Archive for the ‘Diyabet (Şeker Hastalığı)’ Category

Gizli Şeker Hastalığı ve Belirtileri

Şeker hastalığı başta kalp, beyin, böbrek ve göz olmak üzere doku ve organların çoğunda tahribat yapar. Yaptığı tahribatın değişmez iki özelliği vardır: Bir, yavaş ama içten içe olması, iki kararlı, kalıcı ve ilerleyici bir süreç göstermesi…

Gizli şekeri olanlarda sık görülen bazı sorunlar var: Göbek-karın bölgesinden şişmanlama, iyi kolesterol HDL’de azalma, trigliserid düzeyinde yükselme, ürik asidin fazlalaşması ve hipertansiyon eğilimi bunların en önemlileri.

Eğer gizli şekere bu sorunlar da eşlik ediyorsa, koroner kalp hastalığı ve kalp krizine yakalanma ihtimali neredeyse açık diyabet oranına yaklaşabilir (Gizli şekerde normalde 1,5-2 kat olan bu risk, bu durumlarda diyabetlilerde olduğu gibi dört kat kadar artabiliyor).

Bilhassa refah toplumunun en önemli sağlık sorunları arasında sayılan “ölümcül dörtlü” veya “mahşerin dört atlısı” bir arada bulunduğunda (göbek-karın bölgesinden şişmanlama, kan şekerinde yükselme, kan yağ dengesinde bozulma ve yüksek tansiyon) kalp krizi ve felç riski daha da artar.

Son yıllarda bu tahribatın “prediyabet” veya “gizli şeker” döneminde de ortaya çıkabileceği anlaşıldı ki, bu önemli bir gelişmedir. Eskiden “latan diyabet” olarak da adlandırılan “gizli şeker” evresine son yıllarda daha çok önem verilmesinin nedeni de budur.

Gizli şekerin açık şekere dönüşme süresi kişiden kişiye değişirse de bu dönem ortalama on yıl kadar sürüyor. Karın-göbek bölgesinden kilo alma, karbonhidratlardan (şeker, un, nişasta) zengin beslenme ve hareketsizlik gibi önemli hatalar yapılınca süre daha da kısalıyor, bir-iki yıla inebiliyor. Daha da kötüsü, şeker hastalığı ortaya çıkmadan siz çok erken yaşlarda kalp damar hastalığına yakalanabiliyorsunuz.

Özellikle göbekli, düşük HDL kolesterollü veya hipertansiyonlu biriyseniz süreç bu yönde işliyor. Bu nedenle de süreci daha bu aşamadayken ciddiye almak ve önemli bir sağlık sorunu kabul edip çözmek şart!

Diyabet önleme

Ne iyi ki son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda elde edilen bazı bulgular size iyi haberler vermemizi sağladı: Gizli şeker hastalığının açık şeker hastalığı haline gelmesini önlemek mümkün olabiliyor. Özellikle “Joslin Klinik” ve Harvard Üniversitesi’nin diğer hastanelerinde yapılan araştırmalarda iyi planlanmış bir “diyabet önleme programı” sayesinde gizli şeker hastalığının açık şekere dönüşmesinin ciddi oranda engellenebileceği anlaşıldı.

Bunu başarmak için yapılması gerekenler son derece uygulanabilir önlemler:

Fazla kiloları vermek, sağlıklı bir beslenme planına uymak, düzenli aktivite alışkanlığı edinmek yeterli. Böyle bir planı deneyimli bir uzman grubuyla birlikte uyguladığınızda şeker hastalığına yakalanma olasılığını sonsuza kadar ertelemeniz mümkün.

Gizli şeker tanısı nasıl konuyor sorusunun yanıtına gelince… Bunun için açlık ve tokluk kan şekerlerinize baktırmanız yetiyor. Eğer açlık kan şekeriniz 100-125 aralığında, tokluk kan şekeriniz 140-199 aralığında ise gizli şekerinizin olduğunu düşünebilirsiniz. Eğer kan şekeriniz açlıkta 120 altı, toklukta 199 ve üstü ise sizde açık şeker, yani orta yaş diyabeti (tip2 diyabet) var, yani yetişkin yaş şeker hastalığı başlamış demektir. Tanıyı daha da kesinleştirmek için işin uzmanı bir merkezde etraflıca değerlendirilmeniz, belki de bir şeker yükleme testi yaptırmanız gerekiyor.

Kimler risk altında

Gizli şeker ihtimali sizde de var mı? Açlık ve tokluk şekeri değerlendirmelerini –ve mümkünse insülin ölçümlerini- kimlerin yaptırması lazım? Ailesinde ve çok yakın akrabalarında şeker hastalığı bulunanlar, kilo fazlalığı veya şişmanlık sorunu yaşayanlar, özellikle bel çevresi genişliği ile birlikte (erkeklerde 102, kadınlarda 88 cm.yi geçenler) kilo alanlar, bel çevresi oranının kalça çevresine oranı 0,8’i geçenler ya da beden kitle indeksi 26’nın üzerinde olanlar, gebelik şekeri sorunu yaşayanlar ve mümkünse iyi kolesterolü az, trigliseridi yüksek bulunanlar, hipertansiyonlular ile gut hastalarının bu testleri yaptırmalarında fayda var.

Birçoğumuz farkına varmadan gizli diyabetle yaşıyoruz. Yine birçoğumuz sorunu fark etsek bile önemini bilmiyoruz. Oysa özellikle damar sağlığını korumanın yolu her şeyden önce “şeker-insülin-kolesterol-trigliserid-kan basıncı” dengesini korumaktan geçiyor. Bu nedenle yıllık sağlık taramalarında mutlaka “tokluk şekeri” analizi de yaptırmalısınız. Gizli şekeri erken fark etmenin en kolay yolu bu.

KESİP SAKLAYIN

Bu testler önemli

Gizli şeker döneminde sık görülen bir sorun, hatta ilk görülen sorun insülin direncidir. Özellikle kilolu-obez kişilerde insülin direnci sorunu çözülmezse tip2 diyabet olasılığı artıyor, süreç kısalıyor. İnsülin direnci – ya da diğer adıyla metabolik sendrom- için yapılan başka bazı testler de var.

Kanda trigliserid düzeyinin yüksek çıkması (150-200 mg üzerindeki değerler), iyi kolesterol HDL seviyesinin azalmış bulunması (erkekler için 45, kadınlar için 50 mg ve altındaki değerler) veya trigliserid/HDL oranının 4/1den yüksek bulunması, ALT, AS, GGT olarak bilinen karaciğer fonksiyon testlerinin normal sınırların üzerine taşması, serum ürik asit sevi-yesinin 6,5-7 mg/dl.yi geçmesi insülin direncinin işaret fişekleridir.

Kesin teşhis için açlık ve tokluk kan şekeri ile açlık ve tokluk insülin seviyelerine baktırmak gerekiyor. Açlık insülin seviyesinin 10 ünite tokluk insülin seviyesinin 30-40 üniteyi geçtiği durumlarda durum ciddi boyut lara ulaşmış insülin direnci başlamış demektir.

ÖNEMLİ

Sağlıklı ve uzun bir hayat için

• Doğru beslenmek
• Güzel uyumak
• Egzersiz yapmak
• Stresi yönetebilmek
• İyimser olmak
• İnançlı olmak
• Hoşgörülü olmak
• Umutlu olmak
• Temiz bir çevrede yaşamak
• Sağlık kontrollerini yaptırmak

HATIRLATMA

Gizli şekerin belirtileri

Şeker hastalığının bu erken döneminde de bazı işaretler vardır. Bunların en önemlileri kan şekerinin düşmesi sonucu ortaya çıkan “hipoglisemik belirtiler” grubudur. Yemeklerden sonra belirginleşen yorgunluk hali, ağır yemekleri takiben daha çok hissedilen uyuklama, terleme, bitkinlik gibi sorunlar, özellikle baş, boyun bölgesinde tekrarlayan terleme atakları, bir türlü anlam verilemeyen öfke nöbetleri, ani parlamalar, sinirlilik, sık tekrarlayan enfeksiyonlar bu işaretlerin en sık karşılaşılanlarıdır.

Kaynak: Ntvmsnbc

Şekerle İlgili Gerçekler

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Vücudumuzun Gerçekten Şekere İhtiyacı Var mıdır?

Beyin, sinir sistemi ve alyuvarlar normal koşullarda enerji ihtiyaçlarını mutlak surette karbonhidratlardan karşılamak durumundadır. Bazı karbonhidratlar besinlerde doğal olarak bulunurlar (meyvelerde fruktoz, sütte laktoz, tahıllarda nişasta gibi). Bazıları ise sonradan ilave edilirler (sofra şekeri ve şeker içeren besinler). Kaynağı ne olursa olsun, vücut gerçekte bu farkı anlamaz. Karbonhidratlar büyük oranda bitkisel kaynaklı besinlerden alınmaktadır. Bu karbonhidratlar vücudumuzda yapıtaşı olan glikoza dönüşür ve kan şekerinin esas kaynağını oluştururlar. O nedenle Dünya Sağlık Örgütü günlük enerjimizin %55-60′ının karbonhidratlardan karşılanması gerektiğini vurgulamaktadır.

Fazla Karbonhidrat Tüketiminin Zararları Nelerdir?

Vücut, kan şekerinin tümünü aynı anda enerjiye çevirememektedir. Kan şekeri düzeyi normalin üzerine çıktığında; pankreastan salınan insülin hormonu fazla şekerin depolanması için karaciğer, kas ve diğer hücreleri uyarır. Glikozun bir kısmı, kas ve karaciğerde glikojen şeklinde depolanır. İhtiyacından fazla enerji tüketimi durumunda vücut, bir kısım glikozu vücut yağına çevirir. Dolayısıyla obezite ve beraberindeki 40′ı aşkın hastalık için davetiye çıkartılmış olmaktadır. Bu nedenle karbonhidratları azı karar çoğu zarar mantığı ile değerlendirmekte yarar vardır. Son zamanlarda şeker kullanımının hızla artmasıyla birlikte kalp – damar hastalıkları, diyabet, kanser, sindirim sistemi hastalıkları ve romatizmal hastalıkların görülme sıklıklarında artışlar olmaktadır.

Hiç Şeker Tüketmemek Vücutta Bir Eksiklik Yaratmaz mı?

Rafine edilmiş haliyle şeker 200 – 300 yıllık kısa bir geçmişe sahiptir. Peki, şekerin keşfinden önce insanlar bu ihtiyaçlarını nasıl karşılıyordu, acaba vücutlarında bir eksiklik olmuyor muydu? Nasıl ki cep telefonlarından görüşme yapılabilmesi için bataryalarının dolu olması gerekiyorsa, vücudumuz için de temel enerji kaynağı glikozun bulunması gerekir. Ancak bu glikoz, çayın içerisine atılan ve tatlıların yapımında kullanılan sofra şekeri olarak görülmemelidir. Daha önce belirtildiği gibi doğal besinlerden de bu şekerin elde edilmesi söz konusu olmaktadır. Eğer ki sofra şekerinin eksikliği durumunda metabolizmamız sıkıntı oluştursaydı; sağlık personeli diyabeti olan bireylere de her gün tatlı yemelerini önerirdi.

Yoğun olarak 1900′lü yılların başından itibaren beslenmemizde yer alan şeker, daha öncesinde saraylarda kullanılan lüks bir besin maddesi olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde şekerin girmediği bir yer yok gibi. Bebeklikten itibaren şekerli besinlere alıştırılan bir insana sağlık problemlerinden ötürü “artık şekeri hayatınızdan çıkarmalısınız” demek çok zor.

Şeker Vücutta Nasıl Bir Sıkıntı Yaratmaktadır?

Hızla ve hemen kana karışan, saflaştırılmış ve rafine şeker içeren besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya neden olurlar. Çok kısa sürede yükselen kan şekeri yaklaşık yarım saat sonra aynı hızda düşmeye başlar. Her çıkışın bir inişi vardır. İşin kötü tarafı; tatlı yenildikten bir süre sonra artan ve azalmaya başlayan kan şekeri seviyesi eski seviyesinin de altına düşmektedir. Dolayısıyla kan şekerinde aniden bir pik yaşanması tekrardan tatlı yeme isteği doğurmaktadır. Bu nedenle kimse bir parça tatlı yiyerek “dur” diyememektedir.

Şekerin Yerini Nasıl Doldurabiliriz?

Her zaman için besinlerin doğalını tercih etmekte yarar vardır. Ama bu demek değildir ki: Hiç tatlı yenilmemelidir. Elbette tatlı yenilmemesini gerektiren şeker hastalığı gibi bir durum söz konusu değilse bazen tatlı yenilebilir. Ancak tatlıların tüketim sıklığına ve miktarına dikkat etmek, ayrıca baklava, lokma, tulumba gibi ağır tatlılar yerine; sütlaç, muhallebi, puding, komposto, hoşaf, kabak tatlısı gibi hafif tatlıları tercih etmek gerekir. İşte bu tatlıların yapımında – enerji alımını azaltmak adına – toz tatlandırıcılardan yararlanılabilir.

Diyabetliler başta olmak üzere, şeker tadından vazgeçemeyen, iştahını baskılayamayan, formuna önem veren bireyler ve aileleri için çok iyi bir alternatif olarak yapay tatlandırıcıların şeker yerine kullanılması daha uygun görülmektedir. Gerek içeceklerde tablet olarak, gerekse tatlıların yapımı esnasında toz formları ile güvenle kullanılabilen bu tatlandırıcıların enerji değeri yok veya göz ardı edilecek kadar düşüktür. Kan şekeri üzerinde de olumsuz etki yaratmamaları nedeniyle saflaştırılmış ve rafine şeker yerine tercih edilmeleri daha sağlıklı olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; bazı yapay tatlandırıcıların ocağı kapattıktan (besin pişirildikten) sonra ilave edilmesi gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki, sofra şekerine hiçbir bünyenin ihtiyacı yoktur.Hatta şekersiz çok daha rahat yaşanabilir.

Doğa insanlara meyveler, sebzeler, tahıllar vs vermektedir. İnsanlar ise onları doğal olarak tüketmek yerine elmadan, buğdaydan tatlılar yapmıştır. İşlenen ve rafine edilen (un, şeker gibi) ürünler besleyici değerlerini kaybederek “boş enerji kaynağı” haline gelmektedir. Hâlbuki endosperm denilen dış kısmının ayrıştırılmadığı kabuklu pirinç, tam buğday unu vs, bizim günlük hayatımıza damgasını vuran beyaz pirinç ve beyaz ekmeğe kıyasla çok daha fazla protein, vitamin, mineral ve en önemlisi posa (yani lif) içermektedir. Dolayısıyla bu tür besinlerin tercih edilmesi; kan şekeri, kolesterol ve kan basıncını istenilen seviyelerde tutmaya yardımcı olmaktadır. Dışkılama sayısını ve miktarını artırarak kabızlığı önlemekte, kalın bağırsak kanserinden koruyucu etkiler içermektedir. O nedenle besin seçiminde rafine edilmiş ürünlerden olabildiğince kaçınmakta yarar vardır.internethaber.com

Bu Hastalık Ömür Boyu Sürüyor

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Mocan, şeker hastalığının, insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucu oluşan ve ömür boyu süren bir hastalık olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri verdi…

Şeker hastalığında kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi).

İnsülin, pakreas adını verdiğimiz organımızdan salgılanan bir hormondur. Kandaki glukozun (şekerin) yükselmesini engellemeye yardımcı olur. İnsülin olmadan vücudumuz alınan gıdaları istenilen şekilde kullanamaz.
Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir.

OGTT’ de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

Tip 1 diyabet nedir?

Eğer insülin hormonu tamamen eksikse bu diyabete “Tip 1 diyabet (insüline bağımlı diyabet)” denir. Genellikle çocuk veye genç yaştaki hastalarda görülür. Tip 1 diyabet için risk faktörleri iyi tanımlanmamıştır. Ancak tip 1 diyabetiklerin birinci derece akrabalarında genetik ve çevresel faktörlerin hastalığı tetiklediği gösterilmiştir. Tip 1 diyabetli hastalar yaşam boyu insülin kullanmak zorundadırlar ve hayat kurtarıcıdır.

Ne yapmalı?

Tip 1 diyabetli kişi bilimsel ve sağlıklı bir beslenme programı uygulayarak, düzenli egzersiz yaparak ve uygun insülin tedavisi ile sorunsuz bir yaşam sürdürebilir. Ancak insülini uygun teknikle, yeterli dozda ve zamanında yapmayan, beslenme tedavisine uyum sağlayamayan ve aşırı karbonhidrat tüketen ya da egzersiz yapmayı aksatan diyabetlilerde kan şekeri yükselebilir (hiperglisemi). Bunun aksine insülini aşırı dozda kullanan ya da önerilen besinleri özellikle de karbonhidrat içeren besinleri zamanında ve yeterince tüketmeyen, alkol kullanan veya aşırı egzersiz yapan diyabetlilerde kan şekeri aniden ve hızla düşebilir (hipoglisemi).

Hipergliseminin belirtileri nelerdir?

Ağız kuruluğu,çok su içme

Sık idrara çıkma

Halsizlik,karın ağrısı

Nefes almada güçlük

İdrarda testinde şeker ve keton çıkması

Hiperglisemi nedenleri nelerdir?

Kanda insülin azlığı ya da yokluğu

Beslenme programının dışına çıkılarak fazla miktarda karbonhidratlı yiyecekler alınması

İnfeksiyon,yüksek ateş

Duygusal stres

Normalden az egzersiz yapılması

Hiperglisemi durumunda; şekerinizi ölçün. İdrarda keton testi yapın.bol su veya şekersiz  içecekler için. Doktorunuza veye en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

Hipoglisemi belirtileri nelerdir?

Soğuk terleme

Baygınlık hissi

Solgunluk(cilt solgunluğu)

Baş ağrısı

Dudaklarda uyuşma, karıncalanma

Çarpıntı

Sinirlilik

Bulanık görme

Açlık hissi

Sersemlik

Konsantrasyon güçlüğü

Kişilik değişikliği

Uyanma zorluğu

Titreme

Hipoglisemi neden olur?

Fazla insülin yapılması

Yetersiz beslenme

Aşırı egzersiz

Öğün atlama

Stres

Alkol alınması

Sıcak hava

Hipoglisemi durumunda şeker ya da şekerli gıdalar yiyin. Örneğin 3-4 tane kesme şeker ya da 2 tatlı kaşığı şeker atılmış içecek için ve hemen arkasından bisküvi ya da sandviç yiyin. İdeal kan şekeri düzeyinin sağlanması için gün boyu belirgin özen ve günlük bakım gerekir. Kişinin kendini iyi hissetmesi ve sağlıklı yaşam sürdürmesi için gereken bakımı hayat biçimi haline getirilmelidir.

Tip 2 diyabet nedir?

Eğer insülin hormonu var ama miktarı azsa veya dokulardaki insüline karşı direnç varsa bu diyabete  de “Tip 2 diyabet (insüline bağımlı olmayan diyabet)” denir. Genellikle 35 yaşından sonra görülür. Diyabetli kişilerin yüzde 90`ı Tip 2 diyabetlidir.

Tip 2 diyabet riski kimlerde daha fazladır?

Herkeste, her yerde, her yaşta diyabet teşhis edilebilir.

- Ailesinde diyabetli olanlar,

- Şişman kişiler,

- 4 kg` dan daha ağır bebek doğuran kadınlar,

- Stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir.

- Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi (aşırı troid hormon salgılanması), akromegali( büyüme hormonu salınım bozukluğu) gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir.

Tip 2 diyabetin belirtileri nelerdir?

Tip 2 diyabeti olan ve kan şekeri yüksek olan kişilerde;

- Sık idrara çıkma,

- Ağız kuruluğu,

- Çok su içme,

- Açlık hissi,

- Cilt yaralarının geç iyileşmesi,

- Kuru ve kaşıntılı bir cilt,

- Sık sık infeksiyon gelişmesi,

- Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür. Ancak bu belirtiler zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar.

Tedavisi nasıl?

Bu risk faktörlerinden en az iki tanesi varsa mutlaka diyabet taraması yapılmalıdır. Tip 2 diyabetin tedavisi diyet, egzersiz, eğitim ve gerekiyorsa  ağızdan alınan  ilaçlar veya insülin ile yapılmaktadır. Bu hastalığın tedavisi ömür boyu devam etmektedir. Bu sebeple tedavi endokrinoloji, diyabet ve metabolizma uzmanı ve diyetisyen ve diyabet hemşiresi tarafından planlanması hastalık komplikasyonlarının önlenmesi açısından çok önemlidir.

Kan şekerinizi kontrol altında tutmak için daha önce vücudunuzun otomatik olarak yaptıklarını şimdi sizin yapmanız gerekmektedir. Amaç kan şekerini olabildiğince normale yakın seviyede tutmak oladuğuna göre, diyabet olmadan önceki insülin salınımını taklit etmeye yönelik en uygun tedavi yapılmalıdır.

Hergün insülin enjeksiyonları yapmanız ya da doktorunuzun tavsiye ettiği diyabet ilaçlarını kullanmanız gerekmektedir. İnsülin enjeksiyon sayısını ve alım zamanını doktorunuz belirleyecektir.

Nasıl beslenmeli?

Günde üç ana öğün ve üç ara öğün yiyerek beslenmek önemlidir. Bu nedenle dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, yani karbonhidrat-protein-yağ dengesi sağlanmalıdır. Yağsız süt, yoğurt, yağsız et, balık, yumurta, patates, hububat, bakliyat yenmelidir. Sebzelerden lahana, tere, soğan, marul, salatalık, turp, domates, patlıcan ve yerelması tavsiye edilir. Meyvelerden ise ekşi elma, limon, greyfurt, yeşil erik, koruk gibi ekşi olanlar tercih edilmelidir.

Baharatlar vücudumuzdaki salgı bezlerine tesir ederek, onları çalıştırırlar. Bu nedenle her sofrada bulundurulmalıdırlar. Diyabet tedavisinde; tıbbi besleme tedavisi , ilaç tedavisi ve egzersiz (fiziksel aktivite) ayrılmaz üçlüdür. Egzersiz en az beslenem ve ilaç tedavisi kadar önemlidir. Özellikle, tip 2 diyabetli hastalarda fiziksel aktivitenin arttırılması, şekerin hücreler tarafından kullanılmasını hızlandırır ve kan şekerini düşürücü yönde etki yapar.

Kalp hastalığı ve yüksek tansiyon riski artıyor

Diyabet komplikasyonlara neden olabileceği için çok önemli bir hastalıktır. Diyabet tedavisinde amaç hem kişinin yaşam kalitesini yüksek tutmak hem de uzun dönem komplikasyonların gelişimini önlemektir. Diyabetli birey olarak uzun yıllar sağlıklı ve sorunsuz yaşamak mümkündür. Ancak kan şekeri uzun süre yüksek kalırsa bazı insanların gözlerinde böbreklerinde sinirlerinde ve ayaklarında problemler ortaya çıkabilir. Diyabetli hastalarda kalp hastalığı ve yüksek tansiyon riski artmaktadır. Bu komplikasyonlardan korunmak için kan şekerinizi diyabetli olmayan hastaların seviyesinde tutmak önemlidir. Kan şekerizi sık ölçüp, normal sınırlara yakın seviyelerde olmasını sağladığınız sürece bu komplikasyonların gelişimini önleyebilirsiniz.

Egzersizin faydaları nelerdir?

•Kanda şeker seviyesini düşürür ve insülin ihtiyacını azaltır.

•Vücut ağırlığının azalmasına yardımcı olur.

•Kalp kasını kuvvetlendirir.

•Kasların ve eklemlerin kuvvetlenmesini sağlar.

•Kan yağları (kolestrol,trigliserid gibi) düzeyinin azalmasını sağlar.

•Kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar.

Başlamadan önce doktorunuzla konuşun

Bir egzersiz programına başlamadan önce, yapacağınız egzersizin süresi ve tipi hakkında mutlaka doktorunuzla konuşun. Aksi taktirde, farkına varılmamış bir kalp-damar hastalığınız varsa egzersiz sırasında ağırlaşabilir. Eğer diyabet veya başka hastalıklar nedeniyle bazı sorunlarınız gelişmişse bazı egzersiz türleri sizin için sakıncalı olabilir. Diyabetiniz kontrol altında ise ve komplikasyonlarınız yoksa diyabeti olmayan insanlar gibi hemen her türlü fiziksel aktiviteyi yapabilirsiniz.

Diyabet hastalığında ayak sağlığına önem verin

Diyabet ayaklarınızı yaralanmalara ve infeksiyona karşı hassas kılar bunun nedeni ayakta ve parmaklardaki koruyucu hassasiyetin yavaş yavaş kaybolmasıdır. Birçok diyabet hastasında yıllar içinde ayaklardaki kan dolaşımı yavaşlayabilir. His kaybının gelişmesi ve kan akımının yavaşlaması sonucu ayaklarınızda yaralar ve özellikle topuklarınızda çatlaklar oluşabilir. Bu çatlaklarda ve yaralarda infeksiyon gelişme riski yüksektir. Gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde, bunların neden olacağı olumsuz sonuçları önlemeniz mümkündür. Diyabet tanısı konulduktan sonra ayak sorunlarınız olmasa dahi ayak bakımı hakkında bilgilenmelisiniz. İlk önce bunu gereksiz görebilirsiniz fakat günlük düzenli ayak bakımını ihmal etmezseniz birçok problemin gelişmesini önlemiş olursunuz.

Günlük ayak muayenesi..

•Ayaklarınızı hergün kontrol edin.

•Kontrol sırasında ayaklarınızın taban kısmını görebilmek için ayna kullanın.

•Ayaklarınızda oluşan en ufak bir çatlak veya yarayı mutlaka doktorunuza veya diyabet hemşirenize gösterin.

•Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmalıdır.ayağınızda tekrarlayan nasırların oluşmamasına dikkat edin.

•Tırnaklarınızın etrafında kızarıklık ve şişlik görürseniz doktorunuza başvurun.

Günlük ayak bakımı yapın

•Ellerinizi yıkadığınız gibi ayaklarınızı da her gün yıkayın.

•Banyo veya duş aldıktan sonra ayaklarınızın ıslak kalmamasına, parmak aralarının iyice kurulanmasına dikkat edin.ıslaklık derideki doğal yağları uzaklaştırır ve çatlaklar oluşmasına neden olur. Ayrıca nemli ortamda mantar infeksiyonları gelişebilir.

•Ayak derinizi nemlendirici bir kremle yumuşak tutun eğer ayaklarınız çok terliyorsa ayak pudrası kullanın. Ayağa tam oturan ayakkabılar giyerek ayağınızı basınçtan ve nasır oluşmasından koruyun.

•Ayak tırnaklarınız mümkünse düz kesilmelidir.banyodan sonra tırnakları yumuşakken kesmek daha kolay olur.tırnaklarınızı derin kesmektan kaçının. Kuaförde genel aletlerle pedikür yaptırmayın. Mümkünse kendi takımınızı kullanın.internethaber.com

ŞEKER HASTALIĞI İÇİN DOĞAL BİTKİSEL TEDAVİ

Ayrık otu, bol miktardaA ve B vitamini içerdiğinden karaciğer rahatsızlıklarına karşı oldukça etkili bir ilaçtır. Şeker hastalarına önerilir.

Beş parmak otunun, böğürtlen yaprağına, yaban mersini ve fasulye kabuğu ile karışımına karanfil ilave edilerek kullanılması şeker hastalığına karşı tavsiye edilmektedir.

Çayır papatyasının çiçeklerinin suda kaynatılması ile elde edilen çay veya sıkılarak elde edilen çayır papatyası suyu, şeker hastalarına yararlı olup, karaciğer dostu diye de anılan bir bitkidir.

Karnabahar şeker hastalığına karşı etkilidir.

Keten tohumu (1 yemek kaşığı) 1 litre suda , su ½ litreye düşünceye kadar kaynatılır ve günde üç kere içilirse kandaki şeker miktarı düşer.

Kuru fasulyede şeker hastaları için yararlıdır.

Salatalık kandaki şeker miktarını ayarlar.

Soğan, enginar, pancar, zeytin, zeytinyağı, fındık, ceviz ve badem, şalgam şeker hastalığına iyi gelir.

Yulaf, vücuda ısı verdiği için yazdan çok kışın tüketilir. Şeker hastalığına etkilidir. Kış sabahları kaynatılıp lapa şeklinde yenebilir. İçine kuru yemiş ve bal katılarak besin değeri artırılır.

Diabetik Kişiler Neler Yemelidir ?

- Şeker ve şekerli tatlılar(reçel, bal, pekmez, çikolata, kurabiye, kek ve pastalar)
- Tereyağı, margarin, iç yağı, kaymak, krema
- Salam, sosis, sucuk, pastırma
- Sakatatlar(karaciğer, beyin, dalak, işkembe vb.)
- Kızartılmış ve kavrulmuş besinler
- İçeriğini bilmediğiniz hazır gıdala