Archive for the ‘Genetik’ Category

İnsan Genom Projesi

Hazırlayan : Prof. Dr. Işık Bökesoy
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Genetik Bilim Dalı

İnsan Genom projesi “yaşamın sırları çözüldü” sloganı ile Clinton ve Blair tarafından Haziran 2000 de dünyaya duyuruldu. Henüz başlangıcın sonuna gelindiği bilinen bu proje ile DNA’ üzerinde yer alan bazların dizinlerinin büyük kısmı öğrenilmiştir. Elde edilen bilgiler, gerçekten yaşamı uzatacak mı, hastalıklar ortadan kalkacak mı, doktorluk mesleği gereksiz mi olacak, insanların bundan yarar ve zararları ne olacak, bizim gibi ülkelerde durum ne olacak soruları ülkemizde de tartışılmaya başlanmıştır.

Tarihçe
Mendel tarafından faktör denilen, 1900 lerde gen olarak adlandırılan birimlerin insan kalıtımında da geçerliliği Formal Genetik alanının doğması ile sonuçlanmıştır. Genlerin yapısı ise 1953 yılında kalıtsal madde DNA nın yapısının anlaşılmasıyla en çok merak edilen konular arasına girmiştir. Bu buluşlarıyla Nobel Ödülü’nü kazanan araştırmacılar açtıkları yeni sayfanın yansımalarını bu boyutta düşünememiş olabilirler. Kalıtsal madde DNA’nın çift sarmal yapısı; canlı yapı ve fonksiyonlarını belirleyen molekülün kendini nasıl çoğalttığı, sonraki soylara nasıl aktarıldığı, değişinim özelliklerini ortaya koymakla dinamik ve statik özelliklerini açıklamıştır. Bu bilgiler; canlıların birbirine benzerliğini ve farklarının temelini ortaya koymuştur. Bu konuda kazanılan bilgiler ve geliştirilen teknolojiler bilgi birikimini artırdıkça çalışan grupların sayısı da artmıştır. Ancak birbirinden bağımsız yürütülen bu çalışmalar harcanan zaman ve malzemelerle tekrarlara da neden olmuştur. Bilgisayar teknolojisinin de kullanımıyla bu büyük proje hesaplanandan daha kısa zamanda sonuçlanma yoluna girmiştir. Sonuçta Amerika’da NIH ve enerji komisyonu DOE’nin yaptıkları girişimle projelendirilmiş ve uluslararası boyutta çok uluslu ele alınmıştır. Bu proje için harcanan para insanın aya gidip gelmesi için harcanan paradan daha fazladır.

Günümüzde genomun tüm sırları öğrenildi mi?
Bugün ilk aşaması tamamlanmakta olan bir sürecin başında bulunuyoruz. 3.2 milyar baz çftinden oluşan insan çekirdek DNA dizisi çıkarılmış olmakla harfleri bilinen ancak kelimelerinin anlamları yıllar sonra öğrenilen antik dönem abc’leri hatırlanabilir. Genomun işlevselliği yani hangi dizilerin hangi proteini kodladıkları, bunların yerleri ve çalışma yolları, birliktelikleri, kullanılabilirlikleri, protein protein etkileşimleri öğrenilmedikten sonra bu bilgi ‘ham’ haliyle fazla birşey ifade etmez. Şimdi yine hastalara dönerek hastalardaki değişime uğrayan bölgelerin hangi hastalıkları nasıl yaptıkları ortaya konmak zorundadır. Ancak bunlar tamamlandıktan sonra tanı, tedavi ya da zenginleştirme denen şimdilik kabul görmeyen ancak gelecekte yüzleşeceğimiz kullanım şartları tartışılabilecektir.

Canlıların ‘genom‘ u için bunca emeğin karşılığı nedir?
Bu proje ile bir icat yapılmadığını var olan genomun keşfedildiğini biliyoruz. Genom; bir hücre ya da canlının sahip olduğu genetik bilgilere yani anne ve babasından gelen biyolojik kalıta verilen addır. Genom o canlının şeklini, fonksiyonlarını bir anlamda ‘kaderini’belirler. Genomun çözümü bu nedenle yaşamın sırlarının çözümü demektir. Yaşam için gerekli bilgilerin içeriği ve bunların nasıl kullanıldığının anlaşılması büyük bir kazanç ve bu bilgileri elde tutanlar için büyük bir güç potansiyeli taşımaktadır. Projeye katılan resmi organizsayonların dışında özel firmaların da bir süredir bu alanda büyük yatırım yapmaları beklenenlerin büyüklüğünü göstermektedir. Üstelik bu yalnızca sanıldığı gibi insanla sınırlı değildir. Yaşamın sırlarının çözülmesi bu alanda değişim yapma, amaca yönelik zenginleştirme, seçilenlerin üretimi, başka canlıların model olarak ya da insan için farklı amaçlarla da kullanılmasını gündeme getirebilecektir. Bu teknolojiyi kullanabilenler için ise güç demek olacaktır.

Genom projesi tıp ve düşünce alanında değişimler getirmekte midir?
Genom projesi insan genomunu hedef alırken kullanılan tekniklerin gelişim ve kullanımında diğer canlılarda çalışılmıştır. İnsandan önce diğer canlıların yapılarının çözümlenmesi ile kazanılan bilgiler insan genomunun aydınlatılmasında yararlı olmuştur. Yine bu bilgiler sonucu gözlenen homolojiler insanın doğada ayrıcalıklı bir yapısı olmadığını; yer solucanı, fare ve sinekle ortak yapılanma gösterdiği bölgelerin olduğunu göstermiştir. Canlılar evreninde geçerli kuralların insan için de geçerli olduğunu göstermiştir. Bugün elde edilen bilgiler evrim kuramını ortaya attığı için yargılanması bitmeyen Darwin’i hiç olmadığı kadar desteklemektedir. Canlıların ya da türlerin özellikleri daha iyi anlaşılmaya başladığı gibi aynı tür hatta aynı ailede farklılıklarımızın da kökenleri anlaşılmaktadır. Bu yolla polimorfik özellikler toplumların göçlerini ve etnik yakınlıklarını ortaya koyabilecektir. Yine bu özelliklerin adli ya da askeri amaçla kimlik tesbitinde önemli katkıları olacaktır. Bu farklılıklarımızın yaygın insan hastalıklarındaki rollerinin anlaşılması ve çevre ile etkileşimlerinin ortaya çıkması korunma yollarının anlaşılmasını da sağlayacaktır. Bugün henüz abc’ si ortaya konan bu bilgilerin kullanımı anlaşıldıkça bu bilgilerin yalnız dış çevre değil kendi birlikteliklerinden de nasıl etkilendiklerini ortaya çıkaracaktır. Tek gen hastalıkları ki ender hastalıklar grubunu oluştururlar, tanı ve tedavi hedefi olarak tıp uygulamalarında yer edinmeye başlamıştır. Tüm bu bilgilerin insan içinkullanılmasını öngörmekteyiz. Bu bilgilerin kullanıma girmesiyle hastalıkların erken tanısı, tedavisi, doğum öncesi değiştirme ya da ayıklanması gündeme gelecektir. Bu getirileri kullanan kişiler, gruplar ya da ülkeler ile diğerleri arasında nasıl bir ayrım yapacaktır şimdiden öngörmek kolay değildir. Her ne kadar uluslarası sözleşmelerle birtakım sınırlamalar getirilmeye çalışılsa olayın yasal, etik ve sosyal yönleri de ele alınsa zaman bunun tutacağı yolu daha iyi ortaya koyacaktır.

Doktorlara iş kalmıyor, herşey labratuarlarda tamamlanacaktır denebilir mi?
Hekimlik mesleği eskisinden daha fazla önem taşımaktadır. Ne yapılacağı, neden ve nasıl yapılacağının yanı sıra tıbbi yaklaşımın sosyal boyutu ön plana çıkacaktır. 21. yüzyılda koruyucu hekimlik, sosyal ve psikolojik iyilik hallerinden hekimler sorumlu olacaklardır. Etik sorunlar için bugüne kadar süregeldiği gibi hekimler hastalarının hakları yanında, onlara zarar verecek uygulamalardan korunmayı da görev edineceklerdir. Moleküler tekniklerin getirisinden insanın yararlanmasını sağlamaktan hekim sorumlu olacaktır.

Tehlikeler neler olabilir?
Kişisel farklılıklar içinde hastalıklar yanı sıra, kişinin fiziksel-fonksiyonel ya da zihinsel farklılaşmasına neden olan genlerin de girmesiylehasta-normal ayrımının sınırları değişebilir. Sigorta, okul ya da toplumda doğum öncesi tanıya gitmediği için ‘hasta doğanlar’ yük olarak algılanabilir ve yükün kabul edilebilirlik sınırları şimdiden öngörülemez. Suçlamalara uygun sosyal çevreyi bulamayan hastaların kendileri de katılabilirler. Genetik yapı kimliğin yerine geçebilir. İnsanlar kötü genli- iyi genli, üstün-geri diye ayrımcılığa uğrayabilirler. İnsanların gizlilik hakkı ve onuru zedelenebilir. Tedavi ve tanı şansının kimlerin olabileceği etiğin eşitlik ilkesiyle çelişki yaratabilir. Adaletparası olanlar için geçerli bir olgu konumuna düşebilir. Bugün özel kanserlere ya da hastalıklara göre tedavi hazırlanması söz konusu olabilecektir. Bunun ekonomik bedeli de biliniyor. O halde pastadan pay üstün insana mı gidecektir sorusu korku uyandırıyor.

Gen tedavisinde başarı, geçen süre içinde istendiği düzeye gelememiştir. Başarısızlıklar ya da uzun süreli izlem sonuçları sınırlayıcılık getirmektedir. Denek bulmak kolay değildir. Denek konusunda kurallar konmamış ülkelere tedavi konusundaki pazarlamalara hekimler dikkatle yaklaşmalıdırlar.

Moleküler çalışmalar sonucunda görülmektedir ki aynı hastalık bir genin farklı değişinimleri ile de olabilmektedir. Bu değişinim noktalarını kolay tanıyacak ‘kit’lerin geliştirilmesi halinde farklı mutasyon taşıyan toplumlarda, hazırlanandan yararlanma şansı düşecektir. Tedavi için de aynı şey söylenebilir. Özgün tedavilerin gelişmesiyle, farklı değişinimlerle aynı sonucun doğduğu hastalıkların tedavisinde ilerleme ivmesinin düşük olacağı söylenebilir.

Ülkemizde durum nedir?
İnsan genom projesi ile ilgili olarak yeni yılda nukleotid dizilerinin büyük ölçüde çözümlendiği görülmektedir. 22. kromozom ve arkasından 21. kromozomun üzerindeki diziler ortaya konmuştur. Bu yolla insanda kaç gen olduğu sorusuna yeni çıkarımlar yapılarak bu sayının varsayılanların bazılarından daha aşağıda olduğu anlaşıldığı gibi DNA’nın organizasyonunda kodlama yapmayan alanların daha yaygın oldukları anlaşılmıştır. Yerleri bilinen, ifade bulan bu genlerin bir kısmının ne iş yaptığı bilindiği halde diğerleri keşfedilmeyi beklemektedir. İnsanda var olan 23 çift kromozomun en küçükleri dışında kalan 21 tanesi üzerinde çalışılmaya devam edilmektedir. Bu keşfi yapacak bir alt yapı ülkemizde yoktur. Var olan olanaklar ise bilim adamı sayısı, alt yapının birçok laboratuar arasında bölünmüş olması, yatırım eksikliği ve organizasyon eksikliği nedeniyle yapılamaz durumdadır. Ender hastalıkların sıklığı, geniş aile yapısı nedeniyle bu alanda önemli bir gen kaynağı durumundaki ülkemizde özgün çalışmalar yeterli değildir.

Ülkemizin güncel koşulları çerçevesinde genom projesi ile kazanılan bilgiler tanı için değişik hastalıklarda ve değişik yoğunlukta kullanılmaktadır. Tıp fakültesi bünyelerinde bu yapılanma daha sınırlı iken Boğaziçi, Bilkent gibi Üniversitelerde Moleküler Biyoloji Bölümlerinde daha geniş boyutlardadır. Muskuler distrofiden, kistik fibrozise, talasemilerden Huntington koresine kadar tek gen hastalıkları ya da polimorfizmlerle yaygın hastalıklarda ya da bağlantı analizleri ile tek gen hastalıklarında çalışılmaktadır. Ankara, Hacettepe, ODTÜ gibi diğer birimlerde de bu çalışmalar kendi başına yapılmakta olup organize değildir. Özel laboratuarlarda da bu girişimler başlamıştır. Tanı için başlayan bu hareketlenme etik kuralların acilen oluşturulmasını gerektirmektedir. Sonuç olarak; sağlık, bilim politikaları ve ulusal etik komisyon oluşturulması için geç kalınmışlık sınırlarında olduğumuz söylenebilir.

Etik Gen-Etik

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Hazırlayan: Doç. Dr. Berna Arda
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Deontoloji Anabilim Dalı

Bilimsel içeriğini kısa sürede en fazla arttırabilen alanların başında genetik gelmektedir. Kalıtım düşüncesinin bilimsel temellerini atan Mendel’le birlikte temel açıklayış biçimini ve rotasını belirlemiş olan genetik, DNA’ nın ikili sarmal modelinin açıklanmasıyla önemli bir ivmelenmeye sahne olmuştu. Ardından, alan, pek çok bilim insanının bile öngörüsünü aşan gelişmeler yaşadı. Bir yandan İnsan Genom Projesi (HUGO)’ne başlanması, bir yandan da rekombinant gen teknolojilerinin gündeme gelmesiyle genetik alabildiğine ilerleyen, içerdiği bilginin yarılanma ömrü de giderek kısalan bir görünüm aldı. Her geçen gün genetik laboratuarlarından duyurulan yeni müjdelerle karşılaşmak artık olağan kabul edilebilirdi. Çünkü 80′li yılların ortasında HUGO başlarken, DNA dizilişini saptamak için 15 yıl, kromozomların haritasını çıkarmak için de 5-10 yıl gerekli görülmüştü. Geçen zaman, sözü edilen hedeflere gerçekten bu süreler içerisinde, hatta öncesinde ulaşılabileceğini gösteriyordu. Böylece kromozomal puzzle tamamlanmaya çalışılırken, İskoçyâ dan gelen bir haber geniş yankılar uyandırdı. Bu haber, “klonlanmış” bir koyunun, Dolly’nin doğumuydu. Bu haberle birlikte birçok kesimden değişik sesler yükseldi, tartışmalar başladı. Dile getirilen, söz konusu gelişmenin yaratacağı etik, sosyal ve yasal sorunlardı.

Etik, Bilim Etiği Kavramları: Tanım ve Çağrışımlar
Etik sözcüğü “ethos”tan gelmektedir, bir şeye alışmak ya da alışılmış gibi bir anlamı vardır. Dorik kökenle ele alındığında “ethios”, güvenilir, onurlu biçiminde açıklanabilecek bir anlam yüküne sahiptir. Felsefenin ana dallarından birisi olan etik “iyi” ve “doğru” peşinde koşmayı kendisine iş edinmiş bir etkinliktir. Benzer yaklaşımla, tıp etiğinin; tıp uğraşının bütün yönlerinde (temel tıp, tedavi edici tıp, koruyucu tıp) ortaya çıkan değer sorunlarının irdelenmesinde, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerine ulaşmada. çeşitli tutumların oluşmasında, iyi ve doğru olanı belirlemede önemli bir işlev yüklendiği ve “ahlak kuramı” olduğu kabul edilmektedir.

Günümüzde tıp etiğinin uğraş alanı, hasta haklarından küretaj olgusuna, yardımcı üreme tekniklerinin kullanımından tıpta sınırlı kaynakların paylaştırılmasına, organ aktarımlarından araştırma ve yayın etiğine yayılan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu alanın kapsamının neden bu kadar geniş ve bir o kadar da “önemli” olduğu sorusuna kısaca şöyle yanıt vermek olasıdır:
Tıp, zamansal evrimi içerisinde önemli değişmeler yaşamıştır. Bugün tıp, bilimsel bilgi birikimini kısa sürede çok fazla arttırabilen bir teknik disiplin görünümündedir. Onun bir başka özelliği, teknolojinin çok yoğun biçimde kullanılıyor olmasıdır. Yine, sağlık ve hastalık kavramlarının tanımlarındaki ve algılanmalarındaki dönüşüm de hesaba katılması gereken bir olgudur. Bunun dışında “hekim kimliği”ndeki farklılaşmalar ile “sağlık hizmetine ulaşma hakkı” yanı sıra, “hasta hakları” kavramının da çok sık dile getiriliyor olması, günümüz tıp uygulamasının altı çizilmesi gereken öteki önemli özellikleridir. İşte tüm bu gerekçelerle, günümüzde tıp etiği yaşamsal ve vazgeçilemez bir nitelik kazanmıştır.

Bilim olgusuna etik açıdan bakıldığında, Berg ve Tranoy’un 1983 yılında dile getirdikleri tanım uyarınca, bilim üretimi sürecinde ortaya çıkan moral değer sorunlarının nasıl çözüleceğine ilişkin bilim toplumunun vicdanını oluşturan ilkeler bütünü akla gelmektedir. Çeşitli etik yaklaşımlar açısından bu süreç sorgulanabilir ve çeşitli sorunlar için, olabildiğince az etik değer harcamayı hedefleyerek bir çözüme ulaşmak önerilebilir. Ancak burada, etiğin bilimsel gelişmeleri önleyici bir etken olmadığı da vurgulanmalıdır. Onun bilim üretimindeki ana işlevi “teknik olarak yapılması olası olanlar” ile “izin verilebilir olanlar” arasındaki sınırı çizebilmek ve hem araştırma, hem de verilerin yayınlanması sürecinde belirli etik ilkelerin yaşama geçirilebilmesini sağlamaktır. Richard Cobot’un “Doğru ve Yanlışın Anlamı” adlı eserinde belirttiği gibi “Bilim, etikle el sıkışmak zorundadır”.

Bilim olgusuna etikçi gözüyle bakıldığında, sorgulanması ve yanıtlanması gereken kimi temel sorunlar bulunmaktadır. Bilim üretimi kimin içindir? Üretilen bilgi kimin yararınadır? Bilimsel bilgiyi üretenlerle tüketenler aynı gruptan mıdır, yoksa bunlar farklı toplumların insanları mıdır? Bilim insanının toplumsal sorumluluğu ne zaman başlar? Kuram üretme aşamasında mı, araştırmasını yürütürken mi, sonuçlarını yayınlarken mi, yoksa bu sürecin tümünde mi? Bu soruların her biri, okuyucu açısından üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken birer konu niteliği taşımaktadır. Bu sorular, yalnızca genetik kopyalamanın toplumsal boyutları üzerinde düşünce üretmeyi sağlamak amacıyla yöneltilmişlerdir. Çünkü yukarıdaki soruların ayrıntılarıyla yanıtlanması, bu yazının kapsamını çok aşacaktır.

Genetik Alanın Özellikleri: Gen-Etik
Genetik alanının dinamik yapısından ve içeriğinin genişleme olanağından yukarıda söz edilmişti. Onu etik açısından “özellikli” bir konuma getiren nedir? Bu alan yeni olduğu kadar, söz konusu hızlı ilerleme nedeniyle, çok geniş ve multidisipliner çalışmaların yapıldığı bir nitelik taşımaktadır. Bugün pek çok hastalığın genetik temeli bulunmuştur. Bulunan nokta tedavi açısından, arzu edilenin çok gerisinde ise de, tanı aşamasında hem herediter, hem de çok etkenli hastalıklar için önemli adımlar atıldığı kabul edilmektedir. Tüm bu gelişmelere karşın, alanda, burada yalnızca birkaçına kısaca değineceğimiz, önemli etik sorunların yaşandığı da açıktır.

Belki de tüm bunların en başında öjeni kavramının tartışılması gelecektir. Bilindiği gibi bu kavram “doğuştan iyi oluş” ve “kalıtımsal soyluluk” gibi bir anlam yüküne sahiptir. Antik çağ düşünürlerinden Eflatun’da bile izlerini bulabileceğimiz bir kavram olan öjeni, bugünkü asıl kavranış biçimini Nazi ideologlarından sayılan Francis Galton’a borçludur. Onun, 19. yüzyıl sonlarında olgunlaştırdığı, kötü genlerin ayıklanmasıyla toplumun daha nitelikli bireylerden oluşturulabileceğine ilişkin tezi, 1930′lu yıllarda başkalarına esin kaynağı olacak ve daha da kötüsü yaşama geçirilmeye çalışılacaktı. Bu aşamada sorgulanması gereken, genetik alanın ana felsefesinde, “kötü” olan genleri ayırma yoluyla “iyi” olana ulaşma kaygısının, bir başka deyişle öjeni düşüncesinin potansiyel olarak bulunup bulunmadığıdır.

Genetik alanıyla ilgili bir başka temel sorun gizlilikle ilgilidir. Genetik bilgi, salt o kişiye ait olamayacak kadar önemli iken ve bu önemini geçiş yolunun özelliğinden alıyorken, hekim ya da karşısındaki ekip bunun sınırlarını nasıl belirleyebilecektir? Akraba ve yakınlar dışındaki kişi ve işveren, sigorta şirketleri gibi kurumların bu bilgiye ulaşma talepleri nasıl karşılanacaktır? Tarama testleri bir başka önemli sorun kümesidir. Alanın tedavi edicilik yönündeki olanakları kısıtlı bir durumdayken, ortadan kaldırılması mümkün olamayan hastalıkların tanısını koymaya çalışmak ne ölçüde akılcı karşılanabilir? İleri yaşlarında kendisinde bir hastalığın ortaya çıkacağı bilgisi, hangi insanın kolayca kaldırabileceği bir yüktür?

İsteğe bağlı düşüklerde genetik alanının etik sorunları arasındadır. Oldukça geniş bir yelpazeye yayılmış biçimde “ortadan kaldırılması gereken genetik geçişli hastalıklar” listeleri hazırlayan bir yaklaşım, bir anlamda “farklılıklara ya da çeşitliliğe dayanamayan” bir anlayışı mı sergilemektedir aslında? İsteğe bağlı düşüklerin fetüsün hangi gelişmişlik düzeyine kadar yapılabilir olduğu i da, moral değerler açısından yeterince tartışılmış görülmemektedir. Genetik bilginin ticari kullanımı, genel olarak, bilimsel bilgi üretiminin ana işlevinin ne olması gerektiğiyle ilgili değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu, bilim insanının toplumsal sorumlulukları, araştırmaları parasal açıdan destekleyenlerle araştırıcı ilişkisi, araştırıcı özerkliğini de kapsayan pek çok temel sorunun tartışılmasını içermektedir. Kopyalama ile ilgili birçok verinin de bu açıdan görülmesi yararlı olacaktır.

Genetik Kopyalama Nedir?
Teknik olarak genetik kopyalamanın “Bir memeli hayvan yumurtasından, vücut hücresinin çekirdeğinin yeniden programlanabileceği ve onu bütün bir birey oluşturabilme potansiyeline sahip kılabileceği” gerçeğine dayanan bir süreç olduğu belirtilmektedir. Bir başka söyleyişle, “Klonlama (kopyalama), tek bir hücre çekirdeğindeki genetik malzemeden. birbirinin özdeşi çok hücreli canlıların üretilmesidir.” Wilmut ve arkadaşlarının başardıkları, bir koyunun meme hücresinden hareketle bütün bir koyunu “yaratabilmek”tir. Bu durum, doğal eşeyli üreme yöntemlerinin çok dışında, onların tümünü altüst eden bir yapıyı ve işleyişi haber vermektedir. Tarımda ve hayvancılıkta daha verimli türlerin yaratılması konusunda umut verici kabul edilen bu teknikle, soyu tükenmekte olan türlerin bu tehlikeden korunabileceği, organ aktarımı sorununun ortadan kaldırılabileceği de öngörülmektedir.

Kopyalama Olgusu Üzerine Toplumsal Düzeyde Bazı Etik Sorular
Kimi uzmanlar Dolly’den haberdar olunmasıyla başlayan bir “kakafoni”den söz etmektedirler. Öyle ki akla pek de kolay gelmeyecek hemen tüm ilginç olasılıkların ve gizli tehlikelerle dolu öykülerin, bu süreçte dile getirildiği belirtilmektedir. Bu tür sorulardan birkaçı şöyle dile getirilebilir:

  • “Yedek parça depoları” yaratmaya hakkımız var mıdır?
  • Onayları alınmaksızın, kuşakları araştırma deneği yapabilir miyiz? Ayrıca onların doğal genetik miraslarını değiştirme hakkımız var mıdır?
  • Gelişmiş ülkelerde kopyalamaya yasaklamalar getirirken, geri kalmış ülkelerde uygulanmasına göz yummak bilimi emperyalizmin hizmetinde yapmaz mı, ya da varolanı daha da pekiştirmeyecek midir?
  • Cinselliğin rastlantısallığını ortadan kaldırmak ve üremeye hükmetme şansı/fırsatı nereye kadar zorlanacaktır?
  • Genetik çeşitliliğin kopyalama yoluyla önlenmesi, evrim olgusunun bir önkoşulundan da vazgeçildiği anlamına gelmeyecek midir?
  • Kopyalama çalışmalarını kimler paraca desteklemektedir? Bir başka deyişle bu araştırmalar kimin denetimindedir? Başlıca destekleyicinin ilaç ve hayvancılık sektörü olması nasıl yorumlanabilir?
  • Kopyalama sonuçlarının, dünyada farklı birkaç merkezden “pıtrak” gibi birbiri arkasından müjdelenmesi ve hem de bunun “deli dana” krizinden anlamlı bir süre sonra
  • ortaya çıkması bir rastlantı mıdır?

  • Bilim-ticaret ilişkisi ya da bağlantısı nasıl kurulabilir? Özelde de genetik bilgiye dayalı buluşların, “patent hakkı” konusuna nasıl açıklık getirilebilir?

Sonuç
Belki tüm bu soruları bir anda yanıtlamak olası değil, ancak sırf medyanın bilime bakışına dikkatleri çekmek açısından bile, Dolly’nin iyi bir örnek olduğu açıktır. Bir yandan iletişim ortamının kopyalamaya neden dört elle sarıldığını ve onu nasıl haberleştirdiğini göz önünde bulundururken, öte yandan da araştırma sürecinin nasıl işlediğini dikkate almak da bir zorunluluktur. Laboratuarlarda çoktan tamamlandığı halde, kopyalama hakkında halkın neden (o anda) bir şey bilmediğini merak etmenin doğru olduğu söylenebilir. Bilim daima “yarışmacı” bir nitelik taşımıştır ve bir anlamda “mucitler” son dakikaya kadar sessiz kalmak zorundadır. Bilginin ne zaman ve nasıl yayılacağı konusundaki kurallar, özellikle de genetik için son yıllarda önemli bir dönüşüm göstermiştir. Bilimde “satılabilirlik” nedir? Bilim etiği gözüyle nasıl açıklanabilir? Dr. Wilmut’la yapılan her görüşmede, ekranın bir köşesinde destekleyici ilaç şirketinin sinyallerini (PPL Therapeutic) görmek bizi şaşırtabilir mi? Yoksa birkaç yıl önce

Birleşik Devletler Teknoloji Aktarım Yasası’nın çıkarılmasıyla, artık bilim üretenlerin “ticari ortamın kurallarına göre alışıyor olmaları”nı, “yasal” ve “genel doğru” olarak mı kabul etmeliyiz? Belki de laboratuarında kopyalanmış ma “sessiz” bekleyen koyunlar varken, bu buluşun ‘PL’nin borsa değerinde önemli bir değişiklik yaratmanın, araştırmanın medyaya aktarılmasını teşvik ettiğini e bilmek zorundayız. Dolly’de de olduğu gibi, bilimden teknolojiye transfer öyle çabuk gerçekleşmektedir ki bilimlerin de onları destekleyicilerin de “ne yaptıkları”, “nasıl yaptıkları” ve “nereye kadar gidecekleri” konusunda düşünmek için zamanları olmamaktadır. Belki de bu tempoda çok yakın bir gelecekte “etiğin gerçekten var ve gerekli olduğunun” altını çizerken, bir yandan da “tükenişin tek çaresinin etik değerlerine bağlı bilimsel düşünceden geçtiğini” kabullenmek zorunda kalacağız.

İnsan Genom Projesi Umut mu? Kabus mu ?

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Hazırlayan: Uzm Dr. Ayşim Tuğ, Ankara Ü. Tıp Fak. Adli Tıp ABD
Prof. Dr. Hamit Hancı, Ankara Ü. Tıp Fak. Adli Tıp ABD
Dr. Aysun Balseven, Ankara Ü. Tıp Fak. Adli Tıp ABD Read the rest of this entry »