kişinin hepatit B virüsüyle (HBV) karşılaşıp karşılaşmadığı kontrol edilmelidir. Hepatit B markerlarının negatif bulunduğu personel öncelikle 0-16 ay; gerekirse 0-1-2-12 ay şemasıyla aşılanır.Hepatit B markerları pozitif saptanırsa aşı şemasına devam etmeye gerek yoktur.

Ayrıca sağlık personeline, karşılaşma riski çok olduğu için her yıl grip aşısı yapılması da yararlı olacaktır. Bunların dışında bağışık olmayan sağlık çalışanlarına kızamık, kabakulak aşısı önerilmektedir.Vahşi hayvanlarla teması olan avcılara, laboratuar çalışan arına, veteriner hekimlere, ornan işçilerine profilaktik kuduz aşısı yapılmalıdır. Hücre kültürlerinde üretilen aşılar 0-7-21 veya 28. günlerde (toplam üç doz) veya bir ay arayla iki doz kas içi/ deri altı yolla uygulanır. Bir yıl sonra rapel yapılır. Böylece iki yıl koruyuculuk sağlanır.

Bu meslek gruplarında tetanoz aşısı rapellerinin aksatılmaması da önem taşır. Rapel aşılarında Td’nin(Tetanoz) tercih edilmesi yararlı olacaktır. Berberler ve manikürcülere hepatit B bağışıklaması önerilmektedir.

Toplu Yaşanan Yerde Kalanlar
Ceza – islahevi, huzurevi, kreşler, yatılı okullarda kalanların ve buralarda görevli olanların (öğretmen, bakıcı, hizmetli, gardiyan, vb) hepatit A, hepatit B, influenza(grip) riski yüksek olduğundan aşılanmalıdırlar. Yaşla ilgili olarak kızamık, kabakulak, su çiçeği ve pnömokok(zatüre) bağışıklaması da ele alınmalıdır.

Grip Aşısı

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Hazırlayan: Doç. Dr. Necla Eren Tülek
SB Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Şefi

Kış mevsiminde sık görülen hastalıklardan biri olan gripten korunmanın etkili yollarından biri de grip aşısının yapılmasıdır. Virüsün antijen denilen  parçacıklarını içeren aşı savunma sistemini uyarır. Kişi grip virüsüyle karşılaşmadan önce vücudu mikrobu tanıyarak, ileride virüsle karşılaşınca zararsızlaştırması için gerekli antikorları üretir, gribe karşı hazır olur.

Grip aşısı inaktive bir viral aşıdır, yani içinde canlı olmayan virüs parçacıkları bulunur. Sıklıkla tavuk yumurta embriyosunda üretilen virüslerin çeşitli kimyasal yöntemlerle öldürülüp ve saflaştırılmasıyla elde edilir. Saflığı, güvenilirliği ve koruyucu antikor oluşturma düzeyi test edildikten sonra kullanıma sunulur. Araştırmacılar gripten korunma ya da tedavi konusunda yeni arayışlara devam etmektedir. Grip virüsün genetik kodunun bir kısmını içeren yeni bir aşı tipi üzerinde çalışmalar hız kazanmıştır. Aşı şimdilik yalnızca kas içine enjeksiyon (iğne) biçiminde uygulanabilmektedir. Burna sıkılan sprey ya da ağız yoluyla alınan aşı üretmek için çalışmalar sürmektedir.

Grip aşısı ne zaman yapılmalı?
Kuzey ve güney yarım küre için grip aşısı yapılma zamanları değişmektedir. Ülkemizin de içinde bulunduğu kuzey yarım kürede grip en fazla kış aylarında (Aralık-Mart) ortaya çıktığı için, bu dönem gelmeden sonbahar (Eylül-Ekim-Kasım) ayları aşı yapılması için en uygun zamandır. Bazen grip salgını Mart sonu ve Nisan aylarına kayabilir. Bu nedenle (özellikle risk gruplarında olup da aşılanmayanlara) kış ayları içinde aşı yapılabilir. Aslında her ülke için aşı önerilerinin belirlenmesi gerekmektedir. Güney yarımküreye Mayıs-Ağustos ayı içinde gidecek olan ve o sonbahar-kışta aşılanmamış olan risk gruplarındaki kişilerin bir hekimle görüşerek aşı ya da kemoproflaksi (ilaç kullanılarak hastalığa yakalanmanın önlenmesi) önerilerini dikkate alması uygundur.

Aşı nasıl uygulanır?
İnce bir iğne ile kolda kas içine uygulanır. Her yıl için bir doz yapılır. Dokuz yaşından küçük ve daha önce hiç aşılanmamış çocuklara bir ay ara ile iki doz uygulanır.

Aşının koruyuculuğu ne zaman başlar ?
Grip aşısı uygulamasından ortalama 10-15 gün sonra koruyucu antikor düzeyi oluşur, üçüncü haftada en yüksek düzeye ulaşır. Daha önce aşılananlarda koruyuculuk bir hafta sonra da başlayabilir.

Grip aşısının koruyuculuğu ne kadardır?
Aşıların çoğunda olduğu gibi grip aşısı da %100 koruyucu değildir. Ayrıca grip virüsünün bazı özellikleri aşının koruyuculuğunu azaltmaktadır. Grip virüsünün antijenik yapısı sürekli değişim gösterdiği için her yıl yeniden aşılanmak gerekir. Dünya Sağlık Örgütü grip virüsündeki değişiklikleri izler. Uzmanlar bir önceki mevsimde etkili olan virüs tiplerini göz önüne alarak, o yıl hangi tip virüslerin grip etkeni olabileceğini tahmin edip, uygulanacak grip aşısın bileşimi için öneride bulunurlar. Aşı da buna göre hazırlanır. Bu nedenle aşının başarısı, aşı yapımında kullanılan grip virüsü antijenleriyle hastalık etkenleri arasındaki uyuma bağlı olarak her yıl farklı olabilir. Eğer o yıl  aşıda parçacıkları kullanılan virüsler etkense aşının koruyuculuğu da artar. Grip aşısı sağlıklı genç erişkinlerde %70-90 arasında grip belirtilerini önleyebilir, hastalığın etkilerini azaltabilir, böylece iş-güç kaybını en aza indirir. Ama yaşlılarda ve belirli bazı hastalığı olanlarda koruyuculuk %30-40’a kadar düşebilir. Çünkü yaşlılarda koruyucu antikor oluşumu daha azdır. Bununla birlikte yaşlılarda ve kronik (sürekli) bir hastalığı olanlarda aşının; gribe yakalanmayı engellemese de başka olumsuz etkiler ortaya çıkmasını azalttığı, hastaneye yatış ve ölüm oranını düşürdüğü yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.

Aşının yan etkileri ve güvenilirliği
Tüm diğer ilaçlar ve tıbbi uygulamalar gibi grip aşısının da yan etkileri olabilir. Bunlardan en sık görüleni enjeksiyon yerinde hafif ağrıdır. İki güne dek uzayabilir, günlük aktiviteyi bozacak düzeyde değildir. Ateş, bitkinlik, kas ağrısı gibi belirtiler genellikle daha önce grip  virüsüyle karşılaşmamış kişilerde, örneğin çocuklarda görülebilir. Genelde aşı enjeksiyonunu izleyen 6-12 saat içinde ortaya çıkar, en geç 1-2 gün içinde sonlanır. Split-virus grip aşısında bu yan etkiler daha az görülmektedir. Bu yan etkilere ek olarak çok daha az görülen yan etkiler de olabilir. Grip aşısından sonra ender olarak bazı alerjik reaksiyonlar çıkabilir. Yumurta alerjisi olanlarda aşıya karşı alerjik reaksiyon gelişebilir. Bu durum aşının saflaştırılması sırasında çok küçük miktarda da olsa kalan yumurta proteinlerine bağlanır. Yan etki olarak öne sürülen Guillian-Barre Sendromu (GBS); sinir sistemini etkileyen bir hastalık olup, kasılmalarla seyretmektedir. Grip aşılarıyla GBS oluşma riski tam olarak bilinmemektedir. Gribin kötü sonuçları dikkate alınınca bu düşük risk göz ardı edilmektedir.

Aşı Kimlere Yapılmalı?

    65 yaş ve üzerindekiler (bu yıl yurtdışında 50 yaş ve üstüne de önerilmektedir. Bunun nedeni 50-64 yaş arası yüksek riskli kişilerin de aşılanmasını sağlamaktır).
    Bakımevlerinde kalan ve sürekli hastalığı olanların hepsi,
    Sürekli akciğer ve kalp hastalığı olanlar (astım ve böbrek hastaları dahil),
    Diyabet (şeker) hastaları,
    Kalıtsal hemoglobin bozukluğu olanlar,
    İmmunolojik (bağışıklık sistemi ile ilgili) hastalığı olanlar,
    Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar (kanser hastaları, HIV=AIDS enfeksiyonu olanlar, organ nakli yapılmış olanlar, steroid ilaç alanlar, kemoterapi ya da radyoterapi uygulananlar),
    Sağlık çalışanları,
    Risk grubu hastaların ev halkı, yakın temasta olduğu kişiler,
    6 ay – 18 yaş arasında olup uzun süreli Aspirin alanlar (Reye Sendromu gelişme riskini azaltmak için),
    Grip mevsiminde hamileliğinin dördüncü ve daha sonraki aylarında olanlar,
    Bu gruplarda olmasa da kişisel olarak kendisini aşı yoluyla korumak isteyenler.

Kimler aşılanmamalı?
Grip aşısı genelde güvenli aşılar arasında kabul edilmektedir. Ancak bazı koşullarda uygulanması sakıncalı olabilmektedir:

    Yumurta alerjisi olan kişiler (yumurta yiyince dilde şişme, solunum güçlüğü, kan basıncında düşme gibi reaksiyon gelişenler),
    Daha önce yapılan grip aşısında ciddi reaksiyon gelişen kişiler,
    GBS olanlarda.

Ani başlayan ateşli bir hastalığı olanlarda ise, iyileşinceye dek aşı uygulamasının ertelenmesi gereklidir.

Her ülkenin kendi ulusal sağlık otoritesi o yıl için özgül aşı virüslerini ve  aşı uygulama önerileri belirleyerek kamuoyuna bildirmelidir.

Yaşlı Suistimali

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Hazırlayanlar:Dr. Sibel Kıran,Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Dr. Reyhan Uçkul, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Dr. Semih Şemin, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı

Neden yaşlıya kötü davranılıyor?
Korunma ve Önlemler
Bakımı üstlenen bireyler için öneriler

Suistimal konusu son 35 yıldır ele alınmaktadır. Çocuk ve kadın suistimali kamuovu için ve tıbbi yönden öncelikli olarak dikkat çekici olsa da yaşamın her döneminde suistimal söz konusu olabilmektedir. Yaşlı suistimali bunun bir örneğidir. Yaşlı suistimali ile ilgili tanımlama ve terimler netleşmiş değildir.

Yaşlı deyimi, genellikle 60 ya da 65 yaş ve üstündekiler için kullanılmaktadır. Beklenen yaşam süresi arttıkça yaşlı nüfusta ortaya çıkan artışla birlikte yaşlı suistimalinin de artacağı düşünülmektedir. 1990 yılı verilerine göre dünya nüfusunun °/ 13′ünü oluşturan yaşlı nüfusun 2050 yılında % 25′e çıkacağı, 85 yaş üstü nüfusun da ikiye katlanacağı belirtilmekledir.

Amerikan Ulusal Araştırma Merkezi yaşlı suistimalini; fiziksel, duygusal, parasal, cinsel suistimal, ihmal ve yaşlının kendini ihmaline diğerleri olarak 7 başlıkta tanımlamaktadır.

1. Fiziksel
Yaşlıda ağrı, zedelenme ya da hastalığa yol açacak biçimde şiddet; tekme atma, itme, güç kullanma, engelleme ya da kötü niyetle ilaç uygulama biçiminde olabilmektedir.

2. Psikolojik
Tehdit, sözel ya da sözel olmayan kötü davranış, çevresinden ayırma, utandırma biçiminde gerçekleştirilen ve bir yıl içinde en az 10 kez yinelenmiş olan davranışlardır.

3. Parasal
Yaşlı kişinin parasını bilgisi ve gereksinimleri dışında harcamak ya da zimmetine geçirmek biçimindedir. Parasını, sosyal güvenlik kartını, kişisel eşyalarını çalmak ya da baskı yoluyla haklarını devralmaktır.

4. İhmal
Bakmakla yükümlü bireylerin (aile üyeleri, sosyal kurum çalışanları, özel bakıcılar), yaşlının günlük gereksinmelerini karşılamamasıdır. Diğer suistimal örneklerinde olduğu gibi, ihmal de ayrı başlıklar altında incelenebilecek biçimde; fiziksel, duygusal, parasal tiplere ayrılmaktadır.

Fiziksel; gözlük takma, diş temizliği gibi gereksinimlerin karşılanması, duygusal; sosyal uyarının sağlanmaması, uzun zaman yalnız bırakılması .
Parasal; yaşlı kişinin sağlıklı kalması ve bunu sürdürmesi için gereken eldeki kaynakların kullanılmaması biçimindedir.

5.Cinsel
Cinsel istismar, yaşlının rızası olmadan ya da rıza gösterme yetisi yokken cinsel tacize maruz bırakılmasıdır. Bu, aile üyeleri, arkadaşlar, bir kurumda kalıyor ise çalışanlar ya da diğer yaşlılar tarafından yapılabilmektedir.

6.Kendini ihmal
Kendini ihmal, yaşlı kişinin kendi sağlık ve güvenliğini bozacak davranışlarıdır. En iyi örnek, yaşlının çeşitli günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmek için duyduğu yardım gereksinimini reddetmesidir.

7.Diğer türler
İnsan haklarını ihlal sayıları; yaşlının kişisel haklarına saldırıda bulunulması, değerine ve otonomisine saygı duyulmaması, zorla beslenmesi, zorla ilaç kullanılması, terk edilerek kendi haline bırakılması, gibi durumlardır.

Sıklık
Tanımlamalar yeterli olmadığı için yaşlı suistimalinin prevalans ve insidansı bilinmemektedir. Bir alan çalışmasında yaşlı nüfusun % 3-10′unun suistimale uğradığı ya da ihmal edildiği belirtilmektedir. Suistimal kurbanlarının yarısında fiziksel ve zihinsel kısıtlılık bulunduğu, olguların °/ 1′inin ciddi suistimal olduğu, en sık parasal suistimalin gerçekleştiği vurgulanmaktadır. Ancak korku, utanç, suçluluk duygusu ve bağımlılık nedeniyle suistimal bildirilmemekte, gerçek rakamlar daha yüksek olabilmektedir.

Genel olarak, suistimal ve ihmalin bütün ırklarda, sosyoekonomik ve kültürel yapılanmalarda olabildiğine dikkat çekilmektedir. Bazı çalışmalarda yaşlı suistimalinde cinsiyetler arası fark görülmediği belirtilmesine karşın, bir çalışmada:

Tipik kurban için: Yaşlı+kadın+fiziksel ve zihinsel sorun
Tipik suistimalci için: Erkek bakıcı+ alkol kullanımı özellikleri tanımlanmıştır.

60 olgunun incelendiği tanımlayıcı bir çalışmada yaşlı suistimali kurbanı olmanın 70 yaş üstündeki beyaz ve dul kadınlarda daha yüksek olduğu bulunmuştur. Irk ve suistimal tipi arasında ilişkinin araştırıldığı bir çalışmada beyazların daha çok fiziksel ve parasal suistimale uğradığı ve bunların da % 80′inin kendi evinde kalan yaşlılar olduğu belirtilmektedir.

Tanı
Suistimale maruz kalanlar acil servislere sık olarak başvurdukları için acil servis hekimlerinin suistimalin belirtileri konusunda daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Çalışmalarda suistimale uğramış yaşlı kadın kurbanlarda özgül bir zedelenme çeşidi saptanamadığı belirtilmekte ve bundan yola çıkılarak acile gelen bütün yaşlılar için suistimal olasılığının da düşünülmesi gerekliliğine değinilmektedir.

Neden yaşlıya kötü davranılıyor?
Yaşlı insanlara karşı suistimal davranışı konusunda çeşitli varsayımlar tartışılmaktadır. Psikososyal ve kültürel etkenler göz önüne alınarak suistimalin oluştuğu durumlar dört başlıkta gruplanmaktadır:

1.Yaşlının fiziksel ve zihinsel yetersizliği :Yaşlı kişilerin kırılgan, zayıf ve bağımlı olmalarının suistimal için dolaylı risk etkeni olduğu kabul edilmektedir. Fiziksel ve zihinsel yetersizlik ise kişinin kendini koruma ve kurtarma yeteneğinin olmayışı nedeniyle doğrudan risk olarak ele alınmaktadır.

2.Bakıcının stresi :Yaşlının bakımını üstlenenin stres altında olmasıdır. Yaşlının alkol ya da ilaç bağımlılığının olması, sürekli düşmesi, inkontinansları, şiddet içeren sözel davranışları ile bakımı üstlenen aile bireyinin ya da kurum çalışanının gelirinin az olması ile işyerine ait diğer sorunların birleşmesi, bakıcının kızgınlık ve antagonizmini hastaya ya da yaşlıya yöneltmesine ve sonuç olarak istismara neden olabilmektedir. Ancak bu teori aynı stresleri yaşayan ve kendi aile bireylerince bakılanlarda suistimalin daha az görülmesini tam olarak açıklamamaktadır. Bu nedenle stres suistimalin nedeni olmaktan çok tetikleyici olarak kabul edilmelidir.

3.Kuşaklar arası şiddet aktarımı
Şiddet ve suistimal öğrenilen bir davranıştır ve kuşaktan kuşağa geçer. Yaşlının bakımını üstlenenin, aile bireyleri ya da bir kurum olmasından bağımsız olarak suistimal yansıyan şiddet biçiminde ortaya çıkabilir.

4. Suistimali yapan kişinin psikopatolojisi :Bakıcının ilaç ya da alkol bağımlılığı, kişilik bozuklukları, zihinsel geriliği, demansı olduğu durumlarda suistimal ve ihmal ortaya çıkmaktadır. Aile içinde bu tür sorunları olan kişiler, çalışmadıkları için evdeki yaşlının bakımını tek üstlenen kişi olabilmekte, bu da riski arttırmaktadır.

5.Diğer risk etmenleri: Yaşlı ile suistimalci arasında yaşam düzeninden kaynaklanan, suistimalcinin kurbana bağımlılığı (bazı ülkelerde, yaşlı bakımını üstlenenlere devlet para yardımı sağlamakta ve bu da kendilerine ekonomik katkı olması için yaşlının bakımını üstlenmek isteyen; uzak akrabaları, gönüllü aileleri gündeme getirmektedir. Bu durum yaşlı bakımının özensizce üstlenilmesine neden olabilmektedir), yaşlının suistimal eden kişiye bağımlılığı ve sosyal ayırımından kaynaklanan nedenlerdir.

Korunma ve Önlemler
Suistimalin yarattığı durumların tedavisi; ilkyardım, değerlendirme, uzun dönemli bakım olanakları, eğitim ve engelleme aşamalarını içeren çok yönlü yaklaşımları gerektirmektedir. İlk yardım ve acil poliklinikleri, olguların saptanması yönünden önemli bir değer taşır. Bir çok hastanede takım çalışması sağlayan hizmet birimleri kurulmaktadır. Hekimler, hemşireler, yöneticiler, sosyal hizmet uzmanları, hukukçular bu birimler içinde yer alması gerekli görülen meslek gruplarıdır. Bu tip birimler suistimalin fiziksel belirtilerini tedavi ettikten sonra hastanın güvenliğini sağlamak, yaşlı kişiye daha iyi, güvenli ve huzurlu bir yaşam olanağı sağlayabilmek için çok önemlidir. ” Suistimalin çözümünün kendi kendine olamayacağı ve ortadan kalkmayacağı, zamanla da artacağı”nın toplum tarafından kavranabilmesi için, sağlık hizmeti sunanların uygun yaklaşımları ve eğitim ön koşuldur. Uzun dönem yaklaşımları bireysel özellik ve gereksinimlere göre değişiklikler gösterir. Bireyin işlevsel durumu, yaşadığı çevre ve yetilerine göre değerlendirilmelidir.

Temel bakımı gerçekleştirebilmek için hangi hizmetlerin gerektiği belirlenmelidir. Yardımın kurumsal olması, güvenlik planı geliştirebilmeyi, olguları atlamayarak sorunu çözebilmeyi ve olası olguları da korumayı sağlayacaktır. Bir çok ülke için bildirim yasal sorumluluktur ve yaptırımları vardır.
Suistimal ve ihmal olasılığını ortadan kaldırmak, suistimali azaltmak, kontrol altında tutmak ve engellemek için:

1. Bakım veren kurumların düzenlenmesi ve kişilerin streslerini azaltmak
2. Yaşlı suistimali konusunda eğitimli olmak
3. Erken bulguların farkında olmak
4. Suistimale yol açacak durumlardan kaçınmak
5. Sağlık ve bakımı veren profesyonellerin bir takım halinde çalışmasını sağlamak gerekmektedir.

Özellikle yaşlı bakımını üstlenen bireyler için,
destek programlarının geliştirilmesinin önemi üzerinde durulmaktadır. Bu tip destek programlarına katılanların verdikleri bakım niteliğinin, katılmayanlara göre anlamlı ölçüde daha yüksel< olduğu belirtilmektedir.

Bakımı üstlenen bireyler için öneriler :
Olabildiğince iyimser olmak
Destek programları izlemek
Rahatlama teknikleri uygulamak
Olabilirse ek yardım almak
Geriatrik bakım yöneticilerinden yardım almak

Batı Avrupa’da yaşlı bakımı üstlenenler için danışmanlık hizmeti veren devlet kuruluşları ve suistimali ortadan kaldırmaya yönelik eğitim ve destek yaklaşımlar geliştiren şiddet danışma birimleri kurulmuştur. Ev ziyaretleri ile eve götürülen sağlık hizmetinin, bakan bireylerin stresini azalttığı, sürekli izlem ve değerlendirmelerin yaşlılar için olumlu ortam oluşmasına katkıda bulunduğu belirtilmektedir. Bu birimlerin üstlenmeleri beklenilen eğitim çalışmaları ülkemiz için, birinci basamak sağlık hizmetleri içinde, ebe ziyaretleri ile yaşlı ve kronik hastalık izlemi sürecinde de gerçekleştirilebilir.

Kolera, Kuzduz ve Meningokok Aşıları

  • Kolera Aşısı
  • Kuduz Aşısı
  • Meningokok Aşısı

KOLERA AŞISI
Dünyanın pek çok yöresinde koleraya neden olan suş Vibrio cholerae 01’dir. Aşı sadece %50 oranında ve kısa süreli bağışıklık sağladığı için WHO tarafından artıl önerilmemektedir. Ancak daha önce midesi alınmış ve dolayısıyla mide asidi bulunmayan veya H2- reseptör antagonisti veya antasit kullananlar, kolera ve diğer barsakta hastalık yapan mikroplara daha duyarlı olacaklarından bu grup hastalara diğer önlemleri yanısıra kolera aşısı da önerilebilir. Riskin devamı halinde 6 ayda bir ek doza gereksinim vardır. Yan etki olarak aşının yapıldığı bölgede lokal reaksiyonlar gelişebilir. Hamilelerde güvenilirliği konusunda veri yoktur.

Yeni, oral yoldan kullanılan genetik mühendislik teknolojisi ile elde edilmiş canlı bir aşı (CVD 103-HgR) İsviçre’de ruhsatlanmış ve bazı Avrupa ülkelerinde de kullanılmaya başlanmıştır. Bu aşı da parenteral aşı gibi non-01 (Bengal) suşuna karşı koruyucu değildir.

KUDUZ AŞISI
Kuduz virüsü insana ya kuduz bir hayvanın ısırması, yani cildin hayvanın dişleriyle bulaşıp açılan yaranın tükrükle bulaşması sonucu veya ciltte mevcut açık bir yara veya sıyrığın veya müköz membranların hayvanın tükrüğü veya beyin dokusu gibi virüsü taşıyan materyalle bulaşması olması sonucu bulaşır. Bu durumlar dışında, kuduz hayvanı sevmek, dokunmak vb. hallerde bulaşma olmaz. Virüsün nadir bulaşma şekilleri arasında korneal transplantasyon (göz nakli), laboratuarda aerosol halinde kuduz virüsü solunması sayılabilir. Genelde virüs kedi, köpek vd. et yiyen hayvanlar ve yarasalarla bulaşır. Kırsal kesimde tilki, kurt, nadiren tavşan, fare, sincap gibi hayvanlar aracılığıyla da bulaşma olabilir.

Ülkemizde yakın zamana kadar üretilip, kullanılan aşı Semple-tipi, formel inaktive infekte hayvan sinir dokusundan hazırlanan aşıydı. Bu aşıyla 1:200-1600 sıklığında ensefalomyelit ve polinöropati görülmesi ve bu komplikasyonu %14 oranında ölümle sonuçlanması nedeniyle günümüzde aşının üretimi durdurulmuş olup, yerine yurtdışından ithal edilen, insan hücre kültürlerinde hazırlanmış aşı (Human diploid cell vaccine, HDCV) kullanılmaktadır. Kuduz virüsü ile temas ettiği düşünülen bir kişiye bu aşı 1 ml dozda ve 0,3,7,14 ve 21. günlerde mutlaka deltoid adele (omuz eklemini örten kas) içine verilerek uygulanmalıdır. Aşı ile birlikte atlardan veya kuduz virüsü ile bağışıklanmış edilmiş insanlardan elde edilen hiperimmunglobulin de eş zamanlı olarak verilmelidir. Yara lokal olarak sabunlu suyla iyice yıkanmalıdır.

HDCV’ye bağlı enjeksiyon yerinde ağrı, şişlik ve kızarıklık %75’e varan sıklıkta görülebilir. %5-40 oranında baş ağrısı, halsizlik, adele ağrısı, bulantı ve karın ağrısı bildirilmiştir. Allerjik reaksiyonlar son derecede nadirdir. Kuduz aşısı bir virüs aşısı olup, hamile kadınlara yapılmasında sakınca yoktur.

Kuduz aşısı, kuduzla karşılaşma olasılığı yüksek kişilere (örneğin veterinerler, kuduz virüsü ile çalışan laboratuar personeli, sahada çalışanlar gibi) temas öncesi koruyucu olarak yapılmalıdır. Bu kişilerde risk devam ettiği sürece her iki yılda bir rapel (ek) doza ihtiyaç vardır.

MENİNGOKOK AŞISI
Bir bakteri (Neiserria meningitidis) aşısıdır. İçinde Nepal, Moğalistan, Suudi Arabistan ve Sahra Çölü güneyindeki Afrika ülkeleri hastalık açısından belli başlı riskli ülkelerdir. Özellikle Hac mevsiminde Mekke’ye gidecek hacılara meningokok aşısı önerilmelidir. Tek doz 0.5 ml subkutan (deri altından) aşı yeterli bağışıklık sağlar. Aşının seyahatten 1-2 hafta öncesi yapılması gereklidir. Splenektomili veya (dalağı alınmış) olanlara aşı mutlaka yapılmalıdır. Risk altındaki kişilerde her 3-5 yılda bir rapel (ek) doza gereksinim vardır. Aşıya ait ciddi bir yan etki bildirilmemiştir. Ciddi bir gereksinim olmadıkça hamile kadınlara uygulanmamalıdır. Gerekli olduğu takdirde HIV ile infekte kişilere uygulanabilir.

Meningokokal menenjit geçiren kişinin aynı evde yaşanan ailesine 4 gün süreyle önleyici antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Hamile kadınlara bu tür tedavi uygulanmamalıdır.

Difteri Bağışıklaması

Dünyada 1920′lerde başlayan difteri bağışıklaması günümüzde de toksoid aşı uygulaması olarak sürmektedir. Ülkemizde hemen hemen aynı yıllarda başlayan aşı üretim ve uygulamaları bugüne kadar başarı ile sürmüş ve bunun sonucunda difteri olguları yok denecek kadar azalmıştır.

Bununla birlikte, 1990′lı yılların başında Rusya ve Ukrayna başta olmak üzere bazı ülkelerde difteri yeniden epidemi biçiminde görülmeye başlamış ve yüz binlerce olgu ve binlerce ölüm meydana gelmiş, 1994′de Rusya’da 48.000 yeni olgu ve 1.700′ün üzerinde ölüm görülmüştür.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, 1997′de 150 000-200 000 yeni olgu ve 5 000-7 000 ölüm belirlenmiştir. 1993′te DSÖ Avrupa Ofisi tarafından Difteri Avrupa Çalışma Grubu oluşturulmuştur ve bu grup çalışmalarını halen sürdürmektedir (1,2).

Özellikle Doğu Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, 15 ülke geçtiğimiz dönemde epidemik alana girmiş ve geçen süre içinde 560.000′den fazla olgu ve 15.000′den fazla ölüm görülmüştür. Bugün için DSÖ’ye göre Azerbaycan, Belarus, Estonya, Litvanya, Moldova, Türkmenistan, Özbekistan ve Ermenistan’ da mükemmel denecek biçimde difteri kontrol altına alınmış ve hastalık insidansı düşük düzeylere çekilmiştir.

Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Latviya, Rusya, Tacikistan ve Ukrayna’da ise difteri kontrolü için daha fazla çaba harcamaya gereksinim duyulduğu ve bu ülkelerde epidemik kontrolün henüz tam olarak sağlanamadığı bildirilmektedir (1,2).

Difteri tüm bakteriyel hastalıkların en hızlı gelişenlerinden birisi olup, bakteri alındıktan sonra beş gün içinde belirtiler gelişir ve bir hafta sonra ölüm olabilir. Difteri toksijenik bir hastalık olması nedeniyle toksoid aşı ile yapılan tam bağışıklama kişileri hastalığın etkeni Corynebacterium diphtheriae toksininden korur. Bununla beraber, bağışık kişilerde ajanın taşınması ve duyarlı kişilere bulaştırılması, epidemik bölgelere seyahat edenlerin yakınlarında hastalığın görülmesi, toplumda tüm yaş gruplarında tam bağışıklık sağlanmasının önemini kanıtlamıştır (3-5).

Rusya ve Ukrayna’da başlayan ve “öldürücü hastalığın yeniden dönüşü” olarak duyurulan difteri epidemilerinin en büyük iki nedeninden birinin, aşılama oranlarında geçmiş dönemde görülen eksiklikler ve bir diğerinin de daha az difteri toksoidi içeren erişkin aşılarının çocuklarda kullanılması olduğu ileri sürülmüştür. Rusya’da epidemi bölgelerinde rapor edilen olguların yaklaşık %70′inin 15 yaş ve üzeri olduğu bildirilmiştir. Genç çocukların tetanoza karşı yeterli antitoksine sahip olmalarına karşın difteriye karşı daha az antitoksin düzeylerine sahip olmalarının, bazı ülkelerde 1985-1990′larda çocuklarda erişkin difteri tetanoz (Td) formulasyonu (difteri komponenti daha az) uygulamasına da bağlı olduğu belirtilmiştir (3).

Bu nedenlerle WHO tarafından epidemi görülen ülkeler için belirlenen stratejiler; tanı, izole etme, tüm olguları tedavi etme ve ikincil olguları önlemek için yakın temasları belirleme ve korumaya alma yanında, toplum bağışıklığının hızla yükseltilmesi şeklinde olmuştur (3,6).

Tüm bu bilgiler ışığında, Türkiye’nin çok yakın ilişkiler içinde olduğu bu ülkelerden taşıyıcılar aracılığıyla giderek daha fazla toksijenik Corynebacterium diphtheriae alabilir. Orta ve uzun erimde ülkemizde difteri salgınları oluşmaması için son derece dikkatli olunması ve yıllardır süren çocukluk bağışıklama programlarının değiştirilmeden tüm ülkede en üst düzeyde uygulanması özellikle önem taşımaktadır.

Difteri bağışıklaması DSÖ tavsiyeleri doğrultusunda; doğum sonrası 2., 3., 4. aylarda DBT (difteri-boğmaca-tetanoz) biçiminde toplam üç doz, 16-18′nci ayda DBT ile dördüncü doz ve en az üç yıl sonra yani 4- 6 yaşlarında DT (çocuk difteri- tetanoz aşısı) şeklinde uygulamayla toplam beş doza erişilerek gerçekleştirilir.

DT çocuk aşısı genel olarak yedi yaş altı uygulanmakta olup, Ingiltere gibi bazı ülkelerde 10 yaş altı uygulaması olarak da kabul edilmektedir. Hatta Japonya bağışıklama programı incelendiği zaman, beşinci doz difterinin 6′ncı sınıfta (10-11 yaş) DT çocuk aşısı olarak uygulanmakta olduğu görülmektedir. ABD’de CDC’nin (Centers for Disease Control) önerileri doğrultusunda beşinci doz difteri aşısının DTaP (difteritetanoz- hücresiz boğmaca) ya da DT şeklinde yedi yaş altında uygulandığı, hatta bazı eyaletlerde beşinci dozun tD, tetanoz toksoidi az ancak difteri toksoidi fazla aşı, olarak uygulandığı ve daha ileri yaşlarda Td aşısına geçildiği gözlenmektedir. ABD’nde difteri aşısının yedi yaş altında beş doz tam çocuk komponenti olarak uygulanmasına büyük önem verilmektedir. Kanada da, yedi yaş öncesi bağışıklamasında beş doz çocuk difteri komponentli aşıları uygulamaktadır (7-14).

Dünyada hemen her ülkede C. diphtheriae sirkülasyonunun sürüyor olması ve difteri bağışıklaması ile ilgili yaklaşık yüz yıllık deneyimler, çocuk ve erişkin bağışıklamasının önemini ortaya koymaktadır (16,17).

Erişkin Td aşısı uygulaması, DTaP ya da DT aşısının beşinci doz olarak en son uygulanmasından en az beş yıl sonra, 11-12 yaşında ve izleyen her on yılda bir tekrar edilmesi şeklinde tavsiye edilmektedir (9,10,11,14,15).

Ülkemizde de uzun yıllardan bu yana benzer uygulama, DBT olarak toplam beş doz çocuk aşısı ve 11-12 yaşında TT olarak sürdürülmüştür. Şu anda ise, Td aşısının adolesan ve erişkin bağışıklamasında kullanılan TT aşısı yerine uygulanması uygun olacaktır.

Özellikle yeni doğanlarda üç doz DBT uygulamasının bile, 1998’de ülkemizin Ege, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sırası ile %53.6, %67.7, %54.0 gibi düşük oranlarda olması ve genel olarak toplumsal bağışıklama düzeyinin tüm yurtta tam olarak sağlanamaması (18), beşinci uygulamada da çocuk dozu difteri bağışıklaması zorunluluğunu daha da kuvvetli olarak göstermektedir.

Tüm bu bilgiler ışığında, ülkemizde beşinci doz çocuk difteri aşısı uygulamasının ilköğretim birinci sınıfta, önceden olduğu gibi DT (çocuk difteri-tetanoz) aşısı olarak yapılması ve erişkin bağışıklamasında Td kullanılması difteri salgınlarının önlenmesi bakımından son derece önemli görülmektedir.