Archive for the ‘Kadın Sağlığı’ Category

Çin Takvimi

Çin takvimi asırlardır Çinlilerin cinsiyet belirlemek için kullandıkları bir takvim sistemidir. Çinliler “çin takvimi” kullanımının %90 başarılı olduğunu iddia etmelerine rağmen bu takvim yönteminin herhangi bir bilimsel geçerliliği yoktur. Takvimin prensibi belirli yaştaki kadınların belirli aylarda cinsel birliktelik ile kaldıkları gebeliğin cinsiyetini belirlemek üzerine kurulmuştur.

Çin takvimi kullanımında örneğin 24 yaşındaki bir kadın mayıs ayında gebe kalırsa bebek kız olacak, kasım ayında erkek olacaktır. Tekrar belirtelim bilimsel niteliği olmayan bir yöntemdir.

Ayrıca Cinsiyet Hesaplamak İçin Çin Takvimi Tablosunu Kullanabilirsiniz.

Hamilelikte Dişler

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Yapılan araştırmalarda hamile kadınların hemen hemen yarısının ‘Hamilelik Gingivitisi’ denen dişeti hastalığından etkilendiğini göstermektedir.

Bu durum dişetlerinde rahatsızlık hissi, büyüme, kanama, kızarıklık ve hassasiyete yol açar. Bu dişeti hastalığı ilerlediğinde Periodontitis denen kemik erimesine yol açan ciddi bir hastalığa dönüşür. Bu durum bebeğinizin sağlığını olumsuz yönde etkiler.

Hamileliğin 2. Ayı Sorunlar Başlıyor

Dişeti problemleri genellikle hamileliğin 2. ayında başlar ve 8. ayda en şiddetli duruma ulaşır. Bunun nedeni hormonal değişimlerin bu ayda maksimum seviyede olmasıdır. Dokuzuncu ayda hormon seviyeleri düştükçe dişeti problemleri azalmaya başlar. Hormonal değişimler sadece dişetlerini etkilemekle kalmaz aynı zamanda dişler de bu değişimden etkilenir. Dişetlerinde daha fazla bakteri ve plak toplanır. Bu plak oluşumu da dişeti hastalığı ve çürümeye yol açar. Bağışıklık sistemi hamilelikte plak oluşumuna farklı tepkiler verir. Bunun sunucunda dişlerde çürümeye yatkınlık artar.

Hamilelikte Diş ve Diş Etlerine Dikkat!

Ağızda Asit Birikimi

Hamilelikte mide ekşimesi ve kusma hamileliğin beklenen yan etkilerindendir. Bu durum ağızda asit birikimine yol açar. Asit ağızdaki dişlerin minesini aşındırır ve hassasiyete yol açar. Aşırı kusma durumlarında dişler aşınarak ciddi hasara uğrayabilir.

Hamilelik Epulisi

Hamilelikte dişetlerinde ‘Epulis’ denen büyümeler oluşabilir. Bu büyümeler nodül şeklinde dişetinden dışarıya uzanan düzensiz et uzantılarıdır. Renkleri pembeden koyu kırmızıya kadar değişkenlik gösterir. Hamilelikte görülür ve zaman içerisinde kaybolabilir. Bu büyüme tehlikeli değildir ve diş hekimi tarafından kolaylıkla teşhis edilir. Kendiliğinden yok olmadığı durumda tedavisi cerrahi olarak alınmasıdır.

Hamilelik Tümörü

Granuloma veya başka deyişle ‘Hamilelik Tümörü’, dişetine yakın kısımda büyüme ile görülür. Granuloma dokunmaya karşı hassa olabilir. Fakat genellikle ağrılı değildir. Bu tümör hamilelikte kronik irritasyon tahriş veya yaralanma ile oluşur. Cerrahi olarak alınarak tedavi edilir.

Diş Bakımı

Hamilelikte ağız ve dişlerdeki olumsuz değişimler nedeniyle ağız bakımının önemi artar. Diş hekimi kontrolleri normal zamandakinden daha fazla olmalıdır. Normal zamanda 6 ayda bir yapılan bakımlar 3 ayda bir yapılabilir. Hamileler yüksek şeker içeren besinlerden uzak durmalıdır. Atıştırma tarzındaki beslenme plak oluşumunu arttıracağından, bakteriler tarafından aside dönüştürülür ve diş çürüme riskini arttırır.

Evde sıkı bir diş bakımı rejimi uygulanmalıdır. Diş fırçalama, diş ipi temizliğine ek olarak tuzlu su ile gargara ve ağız gargaraları kullanılmalıdır. Ağız gargaralarını yutulmamasına dikkat edilmelidir. Diş fırçalama her öğünden sonra tekrarlanmalıdır.

Diş Tedavisi

Hamilelikte düzenli diş bakımları, diş taşı temizliği dışında acil tedaviler yapılabilir. Bu tedaviler sırasında röntgen çekilmesi, özellikle hamileliğin ilk üç ayında (organ gelişim safhası) oldukça sakıncalıdır. Hamillikte gümüş dolgu uygulaması zararlı olabilir. Bu yüzden kaçınılmadır. Gümüş dolguların sökülmesi de civa açığa çıkaracağında hamilelikte tavsiye edilmez. Hamileliğin son döneminde tansiyon düşük olduğundan diş tedavileri hastayı yatar pozisyona getirmeden, oturur pozisyonda yapılmadır.

İşte Kadınlara Altı Altın Kural!

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Martha’s Vineyard Detoks Diyeti’nin altın kuralları, herhangi bir sağlıklı beslenme programından farklı değil. Dr. Roni DeLuz, Pegasus Yayınları’ndan çıkan ‘21 Günde 10 Kilo’ adlı kitabında yapay aromalı, katkı maddeli, hormonlu, antibiyotikli gıdalardan uzak durulması gerektiğini belirterek, “Yapay şeker ve tatlandırıcıları almayın. Yemeğinize tuz koymayın. Kereviz ve esmer su yosunu gibi doğal sodyum içeren besinler tüketin” diyor.

Dr. DeLuz, şişkinlik, hazımsızlık gibi sindirim problemlerini önlemek için besinleri tüketirken aşağıdaki altı kurala uymayı tavsiye ediyor.

1- Protein, sebzeyle tüketildiğinde daha kolay sindirilir.

2- Pirinç, tahıl, ekmek, patates, makarna, un gibi nişastalı gıdaları sebzeyle yiyin. Nişasta, sebzeyle daha kolay sindirilir. Tam tahıllı sandviç ekmeğinin içine marul, domates ya da avokado koyun.

3- Öğünlerden 2 saat önce ya da sonra meyve yiyin. Meyvedeki enzim meyveyi tek başına yediğiniz zaman daha kolay sindirilir.

4- Pirinç ve fasulyeyi beraber yiyin. Dünyanın her yerinde çeşitli pirinç ve fasulye yemekleri vardır. Bu iki besin, birleştiği zaman gerekli bütün amino asitleri içeren proteine sahip oluyor. Bunun yerine hayvansal protein de tüketebilirsiniz.

5- Omega 3 ve Omega 6 yağlarını proteinle tüketin. Vücudun proteini tek başına sindirmesi zordur, omega yağlarıyla birleşen proteini ise daha kolay hazmeder. Somon, sardalye ve uskumruda bu yağlardan bolca bulunur. Bu protein karışımına keten tohumu yağı da ekleyebilirsiniz.

6- Haftada 3 kereden fazla hayvansal protein tüketmeyin. Hayvansal proteinde damarları tıkayan doymuş yağ bulunur. Bunun yerine, sebze, pirinç, fasulye, fındık gibi daha hafif ve gerekli yağ asitlerini içeren protein tüketin. Gerekli yağ asitleri ve ketentohumu damarları tıkamaz.

ALIŞVERİŞ YAPARKEN DiKKATLİ OLUN

* Bir markete girdiğinizde taze sebzelerin ve daha az işlenmiş gıdaların olduğu alanda zaman geçirin.
* Hazır yiyecekler bölümünden uzak durun. Trans yağ, tuz, yağlı süt, tereyağı, şeker ve yapay aromalar içeren kızarmış yiyecekler sağlığınız için çok zararlıdır.
* İşlenmiş gıdaların etiketini okuyun. Adını bile okuyamadığınız kimyasallar içeren gıdaları almayın.
* Meyve, sebze, balık yiyerek kalsiyum alın. Kalsiyum hapı da kullanabilirsiniz. Amerikan Beslenme Birliği, kadınların günde 1.200 – 1.500 mg kalsiyum, erkeklerin ise 1.000 – 1.200 mg kalsiyum almaları gerektiğini belirtiyor.

SİNDİRİMİN VAZGEÇİLMEZ 3’LÜSÜ

PREBİYOTİK:
İyi bakteri tüketerek vücudumuzun sindirime yardımcı olabilir, bağışıklık sistemimizi güçlendire- biliriz. Meyveli yoğurt tavsiye etmiyorum çünkü meyve ancak yalnız yendiğinde kolay hazmedilir. Akşam yemeğinden sonra bir porsiyon yoğurt yiyin. Yoğurt sevmiyorsanız, prebiyotik takviye alın. Fakat, yeme alışkanlıklarınız ve bağırsak sağlığınız kötüyse dünyanın bütün prebiyotiğini de yeseniz işe yaramaz.

LİF:
Kabızlığı önler. Diyabet ve kalp hastalığı riskini azaltır. Kilo vermeye ve verilen kiloyu korumaya yardımcı olur. Tokluk hissini çabuk yaşarsınız ve aşırıya kaçmamış olursunuz. İki çeşit lif vardır; suda çözüne- bilen ve çözünemeyen. Vücudun bu iki çeşide de ihtiyacı vardır. Tahıl, buğday tohumu, fındık, yulaf, bezelye, fasulye, elma, havuç, arpa gibi bol lif içeren besinler tüketin.

GEREKLİ YAĞ ASİTLERİ (EFA): Vücut bu yağları üretemediği için bunları çeşitli besinlerden almak zorundayız. EFA eksikliği, obezite, kalp krizi, felç, kanser, diyabet, depresyon, astım, deri veremi ve dikkat bozukluğu gibi hastalıklara yol açabilir. Somon (omega 3), tahıl, fındık, keten tohumu (omega 6), zeytinyağı (omega 9) ile zengin bir salata sosu hazırlayabilirsiniz.

Gebelikte ilişki

Halk arasında erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikri hakim olmasına rağmen bunun hiç bir bilimsel dayanağı yoktur.

Gebelik ilerledikçe ve anne adayı kendisinde gerçekleşen bu değişime uyum sağladıkça cinsel istekte de bir artış görülebilir, ancak rahimin iyice büyümesi ile birlikte cinsel ilişki teknik olarak zor bir hal alır. Bu durum zaman zaman anne adayında ağrı ve acıya neden olabilir. Bu nedenden ötürü gebeliğin son dönemlerinde cinsel istekte yeniden azalma görülebilir.

Her şeyin normal olarak gittiği durumlarda son dört haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Bu dönemde erkeğin ejekulasyon sıvısı (meni) içinde bulunan ve “prostaglandin” adı verilen maddelerin rahim kasılmalarını başlatarak erken doğuma sebep olabileceği düşüncesi nedeniyle ilişki önerilmemektedir.

Yine, daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda, orgazma bağlı düşük riskleri nedeni ile ilk üç ayda ilişki kısıtlanabilir.

Yaşamakta olduğu gebeliğinde herhangi bir dönemde vajinal kanama olması durumunda, düşük veya erken doğum tehtidi olan kadınlarda ilişki kesinlikle yasaklanır. Bu yasak tehlikenin ortadan kalktığı kesin olarak saptanana kadar devam eder.

Erkekte veya kadında teşhis edilmiş “genital enfeksiyon” varlığında da tam olarak tedavi tamamlanıncaya kadar yasak konmalıdır.

Riskli gebelikler sınıfına giren “plasenta previa (plasentanın önde gelmesi)” durumunda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiden kaçınmak gerekir.

Gebe kadın psikolojik korkular nedeni ile ilişkiden kaçınıyorsa bu durumu anlayışla karşılamak ve zorlamamak gerekir.
Daha kolay anlaşılabilir olması için bu bölümün geri kalan kısmı soru-cevap şeklinde hazırlanmıştır.

Soru: Gebelikte seks yapmak doğru mudur?

Cevap: Erken doğum veya düşük (abort) riski yoksa, plasenta normal yerleşimli ise, bireylerde genital enfeksiyon taşıyıcılığı yoksa gebeliğin son ayı haricinde normal cinsel ilişki önerilebilir.
Ancak ilişki sonrası karın ve kasık ağrısı veya kanama şikayeti olan kişiler ilişkiden kaçınmalıdır. Eğer gebe cinsel ilişki yönünden risk taşıyıp taşımadığını bilmiyorsa mutlaka bir doğum uzmanına gidip danışmalıdır.

Soru: Cinsel ilişki düşüğe sebep olur mu?

Cevap: Pek çok çift gebeliğin özellikle ilk üç ayı içerisinde cinsel ilişkiye girmenin düşüğe sebep olabileceğini düşünmektedir. Fakat bu dönem zarfında gerçekleşen düşüklerin pek çoğu ilişkiyle bağlı olmayıp, rahim içinde gelişmekte olan bebekteki genetik bozukluklarla ilişkilidir.

Soru: Orgazm olmak erken doğuma sebep olur mu?

Cevap: Orgazm olmak rahmin kasılmasına sebep olabilir. Fakat yapılan araştırmaların büyük bir çoğunluğuna göre, normal bir gebelikte cinsel ilişki olsun veya olmasın orgazmın, doğum eyleminin başlamasına veya erken doğuma sebebiyet vermediğini göstermektedir.

Eğer önceden prematüre (erken) doğum yaptıysanız, meme uçlarının uyarılması doğum ağrılarınızı başlatabilir.

Soru: Cinsel ilişki bebeğe zarar verir mi?

Cevap: Kesinlikle hayır. İlişki esnasında erkeğin penisi fiziksel olarak bebeğe temas etmez. Çünkü bebek, rahim kasları, amniyon sıvı ve kesesi tarafından oldukça iyi korunmaktadır.
Ayrıca rahim kanalının girişindeki mukus tıkaç (servikal mukus) semenin ve bakterilerin rahim içine geçişini engeller. Ancak, derin ilişki veya zorlama, ağrıya sebep olursa bundan kaçınılmalıdır.

Soru: Gebelik süresince cinsel ilişkiden kaçınmanın tavsiye edildiği belli bir dönem var mıdır?

Cevap: Gebeliğin son haftalarında önlem amacıyla cinsel ilişkiden kaçınmayı tavsiye edilmektedir.

Gebeliğin son ayında haftada birden fazla cinsel ilişkiye girmenin, rahim içi enfeksiyon riskini arttırdığını ifade eden bir çalışma vardır.
Ancak bu çalışmayı destekleyen başka araştırmalar mevcut değildir.

Yine, gebeliğin herhangi bir döneminde;
Vajinal kanama
Amniyon suyunun gelmesi
Servikal yetmezlik (Rahim kanalın normalden kısa ve geniş olması)
Erken doğum ve düşük risklerinin varlığı veya önceki gebeliklerinde bu problemleri yaşamış olanlar
Plasenta previa (plasentanın rahim kanalının ağzını tıkaması) gibi durumlar ortaya çıkarsa, doğum uzmanı muhtemelen cinsel ilişkiden kaçınılması gerektiğini söyleyecektir.

Örneğin, ikiz gebelik gibi erken doğum ihtimalinin yüksek olduğu diğer riskli durumlarda da, gebeliğin altıncı ayından sonra cinsel ilişkiden kaçınmak gerekebilir.

Eğer gebede daha önceden geçirilmiş düşük veya erken doğum hikayesi varsa yine cinsel ilişki tavsiye edilmeyebilir.

Soru: Gebelikte cinsel ilişki esnasında prezervatif kullanımı önerilmekte midir?

Cevap: Gebe olsun veya olmasın, yeni veya birden fazla kişiyle cinsel ilişkiye giren tüm kadınlar (poligamik kadınlar), cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için prezervatif kullanmalıdır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar kapan tüm gebeler, bebeğe zarar verebilecek enfeksiyonlara açıktır ve erken doğum yapma olasılıkları vardır. Hepatit B, Hepatit C, HIV (AIDS) ve Herpes mikroorganizmaları cinsel ilişki ile bulaşan ve doğum yoluyla bebeğe aktarılabilen enfeksiyon etkeni ajanlardır.

Soru: Kadının cinsel arzuları gebelikten nasıl etkilenir?

Cevap: Gebeliğin ilk üç ay, ikinci üç ay ve son üç ay olmak üzere üç ayrı dönemi vardır. Her dönemin özellikleri birbirinden farklı olduğu gibi bu dönemlerdeki cinsel istek ve arzular da farklıdır.
Gebeliğin adaptasyon dönemi olan ilk üç ayında cinsel arzularda genel olarak bir azalma gözlenebilir ve bu durum çiftin cinsel hayatını etkileyebilir. Bu dönemde değişen hormon dengeleri, bitkinlik, halsizlik, bulantı ve kusmalar ile kadının kendini güçsüz ve çirkin hissetmesi cinsel arzuları olumsuz yönde etkileyebilir.

İkinci üç ay boyunca, cinsel dürtülerde bir takım değişiklikler meydana gelmeye başlar. Göğüslere ve cinsel organlara giden kanın artışıyla beraber cinsel dürtüler normale dönebilir. Hatta göğüslere ve cinsel organlara giden kanın artması, kişinin kendisini daimi olarak cinsel ilişkiye hazır hissetmesine sebep olabilir. Bu nedenle ilişki esnasında dürtülerde artış bile meydana gelebilir.

Son üç aya girildiğinde ise gebeler genelde cinsel arzularının tekrar azalmaya başladığını hissederler. Büyük bir karın cinsel ilişkiyi fiziksel olarak zorlaştırabilir. Bunun yanında artan yorgunluk, sırt-bel-karın ağrıları, artan vajinal akıntı ve mantar enfeksiyonları, vajendeki ödemlenme sonucunda ilişki anında hissedilen acılar gebeyi yeniden cinsel ilişkiden uzaklaştırabilir.
Son dönemdeki bir çift, birbirini zorlamadan rahat hareket edebilecekleri pozisyonlarda seks yapmayı deneyebilir.

Soru: Gebelikte cinsel ilişki sırasında hangi pozisyonlar denenebilir?

Cevap: Değişik pozisyonları denemeniz gebelik boyunca faydalı olabilir. Örneğin çok kullanılan erkeğin üstte olduğu yol, son dönemlerdeki bir gebelikte karnın yaptığı basınca bağlı hem anneye rahatsızlık verecektir, hem de çocuğun kan dolaşımını bozacaktır.

İleri gebelik haftalarında, daha çoklukla kadının üstte veya yanda olduğu, kadının hareketlerine yön verebileceği pozisyonlar tercih edilebilir.

Gebelik hormonları etkisiyle vagina salgısının artması tüm vücutta olduğu gibi vaginada da oluşan ödem nedeniyle ilişki sırasında ağrı duyusu olabilir.

Soru: Çiftler tüm bu cinsel arzu değişiklikleriyle nasıl başa çıkabilirler?

Cevap: Gebe kadın, eşinden cinsel ilişki isteği olmaksızın şefkat bekleyebilir. Fakat erkek de bu isteksizliği bir reddedilme olarak algılayabilir.

Önemli olan çiftlerin birbirinin isteklerini ve arzularını açıkça konuşabilmesidir. Diğer seks yöntemleri de konuşulabilir. Örneğin oral seks, masaj veya mastürbasyon denenebilir.

Soru: Neden gebelikte seks konusunda fazla konuşulmamaktadır?

Cevap: Konu hakkındaki bilimsel yayınlar kafa karıştırıcıdır. Diğer bir neden ise bazı hekimlerin hastalarıyla cinsel konularda konuşmaktan rahatsızlık duyması olabilir. Bu sebeplerden dolayı, çiftler gebelik esnasında cinsel ilişkiden kaçınmaları gerektiği mesajını alabilirler.

Aslında cinsellik ve cinsel istek, insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı, varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Buna rağmen bu konu maalesef hala bir tabu konumundadır.

Soru: Doğumdan ne kadar süre sonra çiftler cinsel ilişkiye girebilirler?

Cevap: Doğru cevap çifte göre değişir. Genellikle, rahatsızlık veren bir sorun yok ve her şey yolunda gidiyorsa normal doğum veya sezaryenden 20-25 gün sonra cinsel ilişkiye başlanabilir. Fakat çiftler, anne-baba olduktan sonra cinsel ilişkilerinde de bir takım değişiklikler yaşarlar. Bu da çok normaldir ve eğer kafalarda bir takım soru işaretleri oluşmuş ise en iyisi çiftin güvendikleri bir jinekoloğa muayene olduktan sonra karar vermeleridir.

Doğum sonrası korunma

Gebeliğini tamamlamış yada gebeliğinin sonuna gelmiş bayanlarda önemli bir sorun ve meraktır “Doğumdan sonra neyle korunacağız?” düşüncesi… Bu amaçla doğum sonrası lohusaların neyle ve nasıl korunmaları gerektiğinin bilgisini vermeye çalışacağım bu makalede…

Öncelikle bilinmesi gereken şudur ki; yeni doğum yapmış annelerin postpartum ilk 6 haftasına lohusalık (puerperium) adı verilir. Halk arasında söylenen “lohusa’nın bir ayağı mezardadır” tabiri çok da yanlış sayılmaz aslında. Gerçekten gebelik boyunca bütün rezervlerini, gücünü, kanını, besin maddelerini, kalsiyumunu vs bebeği için harcamıştır anne. Bu nedenle hem gebelik sırasında hem de erken postpartum dönemde anne; fiziksel ve mental olarak desteklenmelidir. Zira doğum sonrası hüznü ve depresyonu denilen psikolojik problemler de lohusayı bekleyen önemli sorunlardır. Çünkü bu bağlamda sağlığın tanımını hatırlarsak: “Kişinin yalnız bedenen değil ruhen de tam iyilik halidir” sağlık…

Bu nedenle özellikle eşi ve yakın çevresi açısından çok zor geçmiş bir gebelik süreci ve zor geçecek bebek büyütme dönemi, uykusuzluklar, anemi durumlarına bağlı halsizlik, yorgunluklar hep üstüste eklenecektir. Destek ileri derecede önem arzedecektir bu dönemde.

Laktasyon döneminde diyetisyenler normalden çok daha fazla kalori ilave etmektedirler lohusaların diyetine. Çünkü, anne karnında iken, göbek kordonundan alınan besinler, şimdi de süt yoluyla anneden çekilmekte ve anne zayıf düşürülmektedir. Dolayısıyla replasman yani yerine koyma da had safhada olmalıdır.

Korunma yöntemlerine gelince; erken postpartum dönemde “löşi” denilen lohusa akıntıları, bir süre devam eder ve eş zamanlı olarak rahim kendisini toplamaya ve eski haline gelmeye çalışır.

Literatürde postpartum ilk 1,5 aydan önce emziren annelerde gebeliğe rastlanılmamıştır. Ancak bu dönemden sonra, anneye ve bebeğe zararı olmayan yöntemlere mutlaka geçilmelidir. Halk arasındaki yaygın kanı olan “süt korur” mantığına uyulması, beraberinde bir çok gereksiz kürtajı getirmektedir.

Bu amaçla 2. Aydan sonra ria (spiral) uygun bir yöntemdir.(Hormonlu yada bakır) Ya doğumdan hemen sonra ya da 2. aydan sonra takılması önerilmektedir. Hormon salgılamayan mekanik bir yöntem olması nedeniyle tercih edilebilecek bir yöntemdir ria. Diğer bir yöntem ise 150 mg medroksi progesteron asetat (depo provera) içeren 3 aylık iğne yöntemidir. Sadece gebelik hormonu içermesi nedeniyle emziren annelerde güvenle kullanılabilen koruyuculuğu oldukça fazla olan etkin bir yöntemdir. Ard arda 3-4 sefer yapıldığında, ilaç kesilse bile 9 aya kadar gebeliğe engel olabilmektedir. Diğer metodlar olarak, bariyer metodlar (vajinal spermisidler, servikal (bayan kondomu) kondom,erkek kondomu,jel, köpükler) ve implanon adı verilen sol kola takılan progesteronlu implant sistemi de lohusa da kontraseptif amaçlı kullanılabilir. Doğum kontrol hapları ve aylık iğne (mesigyna) gibi östrojen içeren uygulamalar anne sütünden bebeğe geçmesi nedeniyle erken postpartum dönemde uygun değildir ve seçilmemelidir.