Archive for the ‘Genel Sağlık’ Category
Gizli Şeker Hastalığı ve Belirtileri
Şeker hastalığı başta kalp, beyin, böbrek ve göz olmak üzere doku ve organların çoğunda tahribat yapar. Yaptığı tahribatın değişmez iki özelliği vardır: Bir, yavaş ama içten içe olması, iki kararlı, kalıcı ve ilerleyici bir süreç göstermesi…
Eğer gizli şekere bu sorunlar da eşlik ediyorsa, koroner kalp hastalığı ve kalp krizine yakalanma ihtimali neredeyse açık diyabet oranına yaklaşabilir (Gizli şekerde normalde 1,5-2 kat olan bu risk, bu durumlarda diyabetlilerde olduğu gibi dört kat kadar artabiliyor).
Bilhassa refah toplumunun en önemli sağlık sorunları arasında sayılan “ölümcül dörtlü” veya “mahşerin dört atlısı” bir arada bulunduğunda (göbek-karın bölgesinden şişmanlama, kan şekerinde yükselme, kan yağ dengesinde bozulma ve yüksek tansiyon) kalp krizi ve felç riski daha da artar.
Son yıllarda bu tahribatın “prediyabet” veya “gizli şeker” döneminde de ortaya çıkabileceği anlaşıldı ki, bu önemli bir gelişmedir. Eskiden “latan diyabet” olarak da adlandırılan “gizli şeker” evresine son yıllarda daha çok önem verilmesinin nedeni de budur.
Gizli şekerin açık şekere dönüşme süresi kişiden kişiye değişirse de bu dönem ortalama on yıl kadar sürüyor. Karın-göbek bölgesinden kilo alma, karbonhidratlardan (şeker, un, nişasta) zengin beslenme ve hareketsizlik gibi önemli hatalar yapılınca süre daha da kısalıyor, bir-iki yıla inebiliyor. Daha da kötüsü, şeker hastalığı ortaya çıkmadan siz çok erken yaşlarda kalp damar hastalığına yakalanabiliyorsunuz.
Özellikle göbekli, düşük HDL kolesterollü veya hipertansiyonlu biriyseniz süreç bu yönde işliyor. Bu nedenle de süreci daha bu aşamadayken ciddiye almak ve önemli bir sağlık sorunu kabul edip çözmek şart!
Diyabet önleme
Ne iyi ki son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda elde edilen bazı bulgular size iyi haberler vermemizi sağladı: Gizli şeker hastalığının açık şeker hastalığı haline gelmesini önlemek mümkün olabiliyor. Özellikle “Joslin Klinik” ve Harvard Üniversitesi’nin diğer hastanelerinde yapılan araştırmalarda iyi planlanmış bir “diyabet önleme programı” sayesinde gizli şeker hastalığının açık şekere dönüşmesinin ciddi oranda engellenebileceği anlaşıldı.
Bunu başarmak için yapılması gerekenler son derece uygulanabilir önlemler:
Fazla kiloları vermek, sağlıklı bir beslenme planına uymak, düzenli aktivite alışkanlığı edinmek yeterli. Böyle bir planı deneyimli bir uzman grubuyla birlikte uyguladığınızda şeker hastalığına yakalanma olasılığını sonsuza kadar ertelemeniz mümkün.
Gizli şeker tanısı nasıl konuyor sorusunun yanıtına gelince… Bunun için açlık ve tokluk kan şekerlerinize baktırmanız yetiyor. Eğer açlık kan şekeriniz 100-125 aralığında, tokluk kan şekeriniz 140-199 aralığında ise gizli şekerinizin olduğunu düşünebilirsiniz. Eğer kan şekeriniz açlıkta 120 altı, toklukta 199 ve üstü ise sizde açık şeker, yani orta yaş diyabeti (tip2 diyabet) var, yani yetişkin yaş şeker hastalığı başlamış demektir. Tanıyı daha da kesinleştirmek için işin uzmanı bir merkezde etraflıca değerlendirilmeniz, belki de bir şeker yükleme testi yaptırmanız gerekiyor.
Kimler risk altında
Gizli şeker ihtimali sizde de var mı? Açlık ve tokluk şekeri değerlendirmelerini –ve mümkünse insülin ölçümlerini- kimlerin yaptırması lazım? Ailesinde ve çok yakın akrabalarında şeker hastalığı bulunanlar, kilo fazlalığı veya şişmanlık sorunu yaşayanlar, özellikle bel çevresi genişliği ile birlikte (erkeklerde 102, kadınlarda 88 cm.yi geçenler) kilo alanlar, bel çevresi oranının kalça çevresine oranı 0,8’i geçenler ya da beden kitle indeksi 26’nın üzerinde olanlar, gebelik şekeri sorunu yaşayanlar ve mümkünse iyi kolesterolü az, trigliseridi yüksek bulunanlar, hipertansiyonlular ile gut hastalarının bu testleri yaptırmalarında fayda var.
Birçoğumuz farkına varmadan gizli diyabetle yaşıyoruz. Yine birçoğumuz sorunu fark etsek bile önemini bilmiyoruz. Oysa özellikle damar sağlığını korumanın yolu her şeyden önce “şeker-insülin-kolesterol-trigliserid-kan basıncı” dengesini korumaktan geçiyor. Bu nedenle yıllık sağlık taramalarında mutlaka “tokluk şekeri” analizi de yaptırmalısınız. Gizli şekeri erken fark etmenin en kolay yolu bu.
KESİP SAKLAYIN
Bu testler önemli
Gizli şeker döneminde sık görülen bir sorun, hatta ilk görülen sorun insülin direncidir. Özellikle kilolu-obez kişilerde insülin direnci sorunu çözülmezse tip2 diyabet olasılığı artıyor, süreç kısalıyor. İnsülin direnci – ya da diğer adıyla metabolik sendrom- için yapılan başka bazı testler de var.
Kanda trigliserid düzeyinin yüksek çıkması (150-200 mg üzerindeki değerler), iyi kolesterol HDL seviyesinin azalmış bulunması (erkekler için 45, kadınlar için 50 mg ve altındaki değerler) veya trigliserid/HDL oranının 4/1den yüksek bulunması, ALT, AS, GGT olarak bilinen karaciğer fonksiyon testlerinin normal sınırların üzerine taşması, serum ürik asit sevi-yesinin 6,5-7 mg/dl.yi geçmesi insülin direncinin işaret fişekleridir.
Kesin teşhis için açlık ve tokluk kan şekeri ile açlık ve tokluk insülin seviyelerine baktırmak gerekiyor. Açlık insülin seviyesinin 10 ünite tokluk insülin seviyesinin 30-40 üniteyi geçtiği durumlarda durum ciddi boyut lara ulaşmış insülin direnci başlamış demektir.
ÖNEMLİ
Sağlıklı ve uzun bir hayat için
• Doğru beslenmek
• Güzel uyumak
• Egzersiz yapmak
• Stresi yönetebilmek
• İyimser olmak
• İnançlı olmak
• Hoşgörülü olmak
• Umutlu olmak
• Temiz bir çevrede yaşamak
• Sağlık kontrollerini yaptırmak
HATIRLATMA
Gizli şekerin belirtileri
Şeker hastalığının bu erken döneminde de bazı işaretler vardır. Bunların en önemlileri kan şekerinin düşmesi sonucu ortaya çıkan “hipoglisemik belirtiler” grubudur. Yemeklerden sonra belirginleşen yorgunluk hali, ağır yemekleri takiben daha çok hissedilen uyuklama, terleme, bitkinlik gibi sorunlar, özellikle baş, boyun bölgesinde tekrarlayan terleme atakları, bir türlü anlam verilemeyen öfke nöbetleri, ani parlamalar, sinirlilik, sık tekrarlayan enfeksiyonlar bu işaretlerin en sık karşılaşılanlarıdır.
Kaynak: Ntvmsnbc
Hepatit B Taşıyıcı Anneler Dikkat!
[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji ve Hepatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kendal Yalçın, Hepatit B taşıyıcısı bir annenin dünyaya getirdiği bebeğin 12 saat içerisinde aşılanması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Kendal Yalçın, dünyada yaklaşık 2 milyar insanın Hepatit virüsü ile temas ettiğini, ancak bu vakaların bir kısmında Hepatit B’nin kronikleştiğini, dünyada yaklaşık 400 milyona yakın Hepatit B taşıyıcısının bulunduğunu bildirdi.
Dünyada her yıl akut Hepatit B’den 50 bin kişinin, siroz ve karaciğer kanserinden ise 470 bin kişinin yaşamını yitirdiğini ifade eden Prof. Dr. Yalçın, Türkiye’deki siroz ve karaciğer kanserinin birinci nedeninin Hepatit B olduğunu söyledi.
Türkiye’de yaklaşık 3.5 milyon kişinin Hepatit B taşıyıcısı olduğunu ve bu kişilerin yaklaşık yüzde 25-30′unda aktif hastalık bulgularının olduğunu dile getiren Yalçın, şöyle konuştu:
”Türkiye’de yaklaşık 1 milyon kişi kronik hepatit B hastasıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hepatit B’nin görülme oranı diğer bölgelere oranla daha fazladır. Bunun başlıca sebepleri vertikal geçişim(anneden bebeğe geçiş)ve aile içi bulaşımın yaygın olmasıdır. Yöredeki ailelerin kalabalık ailelerden oluşması ve kırsal kesimde yaşayan ailelerin eşyalarını ortak kullanmaları hastalığın bulaşmasına yol açmaktadır. Hepatit B hastası bir kişinin kullandığı; jilet, kan taşı, tırnak makası ve diş fırçası ailenin diğer fertlerince kullanılması sonucu hastalık bulaşabilir.
Hepatit B hastalığı konusunda toplumun tüm kesimleri duyarlı olmalıdır. Özellikle hamile kadınlar çok dikkatli olmalı ve mutlaka tahlil yaptırmalılar. Çünkü bebeklerine hastalığı bulaştırma riskleri çok fazla. Hepatit B taşıyıcısı annenin doğan bebeği ilk 12 saat içerisinde aşılanmalıdır. Aksi takdirde aşılanmayan ve hastalık bulaşan çocukların yüzde 90′ında hepatit B kronikleşiyor. 18 yaşına kadar herkesin aşılanması gerekiyor.”
- DİYARBAKIR’DA HEPATİT D (DELTA) SEMPOZYUMU DÜZENLENECEK -
Prof. Dr. Kendal Yalçın, Türkiye için kronik hepatit D’nin (delta infeksiyonu) özel bir önemi olduğunu hastalığın Avrupa ülkelerine oranla çok daha fazla görüldüğünü söyledi.
Kronik delta hepatitinin, kronik hepatitlerin en az görüleni fakat en tehlikelisi olduğunu, bu hastalığı taşıyan kişilerde siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine hızlı bir gidişin söz konusu olduğunu belirten Yalçın, şöyle devam etti:
”Hepatit D, ya hepatit B ile aynı anda alınır ya da kronik hepatit B taşıyıcısı olan kişilerin daha sonra bu virüsle karşılaşmasıyla oluşur. Hepatit D virüsü hepatit B virüsü taşıyan kişilerde siroz olma riskini 2-3 kat daha fazla artırır. Kronik delta hepatitinde 8-10 yılda siroz gelişimi yüzde 80-90 oranında olmaktadır. Günümüzde, dünyada delta hepatit sıklığı azalmasına hatta neredeyse yok olmasına rağmen ülkemizde özellikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bu hastalık hala önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Bölgemizde ayrıca Hepatit B sıklığının yüksek olması da bu soruna katkı sağlamaktadır. Çünkü hepatit delta virüsü, ancak Hepatit B virüs varlığında yaşayabilmektedir. Bölgede hastalığın görülme oranı Türkiye ortalamasının çok üzerindedir.
Türkiye ve bölge için son derece önem taşıyan bu hastalıkla ilgili bilgi ve sorunları detaylı incelemek ve tartışmak için Dicle Üniversitesi, Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği ve Türk Gastroenteroloji Derneği’nin ortak katkılarıyla II. Ulusal Delta Hepatit Sempozyumunu düzenleyeceğiz. Sempozyum 22-24 Nisan 2010 tarihlerinde Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirilecek.”
Sempozyuma aralarında Prof.Dr. Nurdan Tüzün, Prof. Dr. Halil Değertekin, Prof. Dr. Öner Özütemiz, Prof.Dr. Abdulkadir Dökmeci, Prof. Dr. Yaman Tokat, Prof. Dr. Cihan Yurdaydın, Prof. Dr. Halis Şimşek, Prof. Dr. Salih Akarca’nın’aralarında bulunduğu İstanbul, Marmara, Ankara, Çukurova, Dicle, Ege, Ufuk, Gaziantep ve İnönü üniversitesinden toplam 27 bilim adamı katılacak.
Kalp Romatizmasına Mucize Çözüm
[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Kalp romatizması hastalığınız varsa, evinizde bitkilerle kalp romatizmasını tedavi edebilirsiniz.
Kalp romatizması hastalığınız varsa, evinizde bitkilerle kalp romatizmasını tedavi edebilirsiniz. Uzmanlar açıklamasına göre günde 100′er gram çilek kalp romatizmasını tedavi ediyor.
Kalp romatizma iyi tedavi edilmeyecek olursa; kalbin içindeki kapakçıklara yerleşir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral kapakçık etkilenir ve daralıp sertleşir büzülür. Daha çok kadınlarda görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı veya mitral stenoz denir. Hastada nefes darlığı kuru öksürük sık sık soğuk alma morarma el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür .
Tedavinin ilk şartı üzülmemek her gün bir önceki günden daha iyi olduğuna inanmak ve doktorun tavsiyelerine uymaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.
– RRomatizması Tedavi için gerekli malzeme : Çilek
Hazırlanışı : Yemek aralarında 100′er gram çilek yenir.
Gözde Çıkan Uçuk Neyin Habercisi?
Göz uçuğunun yol açabileceği hastalıklara dikkat! Bu hastalıklar nelerdir ve ne gibi önlemler alınmalıdır?
Sıklıkla dudak kenarlarında ve genital bölgede görülen ve zaman zaman ağrılı bir yaraya dönüşen uçuklar, gözde de görülebilmektedir. Kişiyi daha çok stresli, yorgun ve üzüntülü dönemlerinde yakalayan göz uçuğu kalıcı görme hasarına dahi neden olabilmektedir.
Herpes Simpleks Virüs (HSV) derinin herhangi bir yerinde su kabarcıkları ve yaralara neden olan bir virüstür. Bu yaralar genellikle ağız ve burun etrafında veya cinsel bölgede oluşur. Göz uçuğu, gözün herpes simpleks virüsü ile enfeksiyonudur. Uçuk virüsü, deriyi tuttuğu gibi gözü ve göz kapaklarını da tutabilir. Mutlaka bir göz doktoru tarafından görülmeli ve erken dönemde tedavi edilmelidir. Herpes simpleks virüsünün 2 tipi vardır. Göz ve dudaktaki Tip 1, cinsel yolla bulaşanı ise Tip 2′dir. Göz uçuğunda, sıklıkla tek göz etkilenir, sadece hastaların % 3′ünde iki göz de tutulur. İki gözü de etkilenen bireylerin %40′ının alerjik bünyeli olduğu belirlenmiştir.
Göz Çevresinde Ağrıya Neden Olur
Yüzde kırmızı zemin üzerinde öbekler halinde, saydam, küçük, inci tanesi (vezikül) şeklinde gelişir. Hafif bir kapak şişkinliği olabilir. Veziküller yırtılır ve daha sonra kabuklanarak birkaç gün içinde iyileşir. Gözde ve bulunduğu deri çevresinde ağrıya sebep olur.
Kişiyi En Zayıf Anında Yakalıyor
Herpes virüsü tipik olarak stres, yorgunluk, üzüntü, travma, soğuk, güneş ışığı, ateşli hastalıklar, adet dönemi, vücuttaki diğer enfeksiyonlar gibi durumlarda harekete geçer. İki gözde birden uçuk olması bağışıklık sistemi ile ilgili bir zayıflığa, hastalığa işaret eder.
Uçuğu Olan Kişi İle Yakın Temas Virüsün Bulaşmasına Zemin Hazırlar
Virüs ağız-burun mukozası ve cilt yoluyla vücuda girer. Bulaşma için herpesli kişiyle yakın temas gereklidir, havadan veya havuzlardan bulaşmaz. Genellikle çocukken diğer erişkinlerden dudaktaki uçuktan veya salgılardan virüsü alınır. 5 yaşına kadar toplumun %60′ının herpes virüsüyle enfekte olduğu bilinmektedir. Dudak uçuğu olan birinden virüs ilk alındığında %1-6 ihtimalle 1 hafta içinde uçuk oluşur. % 94-99 ihtimalle uçuk oluşmaz; ama virüs vücuttaki sinir hücrelerine yerleşir ve uyur halde bekler. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı anda dudağa veya göze geçerek hastalık yapar.
Kış Aylarında Dikkat Etmek Gerekiyor
Uçuk geçirenlerin %10′u 1 yıl içinde, %23′ü 2 yıl içinde tekrar uçuk geçirebilir. Ne kadar çok atak geçirilirse uçuğun tekrarlama riski o kadar yüksek olur ve sıklıkla Kasım ile Şubat ayları arasında tekrar eder. Toplumda göz uçuğu sıklığı 100.000′de 149′dur.
Göz Uçuğunda Görülen Bulgular
1. Blefarit: Göz kapağında şişlik-kızarıklık-kabarcıklar: Bir veya birden fazla olabilir. Kabarcıklar gelişmeden evvel deride kaşıntı ve hassasiyet vardır. Kabarcıklar kolaylıkla patlar ve sızıntılı, kabuklu bir hal alırlar. Kabuklar kalktığında altta kırmızı bir deri görülür.
2. Konjunktivit: Gözlerde kızarma, akıntı.
3. Keratit: Kornea etkilendiğinde ağrı, ışık hassasiyeti, batma, yaşarma, görme seviyesinde azalma olur.
4. Üveit: Gözde kızarıklık, ağrı, görme bulanıklığı.
5. Kulak önündeki lenf bezlerinde şişlik.
Tanı koymak için standart göz muayenesi yeterlidir. Tanıyı kesinleştirmek için gözden sürüntü alınabilir.
Kornea Nakli Dahi Gerekebilir
Tedavide hastalığın tipine ve seyrine göre antiviral damla-pomad, kortizonlu damlalar, antiviral haplar kullanılır. Korneadaki göz uçuğu hiç iz bırakmadan geçebileceği gibi, korneayı derinlemesine etkileyerek görmeyi kalıcı şekilde azaltabilir; kornea delinebilir veya nedbe dokusu gelişir. Bu durumlarda tedavi kornea nakli olmalıdır. Göz uçuğu için yapılan kornea naklinde başarı oranı %50-80 civarındadır. Ama yeni nakil edilen korneayı virüs tekrar enfekte edebilir.
Virüsün Bulaşmasını Engellemek İçin:
- Bebekler, çocuklar ve diğer insanlar sık sık öpülmemelidir.
- Uçuklu insanın kullandığı bardak, çatal, havlu ve diğer kullanılmamalıdır.
- Uçuğa dokunulmamalı, dokunulursa eller çok iyi yıkanmalıdır.
- Bayanlar makyajlarını temizlerken enfekte bölgeye dokundurdukları malzeme ile başka yerlere özellikle gözlere dokunmamalıdır.
- Hem bulaşma hem de yaranın mikrop kapmaması için uçuğun kabukları ile oynanmamalıdır.
- Uçuğu aktive edecek stres, aşırı yorgunluk gibi durumlardan kaçınılmalıdır.
- Uçuk ön belirtileri oluşmuşken, virüslere karşı etkili (anti-viral) bir krem kullanmak faydalı olabilir.internethaber.com
Kül Bulutu En Çok Kimleri Etkileyecek?
İzlanda’daki yanardağ patlaması sonrasında insan sağlığına zararlı olabilen kül bulutlarının, özellikle bebekler, yaşlılar ile akciğer ve kalp hastalarını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuldu.
İzlanda’daki yanardağ patlaması sonrasında insan sağlığına zararlı olabilen kül bulutlarının, özellikle bebekler, yaşlılar ile akciğer ve kalp hastalarını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuldu.
Uzmanlar, Salı gününden itibaren Türkiye’de etkili olabileceği belirtilen kül bulutlarının, hava ile birlikte solunması halinde, ilk olarak deri tahrişi, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı, genizde yanma, boğaz gıcık ve öksürük gibi belirtilerle kendini göstereceğini belirterek, bu dönemde dışarı çıkmaktan kaçınılması, burundan nefes alınıp verilmesi, akciğer ve kalp hastalarının mutlaka ilaçlarını düzenli kullanması gerektiğini bildirdi.
Göğüs Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İzlanda’daki yanardağ patlaması sonucunda kül bulutlarının insan sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirtti.
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, kül bulutlarının Salı gününden itibaren Türkiye’yi de etkileyebileceğinin bildirildiğini anımsatan Küçükusta, ”Bugüne kadar 9-10 bin metre yükseklikte bulunan bu bulutlarının, atmosferin daha aşağı tabakalarına inmesi ve özellikle de asit yağmurlarına yol açması durumunda, tabiat ve insan sağlığı için ciddi bir tehlike yaratmasından endişe ediliyor” dedi.
Küçükusta, kül bulutunda insan sağlığı bakımından tehlike oluşturan maddelerin, kükürt ihtiva eden sülfürik asit ve çapları 10 mikrondan küçük olan partiküller olduğunu belirterek, ”Bunlar solunum yoluyla akciğerlerin içlerine kadar girerek, daha çok solunum ve dolaşım sistemini etkilerler. 10 mikrondan büyük olan tanecikler ise ancak deri ve burun, boğaz gibi üst solunum yollarında zararlı etki gösterebilirler” diye konuştu.
Ahmet Rasim Küçükusta, söz konusu atmosfer kirliliğinin tüm insanlara zarar verebileceğine, ama en çok ”bebekler, yaşlılar ile akciğer ve kalp hastalığı olanları” olumsuz etkileyebileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
”Özellikle astım, KOAH gibi kronik akciğer hastaları, kalp yetersizliği ve hipertansiyonu olanların daha dikkatli olmaları gerekir. Kül bulutlarının insanların soluduğu havaya karışması durumunda ilk ortaya çıkacak olan belirtiler deri tahrişi, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı, genizde yanma, boğaz gıcık ve öksürük gibi belirtilerdir. Kirliliğin yoğun olması durumunda astım krizleri ve KOAH ataklarına bağlı solunum yetersizliği, kalp ve tansiyon krizleri ve bunlara bağlı ölümler de ortaya çıkabilir.”
-”MUTLAKA BURUNDAN NEFES ALINIP VERİLMELİ”-
Meteoroloji yetkililerinin, düzenli açıklamalar yaparak insanlar uyarması gerektiğini ifade eden Küçükusta, şu uyarılarda bulundu:
”Kül bulutlarının soluduğumuz havaya karışması söz konusu olduğundan, özellikle akciğer, kalp hastaları ile bebek ve yaşlılar açık havaya çıkmamalı.
Mutlaka dışarı çıkması gerekenler, dışarıda olabildiği kadar az kalmalı ve efor yapmaktan kaçınmalı.
Mutlaka burundan nefes alınıp verilmeli.
Dışarıda uzun zaman kalması zorunlu olanların, maske takmaları yararlı olabilir.
Ev ve iş yerlerinin havasının temiz olmasına özen gösterilmeli, seyahat ederken aracın camları mutlaka kapalı tutulmalı.
Kapalı mekanlarda hava temizleyici aletlerden de yararlanılabilir.
Akciğer ve kalp hastaları mutlaka ilaçlarını düzenli kullanmalı.”internethaber.com