Archive for the ‘gebelik’ Category

Hamile Olduğumu Nasıl Anlarım

Kadının hamile olduğunu düşündürecek bazı bulgular vardır ; Daha önce düzenli adet gören sağlıklı kadınlarda beklenen adetin görülmemesi gebelik yönünde önemli bulgulardandır. Fakat adet görmemek hiçbir zaman tek başına gebeliğin kesin olduğunu göstermez. Psikolojik ve sosyal şartlar, iklim ve yer değişiklikleri adetin aksamasına neden olabilir. Ayrıca hormonal bozukluklarda ve ağır hastalıklarda da adet düzensizlikleri olabilir.

Bulantı-Kusma : Genellikle gebeliğin 2-12. haftalarında gözlenir. Gebelerin yaklaşık % 50-60′ında bulantı-kusma görülür. Sıklıkla bulantı sabah uyanıldığında çok şiddetlidir ve gün ilerledikçe azalır.

Mesanede Duyarlılık Artışı : Gebeliğin başında büyüyen uterus mesaneye bası yapar. Mesane duyarlılığı artar. Kapasitesi azalır. Sık idrara çıkılır. Bu belirti gebeliğin 2.devresinde azalır. 3. trimesterde fetal baş pelvise inince yeniden başlar.

Yorgunluk : Erken gebeliğin sık rastlanan ve bazen  çok şiddetli olan belirtisidir. Yorgunluk, yapılan işle orantısızdır. Genellikle 20. haftadan sonra geçer.

Fetal Hareketlerin Algılanması: Genellikle Multiparlarda 16-18. haftalarda, primiparlarda, 18-20. haftalarda gebe tarafından fetal hareketler hissedilir.

Hamilelik yaşı hesaplama

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Hamileliğin en önemli belirtisi adet gecikmesidir. Ancak her adet gecikmesi gebelik anlamına gelmez. Yaşam tarzındaki herhangi bir değişiklik, çeşitli rahatsızlıklar, diyet, psikolojik durum değişiklikleri, stres gibi pek çok faktör adet gecikmesine neden olabilir.

Bebek sahibi olmak için bir kadının en uygun olduğu yaş dilimi 20-32 yaşlar arasıdır.Bu dönemin başlangıcında kadının kendi vücudu gelişimini tamamlamıştır ve bir bebek gelişimi için uygun hale gelmiştir.Yaşınız ne olursa olsun gebe kalmak istediğinizde ya da gebe olduğunuzu düşündüğünüzde mutlaka kadın doğum uzmanına başvurmalısınız.

Gebelik (Hamilelik) ne zaman başlar ?

Gebelik erkekten gelen spermin kadının yumurtalıklarından atılan yumurta hücresini döllediği anda başlar.Bu andan 8.haftanın sonuna kadar olan dönem embriyonik dönem olarak adlandırılır. Sekizinci haftadan doğuma kadar olan süreye de fetal dönem denir.

Gebelik (Hamilelik) yaşı nasıl hesaplanır ?

Gebelik yaşı hesaplanırken gebe kalındığı düşünülen ilişkinin gerçekleştiği gün kriter olarak alınmaz. Tüm dünyada ve terminolojide bir standart sağlayabilmek amacıyla son adet kanamasının ilk günü (SAT, son adet tarihi) gebeliğin başlangıcı olarak alınır. Gebelik yaşı hesaplanırken ay kullanılmaz. İnsanlarda gebelik 280 gün sürer. Bu 40 haftaya denk gelmektedir. Sonuç olarak gebelik hafta olarak tanımlanır ve başlangıcı olarak da son adet kanamasının ilk günü esas alınır.Gebeliği hafta olarak takip etmeniz doktorunuzla iletişiminizi kolaylaştıracaktır.Ay hesabı kullanılmamaktadır.

Bebeğin doğum tarihi nasıl hesaplanır ?

Bebeğin beklenen doğum tarihini (BDT) hesaplamak için oldukça basit bir yöntem vardır: Son adet tarihine 7 gün ekle, 3 ay çıkart. Negele yöntemi adı verilen bu sistemde SAT’ ne 7 gün eklenir ve 3 ay geriye gidilir.

Bir örnekle açıklayacak olursak son adet kanamasının ilk günü 7 Temmuz olan bir anne adayını ele alalım.7 temmuza 7 gün eklenir,14 temmuz elde edilir.Ardından 14 temmuzdan 3 ay çıkarılır,14 nisan elde edilir.Son adet tarihi 7 temmuz ise beklenen doğum tarihi 14 nisandır.

Ancak bebeklerin sadece %5′i beklenen doğum tarihinde doğar. 37 hafta ile 42 hafta arası doğan bebekler normal kabul edilirken 37 haftadan önce doğanlar preterm, 42 haftadan sonra doğanlar postterm olarak adlandırılır. Prematürite ise bebeğin yaşını değil gelişimini anlatan bir ifadedir. Örneğin 36 haftalık doğan bir bebek preterm olmasına yani erken doğmasına rağmen, eğer akciğer gelişimini tamamlamış ise prematür değildir.

Gebelikte ilişki

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Halk arasında erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikri hakim olmasına rağmen bunun hiç bir bilimsel dayanağı yoktur.

Gebelik ilerledikçe ve anne adayı kendisinde gerçekleşen bu değişime uyum sağladıkça cinsel istekte de bir artış görülebilir, ancak rahimin iyice büyümesi ile birlikte cinsel ilişki teknik olarak zor bir hal alır. Bu durum zaman zaman anne adayında ağrı ve acıya neden olabilir. Bu nedenden ötürü gebeliğin son dönemlerinde cinsel istekte yeniden azalma görülebilir.

Her şeyin normal olarak gittiği durumlarda son dört haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Bu dönemde erkeğin ejekulasyon sıvısı (meni) içinde bulunan ve “prostaglandin” adı verilen maddelerin rahim kasılmalarını başlatarak erken doğuma sebep olabileceği düşüncesi nedeniyle ilişki önerilmemektedir.

Yine, daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda, orgazma bağlı düşük riskleri nedeni ile ilk üç ayda ilişki kısıtlanabilir.

Yaşamakta olduğu gebeliğinde herhangi bir dönemde vajinal kanama olması durumunda, düşük veya erken doğum tehtidi olan kadınlarda ilişki kesinlikle yasaklanır. Bu yasak tehlikenin ortadan kalktığı kesin olarak saptanana kadar devam eder.

Erkekte veya kadında teşhis edilmiş “genital enfeksiyon” varlığında da tam olarak tedavi tamamlanıncaya kadar yasak konmalıdır.

Riskli gebelikler sınıfına giren “plasenta previa (plasentanın önde gelmesi)” durumunda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiden kaçınmak gerekir.

Gebe kadın psikolojik korkular nedeni ile ilişkiden kaçınıyorsa bu durumu anlayışla karşılamak ve zorlamamak gerekir.
Daha kolay anlaşılabilir olması için bu bölümün geri kalan kısmı soru-cevap şeklinde hazırlanmıştır.

Soru: Gebelikte seks yapmak doğru mudur?

Cevap: Erken doğum veya düşük (abort) riski yoksa, plasenta normal yerleşimli ise, bireylerde genital enfeksiyon taşıyıcılığı yoksa gebeliğin son ayı haricinde normal cinsel ilişki önerilebilir.
Ancak ilişki sonrası karın ve kasık ağrısı veya kanama şikayeti olan kişiler ilişkiden kaçınmalıdır. Eğer gebe cinsel ilişki yönünden risk taşıyıp taşımadığını bilmiyorsa mutlaka bir doğum uzmanına gidip danışmalıdır.

Soru: Cinsel ilişki düşüğe sebep olur mu?

Cevap: Pek çok çift gebeliğin özellikle ilk üç ayı içerisinde cinsel ilişkiye girmenin düşüğe sebep olabileceğini düşünmektedir. Fakat bu dönem zarfında gerçekleşen düşüklerin pek çoğu ilişkiyle bağlı olmayıp, rahim içinde gelişmekte olan bebekteki genetik bozukluklarla ilişkilidir.

Soru: Orgazm olmak erken doğuma sebep olur mu?

Cevap: Orgazm olmak rahmin kasılmasına sebep olabilir. Fakat yapılan araştırmaların büyük bir çoğunluğuna göre, normal bir gebelikte cinsel ilişki olsun veya olmasın orgazmın, doğum eyleminin başlamasına veya erken doğuma sebebiyet vermediğini göstermektedir.

Eğer önceden prematüre (erken) doğum yaptıysanız, meme uçlarının uyarılması doğum ağrılarınızı başlatabilir.

Soru: Cinsel ilişki bebeğe zarar verir mi?

Cevap: Kesinlikle hayır. İlişki esnasında erkeğin penisi fiziksel olarak bebeğe temas etmez. Çünkü bebek, rahim kasları, amniyon sıvı ve kesesi tarafından oldukça iyi korunmaktadır.
Ayrıca rahim kanalının girişindeki mukus tıkaç (servikal mukus) semenin ve bakterilerin rahim içine geçişini engeller. Ancak, derin ilişki veya zorlama, ağrıya sebep olursa bundan kaçınılmalıdır.

Soru: Gebelik süresince cinsel ilişkiden kaçınmanın tavsiye edildiği belli bir dönem var mıdır?

Cevap: Gebeliğin son haftalarında önlem amacıyla cinsel ilişkiden kaçınmayı tavsiye edilmektedir.

Gebeliğin son ayında haftada birden fazla cinsel ilişkiye girmenin, rahim içi enfeksiyon riskini arttırdığını ifade eden bir çalışma vardır.
Ancak bu çalışmayı destekleyen başka araştırmalar mevcut değildir.

Yine, gebeliğin herhangi bir döneminde;
Vajinal kanama
Amniyon suyunun gelmesi
Servikal yetmezlik (Rahim kanalın normalden kısa ve geniş olması)
Erken doğum ve düşük risklerinin varlığı veya önceki gebeliklerinde bu problemleri yaşamış olanlar
Plasenta previa (plasentanın rahim kanalının ağzını tıkaması) gibi durumlar ortaya çıkarsa, doğum uzmanı muhtemelen cinsel ilişkiden kaçınılması gerektiğini söyleyecektir.

Örneğin, ikiz gebelik gibi erken doğum ihtimalinin yüksek olduğu diğer riskli durumlarda da, gebeliğin altıncı ayından sonra cinsel ilişkiden kaçınmak gerekebilir.

Eğer gebede daha önceden geçirilmiş düşük veya erken doğum hikayesi varsa yine cinsel ilişki tavsiye edilmeyebilir.

Soru: Gebelikte cinsel ilişki esnasında prezervatif kullanımı önerilmekte midir?

Cevap: Gebe olsun veya olmasın, yeni veya birden fazla kişiyle cinsel ilişkiye giren tüm kadınlar (poligamik kadınlar), cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için prezervatif kullanmalıdır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar kapan tüm gebeler, bebeğe zarar verebilecek enfeksiyonlara açıktır ve erken doğum yapma olasılıkları vardır. Hepatit B, Hepatit C, HIV (AIDS) ve Herpes mikroorganizmaları cinsel ilişki ile bulaşan ve doğum yoluyla bebeğe aktarılabilen enfeksiyon etkeni ajanlardır.

Soru: Kadının cinsel arzuları gebelikten nasıl etkilenir?

Cevap: Gebeliğin ilk üç ay, ikinci üç ay ve son üç ay olmak üzere üç ayrı dönemi vardır. Her dönemin özellikleri birbirinden farklı olduğu gibi bu dönemlerdeki cinsel istek ve arzular da farklıdır.
Gebeliğin adaptasyon dönemi olan ilk üç ayında cinsel arzularda genel olarak bir azalma gözlenebilir ve bu durum çiftin cinsel hayatını etkileyebilir. Bu dönemde değişen hormon dengeleri, bitkinlik, halsizlik, bulantı ve kusmalar ile kadının kendini güçsüz ve çirkin hissetmesi cinsel arzuları olumsuz yönde etkileyebilir.

İkinci üç ay boyunca, cinsel dürtülerde bir takım değişiklikler meydana gelmeye başlar. Göğüslere ve cinsel organlara giden kanın artışıyla beraber cinsel dürtüler normale dönebilir. Hatta göğüslere ve cinsel organlara giden kanın artması, kişinin kendisini daimi olarak cinsel ilişkiye hazır hissetmesine sebep olabilir. Bu nedenle ilişki esnasında dürtülerde artış bile meydana gelebilir.

Son üç aya girildiğinde ise gebeler genelde cinsel arzularının tekrar azalmaya başladığını hissederler. Büyük bir karın cinsel ilişkiyi fiziksel olarak zorlaştırabilir. Bunun yanında artan yorgunluk, sırt-bel-karın ağrıları, artan vajinal akıntı ve mantar enfeksiyonları, vajendeki ödemlenme sonucunda ilişki anında hissedilen acılar gebeyi yeniden cinsel ilişkiden uzaklaştırabilir.
Son dönemdeki bir çift, birbirini zorlamadan rahat hareket edebilecekleri pozisyonlarda seks yapmayı deneyebilir.

Soru: Gebelikte cinsel ilişki sırasında hangi pozisyonlar denenebilir?

Cevap: Değişik pozisyonları denemeniz gebelik boyunca faydalı olabilir. Örneğin çok kullanılan erkeğin üstte olduğu yol, son dönemlerdeki bir gebelikte karnın yaptığı basınca bağlı hem anneye rahatsızlık verecektir, hem de çocuğun kan dolaşımını bozacaktır.

İleri gebelik haftalarında, daha çoklukla kadının üstte veya yanda olduğu, kadının hareketlerine yön verebileceği pozisyonlar tercih edilebilir.

Gebelik hormonları etkisiyle vagina salgısının artması tüm vücutta olduğu gibi vaginada da oluşan ödem nedeniyle ilişki sırasında ağrı duyusu olabilir.

Soru: Çiftler tüm bu cinsel arzu değişiklikleriyle nasıl başa çıkabilirler?

Cevap: Gebe kadın, eşinden cinsel ilişki isteği olmaksızın şefkat bekleyebilir. Fakat erkek de bu isteksizliği bir reddedilme olarak algılayabilir.

Önemli olan çiftlerin birbirinin isteklerini ve arzularını açıkça konuşabilmesidir. Diğer seks yöntemleri de konuşulabilir. Örneğin oral seks, masaj veya mastürbasyon denenebilir.

Soru: Neden gebelikte seks konusunda fazla konuşulmamaktadır?

Cevap: Konu hakkındaki bilimsel yayınlar kafa karıştırıcıdır. Diğer bir neden ise bazı hekimlerin hastalarıyla cinsel konularda konuşmaktan rahatsızlık duyması olabilir. Bu sebeplerden dolayı, çiftler gebelik esnasında cinsel ilişkiden kaçınmaları gerektiği mesajını alabilirler.

Aslında cinsellik ve cinsel istek, insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı, varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Buna rağmen bu konu maalesef hala bir tabu konumundadır.

Soru: Doğumdan ne kadar süre sonra çiftler cinsel ilişkiye girebilirler?

Cevap: Doğru cevap çifte göre değişir. Genellikle, rahatsızlık veren bir sorun yok ve her şey yolunda gidiyorsa normal doğum veya sezaryenden 20-25 gün sonra cinsel ilişkiye başlanabilir. Fakat çiftler, anne-baba olduktan sonra cinsel ilişkilerinde de bir takım değişiklikler yaşarlar. Bu da çok normaldir ve eğer kafalarda bir takım soru işaretleri oluşmuş ise en iyisi çiftin güvendikleri bir jinekoloğa muayene olduktan sonra karar vermeleridir.

Doğum sonrası korunma

Gebeliğini tamamlamış yada gebeliğinin sonuna gelmiş bayanlarda önemli bir sorun ve meraktır “Doğumdan sonra neyle korunacağız?” düşüncesi… Bu amaçla doğum sonrası lohusaların neyle ve nasıl korunmaları gerektiğinin bilgisini vermeye çalışacağım bu makalede…

Öncelikle bilinmesi gereken şudur ki; yeni doğum yapmış annelerin postpartum ilk 6 haftasına lohusalık (puerperium) adı verilir. Halk arasında söylenen “lohusa’nın bir ayağı mezardadır” tabiri çok da yanlış sayılmaz aslında. Gerçekten gebelik boyunca bütün rezervlerini, gücünü, kanını, besin maddelerini, kalsiyumunu vs bebeği için harcamıştır anne. Bu nedenle hem gebelik sırasında hem de erken postpartum dönemde anne; fiziksel ve mental olarak desteklenmelidir. Zira doğum sonrası hüznü ve depresyonu denilen psikolojik problemler de lohusayı bekleyen önemli sorunlardır. Çünkü bu bağlamda sağlığın tanımını hatırlarsak: “Kişinin yalnız bedenen değil ruhen de tam iyilik halidir” sağlık…

Bu nedenle özellikle eşi ve yakın çevresi açısından çok zor geçmiş bir gebelik süreci ve zor geçecek bebek büyütme dönemi, uykusuzluklar, anemi durumlarına bağlı halsizlik, yorgunluklar hep üstüste eklenecektir. Destek ileri derecede önem arzedecektir bu dönemde.

Laktasyon döneminde diyetisyenler normalden çok daha fazla kalori ilave etmektedirler lohusaların diyetine. Çünkü, anne karnında iken, göbek kordonundan alınan besinler, şimdi de süt yoluyla anneden çekilmekte ve anne zayıf düşürülmektedir. Dolayısıyla replasman yani yerine koyma da had safhada olmalıdır.

Korunma yöntemlerine gelince; erken postpartum dönemde “löşi” denilen lohusa akıntıları, bir süre devam eder ve eş zamanlı olarak rahim kendisini toplamaya ve eski haline gelmeye çalışır.

Literatürde postpartum ilk 1,5 aydan önce emziren annelerde gebeliğe rastlanılmamıştır. Ancak bu dönemden sonra, anneye ve bebeğe zararı olmayan yöntemlere mutlaka geçilmelidir. Halk arasındaki yaygın kanı olan “süt korur” mantığına uyulması, beraberinde bir çok gereksiz kürtajı getirmektedir.

Bu amaçla 2. Aydan sonra ria (spiral) uygun bir yöntemdir.(Hormonlu yada bakır) Ya doğumdan hemen sonra ya da 2. aydan sonra takılması önerilmektedir. Hormon salgılamayan mekanik bir yöntem olması nedeniyle tercih edilebilecek bir yöntemdir ria. Diğer bir yöntem ise 150 mg medroksi progesteron asetat (depo provera) içeren 3 aylık iğne yöntemidir. Sadece gebelik hormonu içermesi nedeniyle emziren annelerde güvenle kullanılabilen koruyuculuğu oldukça fazla olan etkin bir yöntemdir. Ard arda 3-4 sefer yapıldığında, ilaç kesilse bile 9 aya kadar gebeliğe engel olabilmektedir. Diğer metodlar olarak, bariyer metodlar (vajinal spermisidler, servikal (bayan kondomu) kondom,erkek kondomu,jel, köpükler) ve implanon adı verilen sol kola takılan progesteronlu implant sistemi de lohusa da kontraseptif amaçlı kullanılabilir. Doğum kontrol hapları ve aylık iğne (mesigyna) gibi östrojen içeren uygulamalar anne sütünden bebeğe geçmesi nedeniyle erken postpartum dönemde uygun değildir ve seçilmemelidir.

Doğum kontrol haplarının yan etkileri

Doğum kontrol hapları kilo aldırırmı ?

Doğum kontrol haplarının içinde bulunan progesteron türevi maddeler vücutta su tutulmasına neden olabilirler. Bu etki kişiden kişiye değişmekle beraber, biriken madde “su” olduğundan, kalıcı bir kilo değişikliği yapması beklenen bir yan etki değildir. Yine haplar beyinde açlık merkezine etki ederek iştah artışına neden olabilirler. Bu etki de kişiden kişiye değişmekle beraber günümüzde kullanılan düşük dozlu (yani 35 mikrogram ve daha düşük miktarlarda östrojen içeren) hapların anlamlı bir iştah artışına ve buna bağlı olarak gıda alımının artması sonucu kilo artışına neden olmaları beklenmez. Haplardan kaçınmanızın tek nedeni kilo almaktan korkmanız ise doktorunuza bu durumu bildirin. Belki de bu durumda en iyi çözüm hapları 4 ay boyunca kullanmak ve 4. ay sonunda sonucu değerlendirmektir. Bu süre sonunda hapların sizde kilo aldırıcı etkisi olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Sonuca göre haplara devam edebilir veya diğer yöntemlere geçiş yapabilirsiniz.

Doğum kontrol hapları Tüylenme yaparmı ?

Günümüzde kullanılan doğum kontrol haplarının içeriğinde yer alan progesteron türevli ilaçların testosteron (”erkeklik hormonu”) benzeri etki yapması muhtemel olmakla beraber, hapların yapımında en az testosteron etkisi bulunan progesteron türevi ilaçlar kullanılır. Bu yüzden günümüzde kullanılan hapların tüylenmeyi artırması beklenmez. Aksine tüylenme tedavisinde doğum kontrol hapları birinci basamak tedavi olarak uzun zamandan beri kullanılmaktadırlar.

Doğum kontrol hapları Kısırlığa neden olurmu ?

Haplar bırakıldıktan sonra hapların sağladığı kan hormon seviyeleri kısa zamanda azalır ve günler içinde hap almadan önceki seviyelerine geri döner.

Hapların kalıcı hormon bozukluğu yaptıklarına dair hiçbir bilimsel veri yoktur ve teorik olarak da mümkün görünmemektedir.

Kişisel farklılıklara bağlı olarak yumurtlamanın (yani gebe kalabilirliğin) geri dönüşü bir-iki ay gecikebilir, bu süreden daha fazla bir gecikme oldukça ender görülen bir durumdur.

Özetle söylemek gerekirse bir kadın doğum kontrol hapı kullanımına başlarken gebe kalabilme açısından neredeyse, yani gebe kalabilirliği ne düzeydeyse, hapı bıraktıktan sonra bu özelliğine geri dönecektir. Dikkat edilmesi gereken nokta kadının doğum kontrol hapını kullanma süresidir. Örnek olarak 30 yaşında hap kullanmaya başlamış bir kadın kullanıma 5 yıl sonra son verdiğinde gebe kalabilirliği azalmış olacaktır. Bu azalmanın nedeni 5 yıl boyunca hap kullanması değil, gebe kalabilirlikte yaşa bağlı olarak doğal olarak görülen azalma eğilimidir.

Doğum kontrol hapları Kanser yaparmı ?

Elimizdeki veriler doğum kontrol hapı kullanımının rahim ve yumurtalık kanseri ortaya çıkma riskini azalttığını göstermektedir. Meme kanseri konusunda veriler çelişmekle beraber, haplar muhtemelen bu kanser türünün ortaya çıkma riski üzerinde etkisizdirler.

Rahim ağzı kanseri üzerinde hapların bir etkisi olmasının beklenmemesiyle beraber, hap kullanan kadınlarda rahim ağzı kanserlerinin öncüleri daha sık yakalanmaktadır. Bunun nedeni muhtemelen hap kullanan kadınların yıllık jinekolojik muayenelerini aksatmamaları ve rahim ağzı kanseri öncüsü lezyonların papsmear kanser tarama testiyle henüz belirti vermeyen bir aşamada saptanabilir olmasıdır.

Doğum kontrol hapları Her gün aynı saatte alınmalıdır, unutulursa gebe kalınırmı ?

Hapları almak için hatırlamanız gereken yalnızca şudur: Günde bir kez ve günün aynı zaman diliminde (tercihinize göre sabah, öğlen veya akşam). Bir günden diğerine üç dört saatlik bir farklılığın hiçbir olumsuz etkisi yoktur.

Bir gün hap almayı unutursanız, ertesi gün iki tane birden aldığınızda hapların koruyuculuğunda bir azalma olmaz. Bunu alışkanlık haline getirmediğiniz sürece her adet döngüsünde ilacı bir veya iki kez unutmanızın hapların koruyuculuğu üzerinde olumsuz bir etkisi olmaz.

Doğum kontrol haplarının pek etkili olmadığını duydum

Hapları doğru şekilde ve zamanında alan kadınlarda gebelik şansı yüzde birden daha azdır. Pek çok kadın Doğum kontrol haplarının fazla etkili olmadığını düşünmektedir. Burada gözden kaçan nokta hapların etkisinin az olmasındaki en önemli etkenin kullanım hataları olduğudur. Bazı istatistikler konuyu anlamaya yardımcı olabilir.

• Kadınların sadece % 28′i hapları doğru şekilde kullanmaktadır.

• Sadece % 42 her gün unutmadan hap almaktadır.

• En az %16 kadının ilaç kutusunda ayın sonuna gelindiğinde hap bulunmaktadır.

• Yaklaşık % 25 vakada 1 yıl dolmadan hap kullanımı bırakılmakta ve başka bir korunma yöntemi kullanılmamaktadır.

• 3 aylık dönemde % 33 kadın hap alımını unutmaktadır.

• % 17 kadın hapları doğru sırada almamaktadır.

Bunlar “hap kullanırken” kadınların hamile kalmasına neden olan en önemli etkenlerdir.

Doğum kontrol hapı kullanan her kadın 9 ayda bir ara verip vücudunu dinlendirmelidir.

“Dinlendirmek” maksadıyla hapı bıraktırmayı gerektirecek hiçbir tıbbi gereklilik yoktur.

Dinlendirmek maksadıyla hapları bırakmak gereksizdir, çünkü:

• Hiçbir tıbbi faydası yoktur.

• Bu amaçla hapı bırakmanın tek etkisi istenmeyen bir gebeliktir.

• Hap kullanımını bırakmak ve sonra yeniden başlamak kullanımın ilk birkaç ayında görülen yan etkilerin yeniden yaşanmasına neden olur.

• Hap kullanmayı bırakan kadınlar bu ilaçların doğum kontrolü dışındaki faydalarından da yararlanamazlar.

Hap kalp krizi, inme ve kanda pıhtılaşmaya neden olur.

Doğum kontrol hapı kullanan ve sigara içmeyen kadınlarda kalp krizi ve inme riskinde artış yoktur. Bacak ve kol damarlarında pıhtılaşma riskinde bir miktar artış söz konusudur. Risk 100.000′de 5-20 den, 100.000′de 15-20′ye çıkar.

Doğum kontrol hapı sakat çocuk doğmasına neden olur.

Doğum kontrol hapı doğum arazlarına ya da gelecekte doğacak olan çocukların sağlıklarında olumsuz bir etkiye neden olmaz. Hatta hap kullanılırken gebe kalınsa bile bunun bebeğin sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur.

Bu yanlış bilgiler nereden geliyor?

Bazı yanlış bilgiler ilaca bağlı yan etkilerin ve bu etkileri sadece çok az kadının yaşadıpı gerçeğinin gözardı edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Bazıları ise aile planlamasına karşı olan bazı kişi ve kurumların yaydığı hurafelerdir.

Diğer yanlış bilgiler de çok yüksek doz östrojen ve progesteron içeren “eski kuşak” doğum kontrol haplarını kullanan kadınların yaşadığı deneyimlerden kaynaklanmaktadır.